Kültür Emperyalizmi ve Dilimiz Türkçe–Onur Altınkök

Kültür, dilimize Fransızca kökenli “Cultura” kelimesinden geçmiştir. Geçmişte dilimizde Ziya Gökalp’in vurgulayarak kullandığı “hars” kelimesiyle ifade edilmiştir. Daha sonra bu kelime “kültür” olarak kullanılır hale gelmiştir.

Kültür kavramıyla ilgili tanımların en ünlüsü Edward TAYLOR tarafından yapılmıştır. Taylor’a göre kültür, ‘bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, örf ve adetlerden ve insanın toplumum bir üyesi olarak elde ettiği bütün yeteneklerden oluşmuş karmaşık bir bütündür.’ Kültürü genel olarak şöyle tanımlamak mümkündür, ‘insanoğlunun ihtiyaçlarını gidermek amacıyla meydana getirdiği maddi ve manevi unsurların hepsidir.’

Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan, duygu ve düşüncelerimizi ifade etmemize yarayan doğal bir araçtır. Dil, bir milleti birleştiren, o milletin ortak malı olan, hülasa; milleti millet yapan en önemli unsurlardan birisidir. Milletin dünya görüşü, yaşam felsefesi, o milletin dilinde tezahür eder. Bu yönüyle dil, kültürü oluşturan temel öğelerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dil kültürün aynasıdır. Kültür, bir toplumun ürettiği bütün değerler iken; bunun sergilenmesi de dil sayesinde sağlanır.

Atsız, dili milletin en önemli değeri olarak göstermiştir: ‘Ordusunu kaybeden bir millet tehlikededir. İstiklalini kaybeden millet korkunç bir felakete düşmüştür. Dilini kaybeden milletse yok olmuş demektir. Kudretli Asuri devleti ve milleti mahvoldu. Dilini de kaybettiği için yalnız tarih kitaplarında okunan bir varlık olarak kaldı. Asurilerin onda biri kadar kuvvetli ve ehemmiyetli olmayan birçok milletler ise dillerini saklamak sayesinde asırlar sonra yine dirilebildiler’ diyerek dilin önemini vurgulamıştır.

Ural – Altay dil grubunun Altay dilleri ailesinde yer alan, dünyadaki en zengin dillerden biri olan Türkçe en çok konuşulan 5. dil durumundadır. Türkçe’yi Doğu Türkistan’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne kadar çoğunluğu Orta Asya’da olmak üzere 220 milyon insan konuşuyor.[4] Çok geniş topraklara yayılan Türkler, fethettiği yerlerde asimilasyon politikası uygulamamasına rağmen Türkçemiz dünyada en çok konuşulan 5. dil olmayı başarabilmiştir.

Emperyalizmin önemli bir kolu ve çağımızda en yaygın kullanılan türü olan kültür emperyalizmi, bir kültürün diğer kültürü sömürgesi altına almasıdır. ‘Batı’ olarak adlandırdığımız devletlerin, siyasal ve ekonomik açıdan güçsüz olan diğer ülkelere, kendi uydurduğu değerleri, ‘moda’, ‘trend’ diye yutturması ve sonuç olarak beyinlerini boşalttığı toplumu, ürettiklerini satın almaya gönüllü olarak razı etmesidir. Bu konuda en önemli görev de medyaya düşüyor. Dünya üzerindeki gelişmeleri medya aracılığıyla takip eden insanlar, batı kültürünün değerlerini sindirip, hayatlarını da o yönde şekillendiriyorlar. Allanıp pullanıp

dayatılarak önlerine sunulan bir kültürün içine giriyorlar, böylece kültür emperyalizmi meydana geliyor.

Kültür emperyalizmine maruz kalmış bir Türk genci, yabancı bir şarkıyı bilmediği için kendisini cahil hissedebilir ama türkülerimizden bihaber olması ona göre son derece normaldir. Tanrı inancına sahip olmayan ve bütün dinleri insan icadı olarak gören birisi bile kültür emperyalizmi sayesinde Noel kültürüne aşina olabilir, Noel adetlerine sempati ile yaklaşabilir. Günümüzde ‘kahve’ denildiğinde hangimizin zihninde ‘nescafe’ canlanmıyor? Kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olan kahvemizden bahsederken adeta bir yabancı gibi ‘Türk kahvesi’ demiyor muyuz?

Kültür emperyalizminin ülkemizdeki en belirgin yansıması şüphesiz ki dil yozlaşmasıdır. Dilin yozlaşmasında teknolojinin bilinçsiz kullanılması büyük bir rol oynamaktadır. Özellikle son on yılda başta bilgisayar ve cep telefonu olmak üzere teknolojinin sunduğu imkanlar yaşamımızda iyice yer etmeye başladı. Teknolojinin, çağımızın vazgeçilmezi olduğu ve faydalarının yadsınamayacağı bir gerçek. Ancak ‘okur-yazar toplum’ olmadan ‘teknoloji toplumu’ olmamız, bizi dönüşü olmayan bir felakete doğru hızla sürüklemektedir.

Aslında kendisi de yabancı kökenli bir sözcük olan teknoloji, dilimizi esir almış durumda. Her ne kadar ‘computer’ yerine ‘bilgisayar’ sözcüğünü benimseyebilmiş olsak da, bilgisayarın aygıtları olan ‘hard disk’, ‘keyboard’, ‘chip’ gibi sözcükler için bir karşılık üretememişiz. Teknolojik icatların, örneğin ‘notebook’, ‘MP3 Player’, ‘LCD’, ‘plazma’ gibi sözcüklerin Türkçe karşılığını bulma gayreti bile göstermeden benimsemişiz.

Kültür emperyalizmi, insan zihniyle alakalıdır. Dolayısıyla normal emperyalizmden farklı olarak, kültür emperyalizmine maruz kalan kişi, bunu kendi rızasıyla yapmaktadır. Yani kültür emperyalizmini uygulayanlar kadar, buna maruz kalanlar da suçludur. Yazılı, görsel ve sosyal medyanın teşvikiyle batı kültürüne özendirilen gençler, özellikle sanal ortamda dilimizi adeta katlediyorlar. Türkçe kelimeleri kısaltarak yazıp, İngilizce kelimelerle ‘süsleyerek’ yarı İngilizce-yarı Türkçe bir ‘internet dili’ oluşturdular. Şimdi bir de ‘çeviri yoluyla anlatım’ çıktı. Türkçe sözcükler, yabancı kalıplı sözcüklerle birleştirilerek ifade ediliyor. Örneğin ‘çay içmek’, ‘kahve içmek’ yerine ‘çay almak’, ‘kahve almak’(take a coffee); ‘özür dilerim’ yerine ‘üzgünüm’(sorry) gibi kullanımlar yaygınlaştı.

Dilimizin yozlaşmasının bir vahim örneği de iş yerlerine verilen yabancı isimlerdir. Öyle ki; işlek caddelere çıktığımızda kendimizi yabancı bir ülkede sanmamak elde değil. Genel kanının aksine bu durumu sadece büyük şehirlerimizde görmüyoruz. Samsun’un en yoğun nüfuslu bölgelerinden İlkadım ilçesinde yer alan Çiftlik Caddesi’nde bulunan iş yeri adları üzerinde yapılan araştırmaya[1] göre iş yeri adlarının %37,8’i tümüyle yabancı, %53,8’i karma, %8,4’ü de Türkçe kökenli sözcüklerden oluşmaktadır. Küçük bir yiyecek işletmesinin tabelasında ‘Anatolia Cafe ve Restaurant’ yazmaktadır. Bu adlandırmada dilimize sokulmaya çalışılan ve Türkçede karşılıkları bulunan ‘cafe’ ve ‘restaurant’ sözcükleri kullanılmakla kalınmamış, Türk milletinin ‘Anatolia’ söyleyişini ‘Anadolu’ olarak değiştirmesi gibi tarihi bir milli eylem hiçe sayılmıştır. İş yeri adlarındaki yabancılaşmanın boyutunu gösterecek

başka bir örnek de ‘SLM’s Hershey’ adlı giyim mağazasıdır. SLM harfleri ile anlatılmak istenen bir insan adı olan Selim’dir. İngilizce bir ek olan kesme işareti ile ayrılmış s ise okunuş itibariyle ortaya ‘Selim’in’ şeklinde bir anlam çıkartmıştır. Yine ‘hershey’ şeklinde yazılan sözcüğün vatandaştan ‘her şey’ şeklinde okunması istenmiştir. Yani vatandaş bu tabelada yazanları bir İngiliz’mişçesine ‘Selim’in Her şeyi’ olarak anlamlandıracak. Bir Türk ilinde, ana dilleri Türkçe olan insanlardan kendi yurtlarındaki tabelaları kendi dillerinin gerektirdiği şekilde değil de yabancı bir dilin kurallarını uygulayarak okulamalarını ve anlamalarını istemenin hakaret olarak görülmemesi için bir neden kalmıyor.

Unutulmamalıdır ki, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi vatanı düşman tarafından işgal edilebilen bir millet kendisini savunabilir, vatanını yeniden kazanabilir. Bir millet ana yurdundan ayrılarak kendisine yeni yurtlar da edinebilir. Ancak yabancı bir kültürün istilasına maruz kalan bir ülke, zamanla işgalcinin bir benzeri haline gelecektir ve bu yolun dönüşü yoktur. Atasözümüzün dediği gibi; ‘İl gider, töre kalır.’ Bu köhne düzene karşı elbet bir Karamanoğlu Mehmed Bey çıkıp ‘ Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmaya!’ diye haykıracaktır.

 

 

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter