Kıbrıs ve Kktc Ülkü Ocakları

Cemil Yavuz AKSU

Kıbrıs adası, Akdeniz’in en önemli stratejik merkezlerinden birisidir. Öyle ki, adanın konumu Türkiye’nin geleceği teminat altına alınması bakımından ayrıca bir önem kazanır.

Kıbrıs giderse, Türkiye’nin Ortadoğu’daki egemenliği büyük ölçüde tehlikeye girecektir.

Kıbrıs giderse, Devlet-i Aliyye-i Osman’dan kalan, son vatanımızın üzerinde, masa üzerinde harita çizim paspayeleri daha bir umutlanacaktır.

Kıbrıs giderse, Haçlı ittifakı önü alınamaz bir ivme ile İslâm Âleminin üzerine çöreklenecektir.

Kıbrıs giderse, gelecek yara alır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızının ismine atıfla şifrelenen barış harekatıyla yeniden Kıbrıs’ta Türk varlığı perçinlenir. Öyle ki “Ayşe Tatile Çıksın”  şifresi ne Rumların ne de Birleşmiş Milletlerin zihin haritalarında yer almıyordu. 1963 ve 1967 yıllarında Kıbrıs’a gerçekleştirmeyi düşündüğümüz harekâtlar gerçekleşememişti.

Türkiye’nin ekonomik yaptırımlarla hareket edemez halde olduğunu düşünen dünyanın diğer kalanı, Rumların, Türklere karşı yaptığı soykırım gerçeğini ellerinde viski, ağızlarında purolarıyla keyifle izliyorlardı.

Ki, bütün Avrupa, kendisini Yunan mitolojisi üzerine şekillendirmektedir.  Yunun mitolojisinde, arenalarda insanların aslanlar tarafından parçalanması bir hobiydi. Vahşilik ve barbarlık Yunan kültürünün temel taşıdır.

EOKA’nın Kıbrıs’ta, Türk ve Müslüman olmak dışından hiçbir suçu olmayan insanlara yaptığı katliam aynı merkezin ürünüydü. Enosis hayallerini gerçekleştirmek için Türklerin kanın içilmesi gerekiyordu. Ve her fırsatta zehirli bir yılan gibi kanımızı emdiler.

O yüzdendir ki “Ayşe tatile” 20 Temmuz’da çıktı ve 14 Ağustos 1974 günü adaya yerleşmeye kararını verdi.

Bu karar, müttefikimiz(!) ABD tarafından 1975 Şubat ayında Türkiye’ye ambargo kararıyla taçlandı.

İki karar, iki sonuç. Dostla düşmanın belirgin hale gelemesin de ne kadar nezih bir belirleyici değil mi?

Ayşe’nin tutumu birleşmiş milletlerin o kadar zoruna gitti ki, “işgalci” olmak suçladılar bizi. Oysa Ayşe, mızıkçılık yapmasa mis gibi Türk kanı içeceklerdir.

Bekledim de Gelmedin! & Bir Gece Ansızın Gelebilirim!

İlginç bir hadisedir ki, Rum ve Türk radyolarının kapışmasıyla ortaya çıkar. Şifâyen rahmetli R. R. Denktaş’tan dinlediğimi anlatayım: 63 ve 67 çıkartmalarını Türkiye’nin yapacağını söylemesine rağmen gerçekleştirememesi, Rumların Enosis rüyalarını daha bir kamçılamıştı. Adada küçük gruplar halinde namuslarını koruyan mücahitleri yıldırmanın yolunu bulamayınca, Rumlar 1963-67 hadiselerine atıfta bulunarak psikolojik baskı kurmayı denerler. Radyo yayını daha geniş kitlelere ulaştırmak için evlere, dükkanlara; hâkim bölgelere yerleştirdikleri büyük hoparlörle “Bekledim de gelmedin” şarkısını günde üç dört kez çalmaya başlarla. Böylelikle Türkiye’ye olan güveni zedelemek ve mücahitlerin teslim olacaklarını düşünürler.

Çok geçmeden karşı cevap gelir. “Bir Gece Ansızın Gelebilirim!”. Rumlarla bir süre devem eden bu mücadele Rumların pes etmesiyle biter.

Günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ve Oynan Oyunlar

KKTC özgür ve bağımsız bir ülke olarak dünyanın gözünün içine batmaktadır. KKTC’nin varlığı dünyanın geri kalanının bir gün yeniden Türk sancağı altında diz çökeceğinin kanıtıdır. O yüzden dün EOKA katilleriyle yapamadıklarını bugün biraz daha dolambaçlı yolları izleyerek devam ediyorlar. 1974’den bu güne, mücadele hiç bitmedi! Aralıksız ve sessiz bir savaş sürüp gitmektedir. Bizler ezanımızın sindiği toprağımızın bedeli olarak şehit kanını ortaya koymuş ve koyacak bir milletiz. O yüzdendir ki, afilli, lakin içi boş laflarla ağzımıza bir parmak bal çalıp bizi teslim alabileceklerini düşünüyorlar… Çünkü, “şehitlik” kavramı zihinlerinde bir anlam taşımıyor.

Dünyaya örnek bir demokrasi kültürünü yaşayan ve yaşatmaya azimli olan KKTC’ni teslim almanın her türlü yolu denenmektedir.  İçi boş, beyhude çırpınışlarla…

“Yes Be Annem” & “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacak”

1974 yılında özüne dönen KKTC’ni, Avrupa Birliği, yalanlarıyla teslim alınmaya çalıştı. Rahmetli Denktaş’ın varlığı, bütün oynanan olanları suya düşüreceğinden, ilk olarak büyük bir medya gücüyle tolum mühendisliği gerçekleştirdiler.

İktidara gelen işbirlikçi M. A. Talat döneminden Türk olmanın bir utanç kaynağı olduğu gibi inkarcı bir yapılanma faaliyeti başlatıldı. Son nefesine kadar Denktaş’ın çevresinde kenetlenen Ülkücüler bu oyunu bozdu.

Bu oyun bozulunca Talat ve avanesi silahlarını KKTC Ülkü Ocaklarına çevirdiler. İktidarın vermiş olduğu güçle de Ülkücüleri kimi zaman taş medreselerde perçinlediler. Fakat, “Yes Be Annem” gitti, “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacak” sancağı Beşparmak dağlarında her gece pırıl pırıl Akdeniz’i aydınlatmaya devam ediyor.

Rüzgarlar çınarı sallar belki ama deviremez.

Öğrenecekler…

Gelelim Rumlar ve PKK

Hain terör örgütü PKK Güney Kıbrıs Rum yönetimin izini ve desteği ile kamplar kurmakta ve silahlı eylemler için eğitilmektedir. Türkiye’nin bütün düşmanlarını, Rumlar, doğal dost olarak kabul etmekte ve her türlü desteği vermektedir. PKK kamplarındaki militanlara kimlik ve pasaport sağlamakta, gerektiğinde vatandaşlık vererek Avrupa Birliğinin imkânlarını da hizmetlerine sunmaktadır.

Rum bölgesinden KKTC’ye geçen teröristler üniversitelerdeki militanları örgütleyerek eğitim ve öğretimin aksaması için her türlü yasadışı eylemi yapmaktadır.

PKK’nın özel burslarıyla öğrenci kisvesi altında teröristler yerleştirilmektedir. Özellikle Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) yönetiminin de desteği ile PKK’nın özel Üniversitesi haline gelmiştir.

YDÜ’de Türk bayrağı asılamamaktadır. Üzülerek belirtmek gerekir ki, Türkiye Cumhuriyeti büyükelçisi de bu durumdan hiç rahatsız değil.

KKTC Ülkü Ocaklarının üstlendiği tarihi misyon bu bakımdan oldukça hayati bir yer tutmaktadır. Sağcısından solcusuna hangi milletten, dilden, dinden olursa olsun kucaklayıcı yapısı, eğitime verdiği kıymet, PKK’nın oyununu bozmaktadır. Bu yüzdendir her fırsatta ama her fırsatta PKK’nın haince saldırılarının odağında yer almaktadır.

Bir Başka Mesele Yahudiler

İşin gri tarafına bakılınca başka bir meselede ortaya çıkmaktadır. Filistin’in işgaliyle belli tecrübeler edinen Yahudi grupları gözünü KKTC’ye dikmiş durumdadır. 1974’den hemen önce ve sonra İngiltere başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine göç eden bir takım şuursuzu kendi benliklerinden kopartarak 30-40 yıl boyunca dönüştürmüşlerdir. Her türlü maddi imkanla besledikleri kripto Yahudilerini KKTC göndererek ciddi arazi alımlar yaptırmaktadırlar.

Öyle ki, bu kripto ahmaklar tefecilik yapmaya aşlamış durumdadırlar.

İş, para ve nevisi imkânlarla gençleri gizli masonik tarikatlara çekmekte bu yoldaki en büyük engellerden birisi olan KKTC Ülkü Ocaklarını baskılayacak her türlü dalavereyi çevirmektedirler.

Ocak’ta çay içmemiş ahmaklar Ocakları ruhunu çözeceklerini sanmak gibi bir yanılgı içerisindedirler.  Hangi emel Ezan’ın sedası kadar kutlu olabilir…

Uyuşturucu ve Kumar Simsarları

KKTC’nin en büyük açmazı kumar belasıdır. Kumar beraberinde alkolü, alkol uyuşturucu müptelalığını tetiklemektedir. Özellikle altını çizerek belirtmek gerekir: Uyuşturucunun finans kaynağı PKK ve Güney Rum yönetimi tarafından desteklenmekte, bir de işin içine Yahudi ve İngiliz parmağı girmektedir.

Gençlerin özellikle zehirlenmesi bu dört ayaklı çıyan tarafından yapılmaktadır. Beyini uyuşmuş gençlik vatan müdafaasından bihaber olacağı açıktır. Üniversiteler, liseler bu tuzağın kenarındadır.

“Al gülüm ver gülüm” bir yaşantının olamayacağını genç kardeşlerimize aktarmanın en kestirme yolu olan Ülkü Ocakları özverili sevdasını her alanda sürdürmektedir.

Millet Sevdası Can Sevdasından Yeğdir &

Gece ve gündüz düşmana ayık olmanın bir başka adıdır. Gündüzün verdiği rehaveti geceleri soğutan secdelerle aydınlanabilir.

Sehven bakamayız İslâm’ın parçası olmuş topraklar…

Görmezden gelemeyiz bayrağın sancısını…

Duymamazlık edemeyiz toprağın iniltilerini…

Bize düşen vazifenin farkındayız! Onun içindir ki, “Millet sevdası, can sevdasından yeğdir” deyip, rahatı unutanlardanız…

Niçin KKTC Ülkü Ocakları?

KKTC Ülkü Ocaklarının varlığı PKK ve yandaşlarını fare deliğinde yaşatmaktadır.

KKTC Ülkü Ocaklarının varlığı, eğitim ve öğretimin sağlıklı devam edebilmesi için aile dayanışmasını oluşturmaktadır.

KKTC Ülkü Ocaklarının varlığı, “bana ne” zihniyetini yıkıp, “tende can, nefeste ruh, kalpte iman” olmadan gece, gündüze kavuşmaz diyerek, yardım eli uzatmaktır.

KKTC Ülkü Ocaklarının varlığı, büyüğün büyük, küçüğün küçük olduğunu bilmesidir.

KKTC Ülkü Ocaklarının varlığı, mazlumun yanında zalimin karşısında olmak bilincini vermektir.

KKTC Ülkü Ocakları, mazlumların huzura ereceğinin teminatıdır

KKTC Ülkü Ocaklarının varlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sevdasının tapu senedir.

 

Vesselam…


Kategorisi: Genel

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter