Kültür Emperyalizmi – Bahar Aktaş

Aklımızı kiraya verdik hem de hiçbir karımız olmadan…

Evet “Dünyayı Medenileştirme” adı altında emperyalist güçlerin önümüze getirdiği ya da tepeden indirdiği her şeyi sorgusuz sualsiz hatta kendi rızamızla kabul ettik, ediyoruz.

“Siz neyi medenileştiriyorsunuz ?” “Kimi, ne sebeple medenileştiriyorsunuz ?” “Buna ihtiyaç var mı?” diye sormuyoruz. Niye soralım ki, ne gerek var şimdi zaten önümüze her şeyin hazırı geliyor ama her şeyin…

Bir yandan da kültürümüz geleneklerimiz, göreneklerimiz de erisin gitsin bu güzelliklerin yanında kültürü neden önemseyelim değil mi? Zaten onunda hazırı var. Avrupa ya da bizden daha medeni insanlar(!) diyelim bizim için bir kültür oluşturmuş içi boş olsa da şimdi ayıp olur bizleri medeniyetle tanıştıran insanlara kendi kültürümüzü bırakıp onlarınkini yaşayalım.

O kadar da değil diyeceksiniz ama inanın tam da o kadar! Neden mi?

Hayatta bazı olayların tesirini hemen göremeyebiliriz. Tesirini fark etmemiz için üzerinden uzun yılların geçmesi gerekebilir. Ancak bunu fark ettiğimiz zaman çok geç olabilir. Tıpkı kültürümüzden koparıldığımızı fark ettiğimiz ya da edemediğimiz gibi.

Avrupa’nın ya da siz onları nasıl tanımlarsanız tanımlayın “emperyalist güç” “daha medeni insanlar” “kurtuluşumuz” vs. vs. bize pazarladığı en önemli malları kültürleridir. Kültürlerini öyle bir allayıp pullayıp pazara sunarlar ki onlar gibi olmak için canımızı dişimize takıp korkunç bir mücadeleye sokarız kendimizi, maddi manevi hiç fark etmez. Sunumlarını yaptıkları şeyleri o kadar güzel ve albenili yaparlar ki halk ister istemez bir karmaşanın içinde bulur kendini.

“Avrupalı olmayan, Avrupalı olması da gerekmeyen ama beklenen toplumumuz, geçmişle olan köprülerin yıkılmış olması dolayısıyla ve köprüler atılmış olduğu ölçüde, ruhi ve fikri sahada ortaya çıkan boşluk karşısında nefsini müdafaa edemedi. Fikirde, edebiyatta, davranışta, kıyafette, tek kelime ile madde ve manada yabancı ve çok defa yozlaşmış modalar hüküm sürmeye başladı.”

Avrupalı gibi giyip Avrupalı gibi yiyip içiyoruz.( Türkiye yemek kültürünü değiştirmede dünya ülkeleri arasında 1. sıradadır.) Avrupalı gibi düşünmeye çalışıyoruz halbuki böyle bir zorunluluğumuz yok. Biz Türküz ve Türk gibi düşünmek en doğal olanı. Kendimize çektirdiğimiz bu işkenceden ötürü ister istemez bir kültür boşluğunun içine düşüyoruz. Geçmişimizden bizi biz yapan maddi manevi bütün değerlerimizden uzaklaşıyoruz. Bazen lutfedip de Müslüman- Türk olduğumuzu hatırlıyoruz fakat bir yandan da sözde medeni insanlar gibi davranmaya çalışınca bir kaosun, karmaşanın içine düşüyoruz. Medeniyetin ne olduğunu bizlerden öğrenenlere boynumuzu eğer olduk, ellerinde deyimi yerindeyse oyuncak olduk.

“Medeniyet” onların yaptıkları işi masum göstermelerini sağlayan bir kelimeden ibarettir tıpkı bir kılıf gibi.

Avrupa’nın acımasızca uyguladığı kültür emperyalizminin karşısında bizlerin yapması gereken şey önümüze sunulanı sorgulamak ve bunu Türk İslam kültürü ve medeniyeti çerçevesinin bilinci içinde gerçekleştirmek, kim olduğumuzu unutmadan.

İçi inceliklerle dolu bir medeniyetin kültürü olan Türk İslam kültürünü yavan, içi boş bir Avrupa kültürüne tercih etmek delilikten başka bir şey değildir kanımca. Neydi Cumhuriyet devletinin hedefi “muasır medeniyetler seviyesine erişmek” değil miydi?

Nasıl erişeceğiz bu hedefe?

Kendimizi yok sayarak mı? Kültürümüzden utanarak mı? Şişirilmiş bir batı kültürünün içersinde kendimizi kaybederek mi? Böyle yaşayarak özümüze yabancılaşmaktan başka hiçbir şey ele geçmez. Ki böyle bir durumu da ele geçen bir şey olarak ne kadar tanımlayabiliriz…

Avrupa’dan çok Avrupacı olmak ya da Avrupacılık oynamak bize eğlenceli geliyor herhalde aydın olmak adı altında. Zaten bugün bize kültürlerini her türlü pazarlayan emperyalistlerin toplum içerisinde en çok değer verdikleri aydın(!) kesimdir. Çünkü aydınlar, Avrupacı olursa onların yapacağı başka hiçbir şey kalmıyor. Kendilerine yabancılaşan kültürlerini unutup batı kültürü içinde boğulan aydıncıklar zaten onların yapmak istediklerini yapacaklardır…

Bir toplum tamamen ortadan kaldırılmak istendiğinde ilk iş gençleri ele geçirmektir. Emperyalist batı bunun bilincinde olacak ki kozlarını sürekli gençlere oynamaktadır. Hayat tarzları, felsefeleri, düşünceleri, duyuş ve zevk alışları dahi öyle bir işliyor ki Avrupa kültürünü görmekten aslımızı yaşayamıyoruz. İngiliz ya da Amerikan ya da Fransız bayrağı baskılı tişörtleri, şortları giyince İngiliz, Amerikan ya da Fransız olmuyoruz. Falanca markanın kolasını içmiyoruz diye falanca cemaate üyede olmuyoruz. Sadece en azından yiyecek ve içecek kültüründe emperyalizmin sömürgesinde dorukları yaşayan ülkemizde hiçbir değeri olmayan sadece etiketine ( emperyalizme) para ödenen bir ürünü tercih etmemiş oluyoruz.

Emperyalizmin en kuvvetlisi olan “Kültür Emperyalizmi”nden aile ilişkilerimiz de birçok yönüyle olumsuz olarak etkilenmiş yaşayışımız tarifini yitirmiştir. Geniş ailelerden sıkılır olduk, tek başımıza yaşamak ister olduk. Böylesi daha medeni(!) daha özgürlükçü(!) gelmeye başladı. Bunlarda kültürlerini ne kadar güzel pazarladıklarının bir başka göstergesidir.

Bir kültürü yok etmenin en etkili yollarından bir tanesi de dillerini ortadan kaldırmaktır. Eski Türkçeyi bilmiyoruz hadi geçelim eskisini Türkiye Türkçesiyle bile bir cümle kurarken 5 kelimeden 3 ‘ü yabancı diğer 2’si meçhul.. Şiir yazamaz, kompozisyon kuramaz olduk, en basit konularda bile düşüncelerimizi dillendiremez olduk . Çünkü insan düşündüğü gibi yazar nasıl düşünürse kendisini öyle ifade eder. Yabancı gibi düşündüğümüz için bizi biz gibi ifade edemez olduk. İnceliklerimizi her geçen gün kaybediyoruz çünkü. En basitinden, kültürümüzün en güzel şekilde yaşamasını sağlayan türküler unutulmaya yüz tuttu dinlemez olduk. Bütün dünyanın dinlediği tek tip müzikleri anlamsız cümlelerle kurulmuş içi boş şarkıları büyük bir zevkle dinler olduk.

Mehmet Akif’in deyimiyle “tek dişi kalmış canavar” hayranlığı diz boyu oldu memlekette. Dinini yaşamayan, dilini konuşmayan bir Türk gençliği…
Zenginliklerimizin farkına vardığımız gün ve bunu Allah’ın bize bahşettiği bir nimet olduğunu kavradığımız gün kurtuluşumuz olacaktır. Ruhumuzun yeniden canlandığı gün milleti Millet yapan değerlerin birleştiği gün olacaktır…

Ayakları yere sağlam basan Türk gençlerinden daha tehlikeli bir silahın olduğunu düşünmüyorum…

Kültürümüze sahip çıkarak sömürgeci emperyalistlerin içinde daha fazla asimile olmadan, uyanmamız ve memlekete ışık olmamız dileğiyle…


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter