Kırım’ın İşgali Sonrası Bölgedeki Türkleri Bekleyen Tehlikeler – Murat Aydınlı

“Bala çağa vatanım dep köz yaşın döker
Kartlarımız emenç yayıp dualar eder
Men bu yerde yaşalmadım yaşlığıma toyalmadım
Vatanıma hasret kaldım ey güzel Kırım”

Bu dizeler sürgün yıllarından sonra Kırım Türkleri arasında dile gelmiş bir halk türküsünün sözleri­dir. Bu türküde Kırım Türklerinin ana vatanlarına olan hasretin,çektiği sıkıntıların ve o dönemde yaşadık­ları acıların izlerini bulmak mümkündür. Ne yazıktır ki Kırım Türklerinin ana vatanları,kendilerine yapılan in­sanlık dışı uygulamalarla bu türküyü yazmalarına sebep olan Ruslar tarafından bugün bir kez daha işgal edilmiş durumda ve Kırım Türklerinin sesine kulak verilmezse yukarıdaki halk türküsüne benzer yeni türkülerin yazıl­ması da hiçte uzak bir ihtimal gibi görünmemektedir.

Rusya’ya karşı mesafeli yönetimlerin iş başına gel­mesiyle birlikte önce Azerbaycan kadim Türk toprağı olan Karabağ’ı,Gürcistan ise Osetya’yı Rusya’nın em­peryalist müdahaleleriyle geçtiğimiz yıllarda kaybetmiş­tir. Bu kez de Karadeniz bölgesinde stratejik bir konumda bulunan Kırım,Rusya’nın emperyalist oyunlarına kurban edilmeye çalışılmaktadır.

Ukrayna’ya bağlı muhtar bir cumhuriyet olan Kırım’ın parlamentosu nüfusun % 24’ünü oluşturan Ukraynalıların ve %13’ünü oluşturan Kırım Türk­lerinin muhalefetine rağmen Rusya’ya bağlanma kararıalması,ilaveten bu konuyla ilgili referandum ya­pılmasını karara bağlaması,Kırım Tatar Milli Mecli­si Başkanı Refat Çubarov’un yapılan bu referandumu boykot edeceklerini açıklaması,1Sivastopol’da bulunan Rus birlikleri krizin başladığı andan itibaren kademeli olarak Kırım’ın bütününü işgal etmesi, Kırım Türkle­rinin ana vatanlarının yaşadığı işgalin sadece yüzeysel anlatımıdır.Bu işgali meşru kılmak için çaba gösteren Rusya, Kırım’daki referandumun sonuçlarını kullanmak­ta ve bu referandumda Kırım’ın Rusya’ya bağlanması yönünde oy kullanan %93’lük çoğunluğu da bu işgale karşı çıkan ülkelere karşı bir koz olarak kullanmaktadır. Ancak Rusya’nın tüm dünyaya karşı referandum sonuç­larıyla baskı yapması ve bu işgali haklı göstermeye ça­lışması da Rusların izledikleri iki yüzlü politikanın bir sonucudur.

Çünkü Rusya Federasyonu Tataristan’ın 21 Mart 1992’deki referandum sonucu kabul etmemiştir.Bu ülkede yapılan halk oylamasında Siz Tataristan’ın ege­men devlet, uluslararası hukuk birimi, Rusya ve başka cumhuriyetler, devletlerle ilişkilerini eşit şartlarda huku­ki anlaşmalar yapan Cumhuriyet olmasını istiyor musu­nuz? Sorusuna evet yada hayır şeklinde yanıt vermeleri istenmiştir.Bu halk oylamasına 2.132.351 kişi katılırken 1.309.056 kişi evet oyunu kullanmış ve halk oylaması Tataristan’ın bağımsızlığı lehinde sonuçlanmıştır.2 21 Mart tarihinde halktan gelen güvenoyuna dayanarak Ta­taristan kendi anayasasını hazırlamış ve anayasa Tataris­tan Parlamentosu’nda 6 Kasım 1992 tarihinde kabul edil­miştir.Tataristan anayasanın giriş cümlesinde “Bu anaya­sa, Tataristan Cumhuriyeti’nin devlet statüsü hakkındaki halk oylaması sonucuna göre kabul ve ilan edilmiştir.” Sözünün yer alması Tataristan’ın referandum sonuçla­rına göre bağımsızlık ilan ettiğinin de en güçlü kanıtı olmuştur.Ayrıca anayasanın 1 maddesinin, Tataristan’ın egemen demokratik bir devlet olduğunun altını çizmesi 4.maddesinin de Tataristan’da iki dil: Tatar ve Rus dilleri resmi dil olarak ilan edilmesi de Tataristan’ın bağımsız bir devlet konumuna gelmesinin bir kanıtını oluşturmak­tadır.Ancak 15 Şubat 1994 tarihinde Boris Yeltsin ile Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şeymiyev arasında “Yetkileri Paylaşma Antlaşması” imzalanmıştır.

Bu an­laşma Rusya için bir zaman kazanma politikasıydı ve bu politikanın başarıyla uygulanmasından sonra Rusya 1994 yılında bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan’a kar­şı savaş açarak Tatarlar başta olmak üzere Rus olmayan diğer uluslara gözdağı verip susturması,Rusya’nın yeri geldiğinde referandum sonuçlarını nasıl göz ardı edebi­leceğinin de bir kanıtı olarak tüm dünya tarafından görül­müş oldu.Bugün Kırım’da yapılan referandumu kullanan Rusya’nın söz konusu Tataristan olduğunda neden refe­randum sonuçlarını tanımadığı ise uluslar arası siyasette tam bir ikiyüzlülük olarak ifade etmek pekte yanlış sa­yılmamalıdır.kırım

Kırım’daki yaşanabilecek muhtemel sorunları daha iyi anlamak için tarihe başvurmakta yarar vardır.M. önce 8. asırdan başlayarak, 13. yüzyıla kadar Türk göçle­ri ve yerleşimleri sayesinde, ebedi bir Türk yurdu olan Kırım’ın 1783’te Rusya tarafından işgal edilmesi böl­gede yaşayan Türkler açısından zor günlerin başlangıcı olarak kabul etmek gerekmektedir.Rusya’nın bölgeye hakim olmasıyla birlikte çok aşırı ve sistematik baskıla­ra maruz kalan Kırım Türkleri, bu baskılar ile başlayan ve 100 yıla yayılan dalgalar halinde devam eden göçe zorlanmışlar bu durumun akabinde de ana vatanları terk etmek zorunda kalmışlardır.Bu tarihte yaşanan göçün büyüklüğü dönemin kaynaklarında şöyle ifade edilmek­tedir: “Kırım’ın ve Türkiye’nin Müslüman Türk halkları arasındaki ilişkiler 1783′te Rusya’nın Kırım›ı işgalini müteakip yeni özellikler göstermeye başladı.Herşeyden önce, Kırım›dan Türkiye›ye XIX. yüzyıl boyunca ardı arkası kesilmeksizin devam eden göçler öylesine anor­mal bir tablonun doğmasına yol açtı ki, Osmanlı ülkesi­nin muhtelif bölgelerine yerleştirilmiş olan Kırım Tatar muhacirlerinin sayısı Kırım›da kalanların sayısını kat kat aştı. Bu süreç zaman içinde daha da artan oranda devam etmekteydi. Bu bakımdan, o yıllarda (ve hatta bir ölçü­de günümüzde dahi) Kırım›da Türkiye›de her hangi bir akraba ve yakını bulunmayan bir Kırım Tatarına rast gel­mek adeta imkansız gibiydi. 18 Mayıs 1944 yılında ise Sovyetler Birliği yine bir sürgün hükmü çıkarmış,bu sürgünde öncekilerin aksine bu defaKırım’da Türk bırakılmamıştır.Sovyet askerle­ri gecenin bir vakti, daha önceden tespit olunan Kırım Türklerinin evlerine zorla girerek insanları uykularından kaldırmış ve 15 dakika içinde bulundukları yerlerin mey­danında toplanmalarını söylemişlerdir. Ne olup bittiğini anlamayan ve uykunun vermiş olduğu şaşkınlığı da üze­rinden atamayan Kırım Türklerinin yanlarına, kararname­de belirtilenin aksine sadece taşıyabilecekleri eşyalarını almalarına izin verilmiş, birçok yerde buna dahi müsa­ade edilmemiştir.Evlerinden çıkarılan halk bulundukları yerin meydanlarında, tarlalarda veya uygun görülen baş­ka yerlerde toplanarak yük trenlerine bindirilip insanlık dışı bir uygulamayla vatanlarından sürgün edilmişlerdir. Sürgün sonrasında dağıtılan Kırım Türkleri Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan ve Ural bölgesinde zorunlu iska­na tabii tutulmuşlardır. Bugün dahi bu coğrafyalarda 500 bin Kırım Türk’ü yaşamaya devam etmektedir.4

Tabi tutuldukları zorunlu sürgünden sonra hakları­nı aramaya devam eden Kırım Türkleri birçok protes­to mitingleri düzenleyerek tüm dünyanın dikkatini bu sürgüne çekmeye çalışmıştır.Bu mitinglerin en büyüğü şüphesiz 23 Temmuz 1987 günü Sovyet rejiminin kalbi olarak kabul edilen Kızıl Meydan’da toplanan yüzler­ce Kırım Türkünün gerçekleştirdiği mitingdir. Mustafa Cemiloğlu’nun önderliğinde tertip edilen bu gösteri, ora­da bulunan yabancı basın mensupları tarafından bütün dünyaya aksettirilmiş ve tüm dünya kamuoyu tarafından ilgi ve dikkatle takip edilmiştir.Bu haklı tepkilerin sonucunda geri adım atan Sovyetler Birliği 14 Kasım 1989’da sadece Kırım Türklerinin değil sürgüne tabi tutulan diğer Sovyet vatandaşlarının da yurtlarına geri dönebileceklerini belirten bir deklarasyon yayınla­mıştır. Netice olarak, 1944 yılından beri Kırım Türkle­rinin vatana dönüş uğruna verdiği mücadeleler geç de olsa meyvesini vermiş ve kitleler halinde vatana dönüş başlamıştır. Bunun neticesinde, 1987 yılında Kırım’a yerleşen Kırım Türklerinin sayısı 2300, 1988’de 19.3000 kişi iken, bu sayı 1989’da 28.000’e yükselmiştir.Bugün ise Kırım’da 300 bini aşkın Kırım Türk’ü yaşamaktadır. 5

Bütün bu acı tarihin sahibi olan Kırım Türklerinin vatanlarının Rusya tarafından bir kez daha işgal edilme­siyle birlikte bölgedeki Türkleri bekleyen birçok sorun ortaya çıkmaktadır.Rusya’nın işgali başlattığı ilk günler­de dahi Kırım Türklerine zulüm uygulaması bu görüşü kanıtlanmaktadır.Rusya’nın Kırım’ı işgaline tepki ola­rak 3 Mart’ta düzenlenen protesto mitinginde 3 çocuk babası Reşat Ametov mitinge katıldığı gerekçesiyle Rus askerleri tarafından işkence edilerek şehit edilmesi de Kırım’da yaşanması muhtemel olayların bir yansıması olarak görülmelidir.3 Mart›ta askerlik şubesine gitmek üzere saat 7.30′da Akmescit’teki evinden ayrılan Reşat Ametov, aynı gün en son Lenin meydanındaki eylemde görüldüğü bilinmektedir. Daha sonra milisler tarafından bilinmeyen bir yere götürüldüğü tahmin edilen Kırım Türk’ü şehidimiz 15 Mart günü Karasupazar Bölgesi Or­talan Köyünde bulunmuştur.Şehidimizin işkence gören naşını, Kırım Tatar Milli Meclisi Hukuk Bölümü Başkanı TeyfukGafarovla birlikte Reşat Ametov’un eşi ZarinaA­metova tarafından teşhis edildiği Kırım Türkleri tarafın­dan açıklanmıştır.6

kırımKırım Türklerine uygulanan bu baskı ve şiddet olay­ları sistemli bir planın parçasıdır.Aynı 1783 işgalinden sonra uygulanan yıldırma ve yıpratma politikasının, Rusya’nın Kırım’ı işgale başladığı ilk günlerden itibaren tekrar uygulanmaya başlanmasıyla birlikte Kırım Türkle­ri ana vatanlarından tekrar ayrılmaya başlamıştır.Son ola­rak Ukrayna’nın Lvov bölgesinden Polonya’ya çıkış ya­pılan ‘Şegini’ sınır kapısında 17’si çocuk olmak üzere 32 Kırım Tatarı Polonya’dan sığınma talebinde bulunduğu Polonya hükümetinin de bu sığınma talebini kabul ede­rek Kırım Türklerini ülkesine aldığı bilinmektedir.Ayrıca Polonya Sınır Muhafız Birimi Komutanlığı’nın yaptığı açıklamada “Kırım yarımadasından ayrılmak isteyen çok kişi var. Son günlerde sınır muhafızları Kırım’dan Ukrayna’ya geçen ciddi sayıda insan ve arabaları tespit ettik,bunun arkası gelebilir.” Şeklinde durumu bildirme­siyle birlikte Kırım Türklerinin ülkelerinden yavaş yavaş ayrılmak zorunda kaldıklarını da bir nevi teyit etmiş ol­maktadır. Ukrayna Sosyal Politika Bakanlığın bildirdiği­ne göre ise bugün itibariyle 25 bin kişi Kırım’dan git­mek istemektedir İşgal sonrası Kırım’dan mecburi olarak ayrılan kişi sayısının ise bini geçtiği Kırımlı yetkililerce tahmin edilmektedir.7 Bu sayı işgalin başladığı günün yakınlığı ile kıyaslandığında çok büyük bir rakamdır. El­bette ki bu baskı ve yıpratma politikası karşısında Kırım Türklerinin ülkelerini terk etmek zorunda kalması insa­ni bir dramdır.Hiç kimse Kırım Türklerinden böyle bir zorluğa katlanmasını beklememelidir.Bunu beklemek in­sani duygu ve düşüncelere zıt bir tutumdur.Ancak 1783 işgali sonrasında yaşanan göçlerin ve Sovyet hükümeti döneminde yaşanan büyük sürgünün sonuçları düşünül­düğünde Kırım Türklerinin vatanlarını terk etmemeleri gerekmektedir.

Çünkü Rus hükümetinin uyguladığı po­litikanın bir sonucu olarak, Kırım yarımadasının Rus olmayanlardan temizleme çalışmaları böylelikle hayat bulacak,Kırım Türkleri aynı Ahıska Türkleri gibi kadim yurtlarından uzakta yaşamaya mecbur kalacaklardır.Va­tanlarından ayrılan Kırım Türkleri ileriki yıllarda tekrar yurtlarına geri dönmek istediklerindeyse eski sıkıntıları tekrar yaşayacak yine önlerine bin bir türlü engeller çıka­rılacaktır.Bu sonuçlar düşünüldüğünde Kırım Türklerini zor bir karar beklemektedir.Kırım’da yaşayan soydaşları­mız ya Rusların şiddet ve baskı politikasına göğüs gererek zor günler geçirecek yada vatanlarını terk etmek durum­da kalarak ileriki yıllarda da bir geri dönüş mücadelesine atılmak zorunda kalacaklardır.Rus hükümeti ise Kırımlı Türklerin kararı ne olursa olsun Kırım’da Rus nüfusunu arttırmak için aynı eskiden olduğu gibi yine çalışmala­ra başlayacak Kırım’ın eski bir Rus toprağı olduğu te­zini kendilerince bu yolla sağlamaya çalışacaktır.İşgalin başladığı ilk günlerde de Rusya Federasyonu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Maksim Topilingazetecilere yaptığı açıklamada Rusya›nın diğer bölgelerinde oldu­ğu gibi Kırım›da da üçüncü çocuk için yardım ödeme programı uygulanması gerektiğini söylemesi de böyle bir projenin olduğunun da en büyük kanıtıdır.8 Bilindiği üze­re Rusya Federasyonun 50 bölgesinde böyle bir proje uygulanmakta ve üçüncü çocuk yardım primi olarak ayda 700 ruble yaklaşık 200 dolar bir yardım yapılmak­tadır.Rusya’nın diğer bölgelerine bakıldığın­da bu yardımdan en çok faydalananlarında Rus asıllı vatandaşlar oldu­ğu bilinmektedir.Kırım Türklerini bekleyen di­ğer bir başka sorun ise Rusya Federasyonu’nun bu bölgede silah üreti­mine başlamasıdır.Sivastopol şehrinde bulunan tersane­nin, işgalin başladığı günlerden bu yana hızlı bir üretime geçmiş olması ve bölgede bulunan askeri fabrikaların ça­lışma hızlarının artması Rusya’nın bu bölgede yayılma­cı bir politika izlemeye devam edeceğinin de bir başka işaretidir.

SONUÇ

Sonuç olarak bakıldığında Kırım Türklerini zor bir süreç beklemektedir.Bu süreç zarfında Kırım Türkleri­nin birçok zorluk ve sıkıntı ile karşılaşacakları aşikardır. Vatanlarına dönmek için yarım asırdan fazla mücadele veren Kırım Türkleri bu kez de ülkelerinde yaşanan Rus işgaline karşı mücadele etmeye kararlı gözükmektedir. Sürgünden dönüş mücadelesinde insani değerlere sahip çıkan ve hiçbir şekilde silaha sarılmadan mücadelelerini veren Kırım Tatar Milli Hareketi bu seferde aynı yolu seçmekte kararlıdır.

Bu tarz bir mücadelenin başladığı­nın kanıtı da 29 Mart 2014 tarihinde Bahçesaray Kültür Evi’nde gerçekleşen 6. Kırım Tatar Milli Kurultayı’dır. Bu kurultayda karara bağlanan Kırım Türklerinin bağım­sız milli muhtariyet kurma kararı Kırım Türklerinin mü­cadelede ne kadar kararlı olduklarının da bir göstergesi­dir.Ayrıca yine bu kurultayda Kırım Türkleri, Rusya’nın Kırım’ı Rus olmayan etnik unsurlardan temizleme pro­jesine karşı Kırım Tatarları şeklinde nitelendirilen millet isimlerinin ‘’Kırımlı’’ olarak değiştirilmesini teklif etme­leri ve ayrıca dillerinin de “Kırımca” şeklinde adlandı­rılmalarını istemeleri Kırım’ın geleceği açısından üze­rinde durulması gereken önemli bir konudur. Bu istekler sonucunda ortaya çıkan adlandırmalar uygula­nırsa, Kırım Türklerinin o bölgenin gerçek sa­hipleri olduğunun gayri milli unsurlar tarafından yeterince anlaşılma­sına neden olacağı ve uluslar arası literatürde de böyle bir üstünlük kazanılabileceği de bir gerçektir.

Ancak Kırım Türklerinin verdiği bu haklı mücadele yete­rince desteklenmezse yanı başımızda duran kardeşlerimizin verdiği yoğun emeklerin boşa gitme ihtimali de var­dır. Kırım’ın işgalinde Türkiye’nin tavrı, asır­lar süren ilişkiler ve milli,manevi yakınlıklar göz önüne alındığında kesinlik­le yetersizdir. Komşularla sıfır sorun yalanında kaybolan Türkiye dış siyaseti Kırım konusunda çuvallamıştır. Baş­bakan Erdoğan’ın Suriye konusunda gösterdiği küheylan­lık Kırım söz konusu olduğunda yerini tepkisizliğe bırak­mıştır.Halbuki Kırım’ın işgaline en sert tepki göstermesi gereken ülke Türkiye’dir. Kırım Türkleri tarih boyunca Anadolu Türklerinin vazgeçilmez unsuru olmuştur.Os­manlı hanedanının yok olma eşiğine geldiği yıllarda alternatif hanedan aileleri arasında ilk sırada yer alanlar hep Kırım giraylarının aileleridir.9

Bu tespit bile Kırım Türklerinin Anadolu insanı için ne kadar önemli olduğu­nun kanıtıdır.Ancak zaman ne kadar acıdır ki o girayların bugünkü torunları tarihte vergiye bağlayıp,topraklarına akınlar düzenledikleri Rusların baskı ve şiddet politika­larıyla bugün çok zor günler geçirmektedir. Bu zor günlerde soydaşlarımıza her türlü platformda destek olmak bizlerin tarihi görevidir. Kıpçak bozkırlarından, Oğuz yaylarına kadar adlarını bırakmış olan kutlu ecdadımız bu tarihi misyonu bizlere yüklemiştir. Milli ve manevi değerlerimize alerjileri bulunan,tarihsel sorumluluk ve tarihsel bilinç kavramlarından bihaber olan ülke yöneti­cilerimiz bu kutsal görevleri icra noktasında geri dursa­lar da bizler kişisel çabalarımız ve çamurdan olmamak­la övündüğümüz ruhlarımızın yardımıyla Kırım Türk’ü kardeşlerimizin yanlarında olmalıyız. Kırım’ın kadim bir Türk toprağı olduğunu ve bu gerçeğin hiçbir şekil­de değiştirilemeyeceğini tüm dünyaya göstermek için Kırım Türklerinin yalnız olmadığını ispatlamalı, Kırım Türklerinin haklı davasına her türlü desteği sağlamalıyız. Üstlerine düşen görevlerini yapmayan devlet büyükle­rine ise son söz olarak Bosnalı Sabit’in Zafername adlı eserinde Kırım’ın Rus işgaline karşı kaleme aldığı şu di­zeler kafi olacaktır diye düşünüyorum.

“Kırım tahtgahından irdi peyam

Ki Moskovkılup pay-ı gadre kıyam

Yetismezseniz is diger-gun olur

Kırım Atası lucce-i hun olur”

Kaynakça

1) “Kırım Tatar Milli Meclisi’nden referandumu boykot çağrısı”, http://qha.com.ua/kirim-tatar-milli-meclisi-nden-referandumu-boykot-cagrisi-131122tr.html

2) Roza Kurban “21 Mart 1992 tarihinde Tataristan’da yapılan referandum ve sonrası”http://www.turkocagi.org.tr/index.php/ arsiv/yorumlar/3503-21-mart-1992-tarihinde-tataristanda-yaplan-referandum-ve-sonrası

3)Hakan Kırımlı, Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler (1905-1916), TTK Yay.- Ankara,1996, s.177.

4-) Ünsal Aktaş -Kırım Neresi ve Kırım Türkleri Makalesi-21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü

5) Guboglo Çervonnaya, Krıms kotatarskoye Natsional’noye Dvijeniye, Moskva, Rossiyskaya Akademiya Nauk,1992. Cilt 2 sayfa 254

6) AKMESCİT / SİMFEROPOL (QHA)-Kırım Haber Ajansı-http://qha.com.ua/iskenceyle-oldurulen-resat-ametov-topraga-verildi-131369tr.html

7) Lvov (QHA) Kırım Haber Ajansı-http://qha.com.ua/32- kirimtatari-polonya-dan-siginma-talebinde-bulundu-131434tr. html

8) AKMESCİT / SİMFEROPOL – Kırım Haber Ajansı -http:// qha.com.ua/kirim-da-rus-nufusu-nasil-artirilacak-131443tr. html

9) Feridun M. Emecen, Osmanlı Hanedanına Alternatif Arayışlar Bazı Örnek ve Mülahazalar,İslam Araştırmaları Dergisi,Sayı 6,2011,s.63-76

*Bu yazı ilk olarak Ülkü Ocakları dergisinin Nisan-2014 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter