Kemankeşin Sırrı- Abdulsamet ÇANKAYA

Terörle mücadele eden bu uğurda gazi ve şehit olan dik duruşun vatan müdafaasının bekçileri olan tüm asker ve polislerimize ithafen…

“Ve mâ rameyte iz rameyte velâkinnallahe ramâ-Ey bu işe talib olan! Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.”(Enfal/17)

Vesikalar der ki Mete Han, düşmanın psikolojisini bozan ve yön tayininde de etkisi olan ıslıklı oklar kullandırdı. Hatta daha sonra pek çok göçebe kavmin kullandığı bu “çavuş oku” adı verilen ıslıklı okun mucidinin Mete olduğu kabul edilir. Mete Han, babasının emrine verdiği 10.000 atlı savaşçıyı bu oklarla donatmış ve eğitmiştir. Çin kaynaklarındaki bilgi ise büyüleyicidir. ‘Mete Han okunu hangi yöne çevirirse askerleri o hedefi oklarıyla târumâr eder’

 

Mete Han bir gün okunu en sevdiği atına çevirdi. Maksad eğlence değildi. Bu bir itaat imtihanıydı. Askerlerin pek çoğu ata hedef alıp okunu fırlattı. Bazıları ise olayın mahiyetini anlamadı ve tereddüt etti. İnce ince ter sızan alınların içinde tek bir soru vardı; doğruyu yapan hangi grup askerdi?

Mete Han usulca askerlerine döndü. Gözleriyle orduyu gezindikten sonra kollarını kaldırdı. Yayını gerdi ve okunun ucunu o tereddüt eden askerlere çevirdi. Ordu anladı ki Ulu Hakan’a sorgusuz itaat gerek idi. Askerler emre uydu ve tereddüt edenleri bir bir öldürdüler.1

Bu vakıa okun ve okçuluğun bizdeki öneminin tayini bakımından dikkate değer bir mevzuudur. Ok adeta mücadelenin kendisiydi. Dünyanın en eski silahlarından biri olan ve tarih öncesi devirlerde Avustralya dışında hemen hemen bütün dünyada örnekleri görülen oku, İbrahim Taberi’ye göre ilk olarak Hz.Adem kullanmıştır.

Türk toplumunda yukarıda bahsedilen örnekle birlikte Bozok ve Üçok gibi kolların olması onun sadece bir eşya değil, kola verilebilecek kadar mühim bir varlık ismi olduğunu gösterir. Ok motifi Dede Korkut’ta da kullanılır; bu destanda bir Türkün “Alp”, yani kahraman sayılabilmesi için uçan kuşu okla düşürebilmesinin şart olduğu yazılıdır. Ayrıca ok, Türklerin eski lügatında “miras hissesi” mânâsına da gelmektedir. Türk insanı, hayatını, babasından tevarüs ettiği (miras kalan) okuyla kazandığı için ona “miras hissesi” demiştir.2

Selçuklularda ok ve yay hem adaleti hemde hükümdarlığı temsil eden bir sembol olduğu gibi iç ve dış yazışmalarda da bu sembollerin kullanıldığı rivayet edilmektedir.

Üzerinde durulması gereken en güzel rivayet ise İslam tarihindedir. Okçuların piri kabul edilen ve Allah (c.c.) ve Resulu (sav.) yolunda ilk ok atma faziletinin sahibi şanlı sahabi, Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) Hazretleri’dir.

Zaman eski, yer Uhud Gazası… Müşrikler intikam için toplanmışlardı. Müslümanlar ile Uhud’da karşı karşıya geldiler. Okçular Peygamber tarafından tepelere yerleştirildi. Müşriklerin dağın eteklerinden inip saldırmasını engellemekti plan. Emir kesin ‘Buyruk gelmeden yerinizi terketmeyin!’ Fakat öyle olmadı. Okçular yerini terketmeye başladı. Düşman açık yerden saldırıya geçti. Kayıp büyüyor, savaş zorlaşıyor, kan akıyor ölüm dalga dalga her yanı sarıyordu. İşte bu hararetli anda Peygamberimiz (sav.), Hz. Sa’d’a elindeki okları verdi ve haykırışla:

“At ya Sa’d at! Anam babam sana feda olsun”

buyurarak, ilk defa bir kimseye ana ve babasını feda ile aynı cümlede kullanmış oldu. Onun tarafından bu cümle hiçbir zaman hiç kimseye bir daha kullanılmadı. Hz. Sa’d da, hayatı boyunca Resulullah’ın kendisine söylediği bu iltifatla iftihar etti.

Resulullah (sav.) aynı gün Hazreti Sa’d için:

‘Allahım, onun attığını isabet ettir. Duasını da kabul et!’ buyurmuştur.

Hz. Sa’d’ın, Uhud günü kâfirlere bin kadar ok attığı rivayet edilmiştir. Onun bu oklardan her birini atarken Resulullah’ın: “Fedake ebi ve ümmi- At, anam babam sana feda olsun” teşvikine mazhar olduğu hesap olunursa o gün Efendimiz’in (s.a.v.), ona hoşnutluğunu bin kere beyan ettiği anlaşılır.3

Okçuların piri Sa’d bin Ebi Vakkas olarak kabul edilmekle birlikte Osmanlı’daki okçular tekkesinin ve kemankeşin sırrının da burada aranması icap etmektedir.

Osmanlı okçuluğu Fatih Sultan Mehmed ve oğlu 2.Bayezid döneminde oldukça gelişmiştir. İstanbul’da bugün Okmeydanı adı verilen semt ismini ok taliminin yapıldığı yerden almaktadır. Okçular tekkesine girmek isteyen ve atıcı olmak isteyen kişi buraya gelir, burada eline bir yay verilir ve kendisine bir antrenör gösterilirdi. Bu antrenör kemankeş(atıcı) de bulunması gerekn, kemankeşin sakınması gereken hususları anlatır ve namzet kişi kabul edilirse ona bir lisans verirdi.

Usûl ve âdaba aykırı hareket edip bunda ısrar eden kemankeşler, yolsuz addolunur ve şeyh tarafından “bizimle oturma” denilerek tekkeye alınmazlardı.

Atışlara başlayan kimsenin tam bir kemankeş olabilmesi için 900 gez (1 gez: 66 cm) mesafeye ok atabilmesi lazımdı. Bunu başarabilen tâlibin adı atıcılar siciline kaydedilirdi. Bu münasebetle yapılan merasim okçular şeyhinin önünde yapılır ve merasim sırasında üstadı tarafından yeni kemankeşin kulağına “Kemankeş Sırrı” söylenirdi.4 Ağzı sıkı kişileri anlatmak için kullanılan bu kavram aslında kişinin, kendi hünerini Hakk’ın inayetiyle birleştirmesinin zarûretini anlatmak için kullanılır.

Kemankeş adayı, kabzayı ustasının elinden alırken, artık bu sırra mazhar olabilmenin izniyle, ustası, ona: “Ve mâ rameyte iz rameyte velâkinnallahe ramâ!’ âyetini okurdu. Yani ‘Ey bu işe talib olan! Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.”(Enfal/17)

 

İşte bugün biz de bu sırra mazhar olmanın şerefini taşıyan, terörle mücadele eden, bu uğurda anasından, babasından, yarinden ve serinden geçen tüm askerlerimize vatan düşmanları üzerine attıkları her bir kurşun için;

“Ey vatan müdafaasının bekçisi, boynuna cennetin anahtarını asmış olan, kıyamet günü bir bulut altında tüm ızdıraplardan ve cehennemin alevli azabından gölgelenerek korunacak olan, ‘sakının o ateşten ki!’ diye başlayan ayetin dayanılmaz alevini nuruyla korkutan,

Ve mâ rameyte iz rameyte velâkinnallahe ramâ! ‘

Ey bu işe talib olan! Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.”(Enfal/17) ayet-i kerimesi şuurunca hareket etmeni ve Peygamber Efendimizin (s.a.v)

Fedake ebi ve ümmi- At, anam babam sana feda olsun! Allahım, onun attığını isabet ettir. Duasını da kabul et!” hadis-i şerifine mazhar olmanı tüm kalbimizle duamızla niyaz ederiz.

 

Ey Yüce Sultan, sen yürekleri imansız meydanları Hamza’sız bırakma…

 

 

 

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter