DİNİ
BİLGİLER
DİN NEYE DENİR?
Din, Allahu Teala tarafından konulmuş ilahi bir kanun olup, akıl
sahiblerini kendi istekleri ile her iki cihanda huzura kavuşturan
ilahi bir nizam dır.
Dinler üç kısma ayrılır
Hak din, muharref din ve batıl din. Bu dinlerin içinde hak dinden
başka hiç biri geçerli değildir. Çünkü hak din diğerleri gibi uydurma
ve değiştirilme değildir. İslam dini hak dindir.
İslam dinin özelliği dünyada huzur ahirette ise eminliktir. Bu
din Adem Aleyhisselam’dan Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’a
kadar olan bütün peygamberlerin dinidir.
Bütün peygamber gönderildikleri kabilelerini İslam dininin temel
inancında olduğu gibi bir olan Allah’a ibadet etmeyi tebliğ etmişlerdir.
İslam dini kendinden önceki dinlerin hükmünü kaldırmış ve kıyamete
kadar geçerli olan dindir. Bu Allah katında da böyledir.
İslam dinin diğer dinlerden olan özelliği, onun son din olması,
bütün insanlığa gönderilmiş olmasıdır.
Dinimiz her akıllı insanın uyacağı ve rahatlık la kurallarını uygulayacağı
bir dindir.
Bu dinde zorluk va aşırıcılık yoktur. İslam dininde yolculara,
hasta olanlara, gücü yetmeyen yaşlılara kolaylık tanınmıştır.
İslam dini sevgi, huzur ve barış yanlısı olan bir dindir.
Dinimiz; İman, Amel, ve Ahlak olmak üzere üç kısımdır.
İman; Allah’tan Peygamberimize gelen her şeyi tasdik etmektir.
Amel: İnanılanla amel etmektir.
Ahlak: İnsanın tabiatına yerleşen huylardır. Bu huyların
en güzel olanı en makbul olanıdır.
İslam’da şer’i hükümlerin dört ana kaynağı vardır ki bunlar
şunlardır:
Kitap: Allah tarafından peygamberimiz Mu-hammed (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)e vahiy yoluyla 23 se nede indirilen ve günümüze
kadar bir harfi bile bozulmadan gelen Kuranı Kerim’dir. İslam dinininde
bütün hükümler ona dayanılarak verilir.
Sünnet: Peygamber Efendimizin mübarek sözleri işlemiş olduğu
şeylerdir.
İcma: Peygamberimizden sonra Ashabı Kiram’ın ve sonra gelen
asırlarda yetişen islam müc tehidlerin birleştiği meselelerdir.
Kıyas: İllet benzerliği sebebiyle sabit olan bir hükmü ayet
ve hadisle sabit olmayan, başka bir hükümle kıyaslamaktır.
İMAN
İman: Sözlükte inanmak ve tasdik etmek manalarına gelir.
Şeriatta ise; Peygamberimizin (Sallallahu aley hi ve sellem) Allah’tan
getirdiği bütün meselelere kalb ile tasdik dil ile ikrar etmektir.
İnanç yönünüden insanlar, Mü’min, Kafir, Münafık olamak üzere
üç kısma ayrılırlar.
Mümin: Allah’ın varlığı ve birliği başta olmak üzere, Peygamberimiz’e
ve onun getirdiği her şeye inanan ve inandığını ikrar eden kimseye
denir.
Kafir: İnanmayan ve inanmadığını söyleyen kişiye denir.
Münafık: Kalbi ile inanmayan fakat dili ile inandığını söyleyen
kişiye denir.
İmanın sahih ve kabul olması için bir takım şartlar gereklidir
bunlar:
Şüphe halinde olmamak, dini hükümlerle alay edip hafife almamak,
dalga geçmemek, inkar sözleri ve davranışlarda bulunmamaktır.
İmanın olması için ilk söylenecek söz Kelime-i Şe hadettir.
Bu sözü:
Eşhedü en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü
ve rasûlüh
(Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur; yine şahitlik
ederim ki Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve rasulüdür)
demeyen müslüm olmaz.
İmanın şartları 6’dır.
- Allah’a inanmak
- Allah’ın meleklerine inanmak
- Allah’ın kitaplarına inanmak
- Allah’ın peygamberlerine inanmak
- Ahiret gününe inanmak
- Kadere; iyilik ve kötülüğün Allah’ın yaratması ile olduğuna
inanmak
Her aklı başında olan insanın yaratıcısını tanı mak ve ona inanmak
farzdır.
İnsan için evvela kendi varlığından başlayarak kainatın tamamını,
göklerde ve yerde var olan şeyleri ibretle büyük bir dikkatle düşünüp
incelemesi, bunları yaratan büyük bir gücün oldu ğunu idrak etmesi
için yeter.
Herşeyin yaratılışında büyük bir incelik harukulade bir dengelik
vardır. Kulluk görevimizin gereği yaradanımızın varlığı bilmek,
sıfatlarını ve isimlerini tanımak ve o şekilde inanmaktır.
Allah birdir. Başlangıcı ve sonu yoktur. Allah yarattıklarında
hiç birine benzemez. Allah’a bu şekil inanan gerçek imanın değerini
kazanır.
Allah’ın sıfatları 14 tanedir.
Vücud:
Var olmak demektir. Allahu Teala vardır ve sıfatlarıyla muttasıftır.
Şu kainatın yaratıcısı vacib-ül vücuddur. Onun var olması zatidir,
ezeli dir, ebedidir.
Vacibül vücüd olan bir Allah olmasaydı, hiç bir şey olmazdı. Ve
Allah için yokluk düşünülemez.
Kıdem:
Ezeli olmak. Evveli bulunmamak. Her işin başlangıcı her şeyin evveli
vardır. Fakat bu durum Allah için geçerli değildir. Çünkü onun varlı
ğı vacibdir ve kendindendir.
Beka:
Allah’u Teâla bakidir. Her var olan şeyin sonu vardır, yalnız Allah’ın
varlığının sonu yoktur. Kıdem’i sabit olan her şeyin bekası vacibdir.
Varlığının başlangıcı olmadığı gibi nihayeti de yoktur.
Vahdaniyyet:
Allah’ın bir olması demektir. Tektir eşi ve benzeri yoktur. Allah
bir dir doğmamış ve doğurulmamıştır. Eşi, ortağı, benzeri yoktur.
Akıl ile düşünen insan bunu bilir ve anlar.
Allah’ın birliğiyle beraber rızık verenin o olduğuna, öldürenin
ve dirilteninde o olduğuna inanmak lazımdır. Ondan başkasına tapınmak,
ilah tutup boyun eğmek küfürdür.
Muhalefetün lil havadis:
Allah’u Teâla gördüklerimizden, hatırımıza gelecek şeylerden ne
zatı nede sıfatları bakımından hiç birine benzemez.
O, herşeyden başkadır. Bizim hatırımıza gelecek olan şeyler mümkündür,
sonradan yaratılmış tır yok olmaya mahkumdur. Bundan dolayı zatı
ve sıfatları bakımından hiç bir şeye benzememek Allah’ın zati sıfatlarındandır.
Kıyam bi nefsihi:
Allah’ın varlığı kendindendir. Varlığı için baş ka bir şeye muhtaç
değildir. Zamandan, mekandan, yönden beridir. Ne zamana ne de bir
yardım cıya muhtaç değildir bilakis alemde ki her şey ona muhtaçtır.
Hayat:
Diri olmak. Allah ebedi bir hayat ile diridir. O Yegane ölmeyen
diridir.
İlim:
Allah her şeyi bilir. O, olmuşu, olanı, olacağı her şeyiyle bilir.
Onun için hiç bir şey gizli kalmaz. Onun ilmi bütün alemi kuşatmıştır.
Semi:
İşitmek. Allah her şeyi işitir. Ona uzaklık engel değildir. O uzak
bir yerde yürüyen karınca nın ayak sesini, bitkilerin zikrini dahi
işitir.
Basar:
Görmek. Allah herşeyi görür. Karanlık ona tesir etmez.
İrade:
Dilemek. Allah diler, dilediğini yapar ona kimse karışamaz niye
böyle yapmış neden böyle yaratmış diye soramaz. Dünyada olan herşey
onun dilemesi ile olmuştur. O dilemese bir yaprak bile kıpırdamaz.
Kudret:
Gücü yetmek. Güç Allah’ındır. Onun sonsuz gücü herşeye yeter. Onun
gücünün en büyük örneği, yerleri, gökleri, dağları, taşları yoktan
var etmesidir.
Kelam:
Söylemek. Onun sözü Kur’anı Kerimdir.
Tekvin:
Yaratmak demektir. Onun ol demesiyle her şey olur. Kainatta her
şeyi yaratan odur.
Tekvin sıfatının kolları:
İhya:
Diriltmek. Allah dileğini anında diriltir.
İmate:
Öldürmek. Allah dilediği an dilediğini öldürürür.
Tahlik:
Yaratmak. Allahın ol demesi ile her şey anın oluverir.
Terzık:
Rızıklandırmak. Rızkı veren ancak Allah’dır.
Meleklere İman
Melekler nurani varlıklar olup tamamen Allah’ın emri üzere harekat
ederler. Onlar yemezler, içmezler, evlenmezler, günah işlemezler.
Melekler var olup görünmeyen varlıklardır. İnsan aklını, ruhunu,
havayı, rüzgarı göremediği gibi melekleri de göremez.
Her meleğin kendine ait işi vardır. Bazısı daima Allah’ı zikr ederler.
Bazıları insanları tehlike lerden korur, dar zamanlarında müminlere
yardım ederler.
Meleklerin büyükleri denilen dört büyük melek vardır bunlar görevleriyle
birlikte şunlardır.
Cebrail: Meleklerin en büyüğüdür. Görevi ise Allah ile Peygamberleri
arasında elçilik yapmaktır. Kur’anı Kerimi Peygamberimize o getirmiştir.
Mikail: Tabiatla ilgilenir. Yağmurların yağması, rüzgarın
esmesi, ekinlerin bitmesi ile görevlidir.
İsrafil: Sura üfürmekle vazifelidir. Üfürdüğü an dünya hayatı
bitecek ahiret hayatı başlayacaktır.
Azrail: Ömrü sona erenlerin canını almakla vazifelidir.
Bu meleklerden başka birde Kiramen Katibin dediğimiz iki melek
daha vardır ki bunlardan biri sağ yanımızda bir diğeri ise sol yanımızda
bulunur ve sağ taraftaki işlediğimiz iyi amelleri sol taraftaki
de işlediğimiz kötü işleri yazar. Bu yazılan deftere amel defteri
adı verilir.
Münker ve Nekir adında iki melek daha vardır ki bunlar kabirde
insanlara soru sormakla görevlidir.
Kitablara İman
Kitablar Peygamberlere vahiy yoluyla gelir.
Vahiy: Sözlükte kelam, ilham, bir şeyi harf harf bildirmek
manalarına gelir.
Şeriatta ise; Allah, dilediği hükümleri Peygamberine vahiy, rüya,
ilham veya melek vasıtasıyla bildirmesidir.
Kitablar ilahi emirleri, yasakları bildirir. İnsanlara Cennet yolunu
gösterir ve onları kötülükten men eder. Adem Aleyhisselam’dan Peygambe
rimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)e kadar gelen bütün peygamberlere
gönderilen kitablara inanmak iman etmenin şartlarındandır. Bu kitabların
dördü büyük kitab yüzü ise suhuftur. Toplam 104 tanedir.
Tevrat: Musa Aleyhisselam’a
Zebur: Davud Aleyhissealm’a
İncil: İsa Aleyhisselam’a
Kuranı Kerim: Reygamberimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)
e indirilmiştir. Bunlar dört büyük kitabtır. Suhuf olanlar ise:
10 sahife Adem Aleyhisselam’a
50 sahife Şit Aleyhisselam’a
30 sahife İdris Aleyhisselam’a
10 sahifede İbrahim Aleyhisselam’a gönderilmiştir.
Kuranı Kerim
Kuranı Kerim, 610 yılında, Ramazan ayında, pazartesi gecesi, Hira
dağındaki, Hira isimli mağarada nazil olmaya başlamıştır.
İlk inen ayetler, Alak süresinin ilk beş ayetidir. Kura’nın en
son inen ayeti ise Bakara süresinin 281. Ayetidir.
Kur’an zulmet içinde boğulan insanlığa birlik ve beraberliği getirmiş,
gönülleri huzura, vicdanları rahata kavuşturmuştur. İnsanlara şeref
kazan dırmış, mutlu bir hayat yaşamayı öğretmiştir.
Hükümleri her asırda geçerlidir. Onun bir har fini bile hiç kimsenin
değiştirmeye gücü yetmeyecektir. O öyle muazzam bir kitabtır ki
kendinden önceki kitabları içine alıp insanlığa saadet yollarını
açmıştır.
Kuranı Kerimin, değişmeyecek tek kitab olması, kıyamete kadar geçerli
olan son kitab olma sı, bütün alemlere gönderilmiş olması onun başlı
ca özelliklerindendir.
Kuran parça parça indirilmiş ve o şekil ezber lenmiştir. Peygamberimizin
vefatından sonra halife olan Hazreti Ebu Bekir’in emriyle Zeyd bin
Sabit onu bir araya getirmiştir.
Kuran çok şerefli bir kitabdır. O’na hürmet etmek, sevgi ve saygı
göstermek her müslümana borçtur. O kendisine hürmet edene, emirlerini
tutana yarın ahirette şefaatçi olacaktır.
Peygamberlere iman
Peygamberler, Allah tarafından seçilen temiz, dürüst, asil ve zeki
insanlardır.
Onlar, Allah’tan aldıkları emirleri hiç çekinmeden, usanmadan insanlara
bildirirler.
Peygamberler olmasa insanlar nasıl ibadet edeceklerini bilemezler.
Bu yüzden Allah onlara kendi içlerinde peygamber göndermiş ve onları
mucizelerle kuvvetlendirmiştir.
İlk Peygamber, ilk insan olan Adem Aleyhisselam’dır. Son Peygamberde
Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) dir.
Gönderilen peygamberlerin sayısı belli değildir fakat Kuran’da
28 peygamber zikr edilmiştir. Bunlar şunlardır:
Adem Aleyhisselam, İdris Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam, Hud Aleyhisselam,
Salih Aleyhisselam, Lut Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam, İsmail
Aleyhisselam, İshak Aleyhisselam, Yakup Aleyhisselam, Yusuf Aleyhisselam,
Şuayb Aleyhis selam, Musa Aleyhisselam, Harun Aleyhisselam, Davud
Aleyhisselam, Süleyman Aleyhisselam, İlyas Aleyhisselam, Elyesa
Aleyhisselam, Zekeriy ya Aleyhisselam, Yahya Aleyhisselam, İsa Aleyhis
selam, Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem.
Diğer üç isim ki bunlar Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn’dir. Fakat bunların
peygambermi velimi oldukları belli değildir.
Peygamberler bizim gibi insanlardır. Onlarda her beşer gibi yer,
içer, uyur, acıkır, susar.
Peygamberler güzel ahlak sahibi olan, temiz kalbli, kötülük düşünmeyen
kişilerdir. Onlar son derece temiz ve asil bir soydan gelirler.
Allah gönderdiği peygamberlerine birde muci ze vermiştir ki bu
mücizeler o Peygamberin peygamber olduğunun isbatı içindir.
Veli kullarında gösterdikleri olağanüstü şeylerede keramet denir.
Peygamberimizin mücizelerinden en büyüğü Kur’anı Kerim’dir. Devamla;
Miraç (göğe yükselme) mücizesi, ayı eli ile ikiye yarma olayı ve
geçmişten ve gelecekten verdiği her haber. Bunlar peygamberimizin
mücizelerinden bir kaçıdır.
Bizim Peygamberimizin diğer peygamberlerden özelliği:
Peygamberimizin İnsanlara ve cinlere gönderilmesi, yeryüzünün kendisine
mescid kılınması, savaşta düşman tarafından bırakılan ganimet adı
verilen malın peygamberimize helal olması, gönderilen peygamberlerin
en sonuncusu olması, ağaçların ve yaşların kendisine selam vermesi
ve daha nice şeyler onun özel olmasıdır.
Ahiret gününe İman
Ahiret günü; bu dünya hayatının bitip her can lının yaptıklarından
hesab vermek için tekrar diriltileceği gündür. O günde ameller tartılacak,
sırat köprüsü kurulacak, amel defterleri verilecek, iyilik yapan
mükafatlandırılacak, kötülük ya panda cezasını bulacaktır. Bu durumda
iyiler cennette, kötüler cehenneme girecektir.
Ahiret gününü inkar eden iman şartlarından birini inkar ettiği
için kafir olur.
Kaza ve Kadere İman
Allah’ın ezelden ebede kadar, olmuş ve olacak olan şeylerin hepsini
takdir etmesine kader denir.
Kaza ise, Allah tarafından ezelde bilinen ve takdir edilen şeylerin
zamanı gelince ezeldekine uygun olarak gerçekleşmesine denir.
İmanın şartları âmentü ibaresinde toplanmıştır.
Amentü şudur.

Manası:
Ben Allahu Teâla’ya, Meleklerine, Kitabları-na, Peygamberlerine,
Ahiret gününe, Kadere; yani iyilik ve kötülüğün, Allahın yaratması
ile oldu ğunu inandım.
Öldükten sonra dirilmek haktır ben şahidlik ederim ki Allah’tan
başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederimki Hazreti Muhammed onun
kulu ve Peygamberidir.
İbadet nedir?
İbadet, Allah’ın emirlerini yerine getimek ve yasaklarından kaçınmaktır.
İbadet beden ile yapılırki bunlar, namaz kılmak, oruç tutmaktır.
Mal ile yapılan ibadetler ise zekat vermek ve kurban kesmektir.
Hem mal hemde beden ile yapılan ibadetler vardır. Hac’da böyle bir
ibadettir.
Yapılan ibadetler yalnız Allah içindir. Allah rızası gözetilmeyen
bir ibadetten hiç bir sevab ha sıl olmaz. İbadetler ruhumuzun gıdasıdır.
İSLAM
İslam, itaat ve teslimiyet demektir. Muhammed (Sallallahu Aleyhi
vesellem) in Allah’ın emriy le insanlara bildirdiği dine İslam dini
denir. Bu dinin mensubunada Müslüman denir.
İslam dininin beş şartı vardır.
Kelime-i şehadet getirmek.
Namaz kılmak.
Oruç tutmak.
Zekat vermek.
Hacca gitmek.
Diniyle mükellef olan insanın öncelikle akıllı olması, müslüman
olması ve baliğ olması gerekir.
Mükellefle ilgili hükümler
Farz
Dinimizce yapılması gereken ve kesinlikle emr edilen şeye Farz
denir. Farzın işlenmesine sevap, terkinde ise azab vardır. Farzı
inkar eden dinden çıkar. Farz ikiye ayrılır.
Her mükellefin kendi yapması gereken farz demektir. 5 vakit namaz
gibi.
Farzı kifaye: bazı mükelleflerin yapması ile, diğerlerinden
düşen, yapmak mecburiyeti kalkan farzlardır. Cenaze namazı kılmak
gibi.
Vacib
Farz kadar kesin olmayıp, kuvvetli bir delil ile yapılması emr
edilen şeye vacib denir. Vacibi yapan sevab kazanır. İnkar eden
ise günahkar olur.
Sünnet
Farz ve vacibden başka, Peygamberimiz’in yaptığı şeye sünnet denir.
Müstehab
Şevilmiş şey demektir. Peygamberimiz’in bazen yapıp bazen terk
ettiği şeye denir.
Mubah
Yapmak ve yapmamakta serbest olunan şeye denir.
Haram
Dinimizde yapılması kesin olarak yasaklanan şeye denir. Haramı
işleyen azaba uğrar, inkar eden dinden çıkar, haramı terk eden sevab
kazanır.
Mekruh
Yapılması çirkin görülmüş şeylerdir.
Müfsid
Başlanmış olan ibadeti bozan şeye denir. Namazda gülmek ve oruçlu
iken yemek ve içmek gi bi.
TAHARET
Lügatta temizlik manalarına gelir.
Şeriatta ise; Hadesden ve pislikten bedeni temizlemektir. İslam
dini temizliğe çok önem ve rir. Her ibadete önce temizlikten başlanır.
Temizlik yani taharet iki çeşittir
Hükmi taharet: Abdestsizliği ve cünüblüğü gidermektir. Buna hadesten
taharet denir. Abdest, gusül, teyemmüm gibi.
Hakiki taharet: Kirli ve pis şeyleri yıkayıp gidermek. Buna da
necasetten taharet denir.
Abdest: Temizlik, paklık demektir.
Şeriatta ise: yüzü, kollarla beraber iki eli ve topuklarla birlikte
iki ayakları yıkamak, başı mesh etmektir.
Abdestin farzları dörttür.
Yüzü bir kere yıkamak.
Kolları, dirseklerle beraber bir kere yıkamak.
Başın dörtte birini mesh etmek.
Ayakları, topuklarla beraber bir kere yıka mak.
Bu farzlardan birisi eksik olursa, abdest sahih değildir.
Abdest alırken niyet etmek, eûzü ile başlamak, elleri bileklere
kadar yıkamak, ağıza ve bur na üç kere su vermek abdestin sünnetlerindendir.
Kıbleye yönelerek yüksek bir yerde abdest almak, başkasından yardım
istememek, dünya kela mı konuşmamak, her azasını yıkarken Bismillah
demek, abdestin edeblerindendir.
Abdestin mekruhları ise:
Abdest suyunu israf etmek, suyu yüzüne çarp mak, konuşmak, ihtiyacı
olmadığı halde başka sından yardım istemektir.
Vücudun her hangi bir yerinden kan, irin ve su çıkması, ağız dolusu
kusmak, yellenmek, bu gibi durumlarda abdest bozulur.
Abdesti olmayanlar, namaz kılamazlar, kurana el süremezler, tilavet
secdesi yapamazlar.
GUSÜL
Bedenin tamamını yıkamak demektir. Guslün farzı üçtür.
Mazmaza: Ağıza bolca su verip çalkalamak.
İstinşak: Burna su verip genize kadar çekmek.
Bütün bedeni iğne tepesi kadar kuru yer bırak maksızın yıkamak.
Niyet etmek, elleri yıkamaya başlarken besmele çekmek, kıbleye
yönelmek, uzuvları ovalamak, kimsenin görmeyeceği yerde yıkamak,
konuşmamak guslün sünnetlerindendir.
Cünüblük hali (cima etmek gibi), ihtilam olmak, hayız halinin bitmesi,
nifas halinin sona ermesi bu durumlarda gusül gereklidir. Bu halde
olanlar gusül yapmadıkça, namaz kılamazlar, ku ran okuyamazlar el
dahi süremezler, kabe’yi tavaf edemezler.
TEYEMMÜM
Niyet ederek, temiz toprak ve toprak cinsin den olan bir şeye,
ellerini vurup yüzüün ve kolla rını mesh etmeye denir.
Gusül alması gereken kişi su bulamadığında teyemmüm etmesi de gusül
yerine geçer.
Teyemmümün farzı ikidir.
Niyet etmek, elleri temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir
şeye iki defa vurup birinci vuruşta yüzü, ikinci vuruşta kolları
mesh etmektir.
Besmele çekmek, sırayı gözetlemek, toprağa vurunca elleri evvela
ileri sürmek ve sonra geri çekmek, parmakları açık bulundurmak teyemmü
mün sünnetlerindendir.
Teyemmüm şöyle yapılır:
Kollar sıvanır ve ne için teyemmüm edilecek se ona niyet edilir.
Parmaklar açık olarak eller te miz bir toprağa yada toprak cinsinden
olan herhangi bir şeye bir kere vurulur. Eller tozlanmış is yan
yana getirilerek birbirine yavaşca vurulup tozlar silkelenir.
Eller tekrar toprağa vurulup sol elin içi ile dir sekle beraber
sağ kol, sağ elin içiylede dirsekle beraber sol kol sığanır.
Ancak teyemmüm abdest veya gusül alacak kadar temiz su bulunmazsa,
su olduğu halde kullanılması mümkün değilse, yara olan bedene su
kullanmak zararlı ise bu durumlarda yapılır.
NAMAZ
Namaz islam dininin beş temelinden ve en gözdelerindendir. İslam
dini namaz üzerine bina edilmiştir. O yüzden kişinin namazı sakat
olursa dinide o derece sakat olur.
Namazı Allahu Teala Mirac gecesi Peygamberimize (Aleyhisselam)
teselli olarak lutf etmiştir. Peygamberimiz (Aleyhisselam) namaz
kıldığında o huzuru bulmuş ve onun içinde Namaz ‘Müminin Miracı’dır’
buyurmuştur.
Namaz müminin alametidir. Namaz ancak Allah rızası için, verdiği
sayısız rızıklara şükür için kılınır.
Namazlar üç çeşittir:
Farz namazlar: Beş vakit farz namazı ile, cuma ve cenaze namazıdır.
Vacib namazlar: Vitir namazı, Ramazan bay ramı namazı, Kurban bayramı
namazı.
Nafile namazlar:
Farz ve vacib den başka kılınan namazlara nafile namaz denir.
Namazın farzı on ikidir:
Bunların altısı namazın dışından altısıda namazın içindendir. Namazın
sahih olabilmesi için şu şartların olması gerekir. Dışındakiler
yani namaza başlamadan önceki şartlar:
Hadesten taharet:
Manevi kiri gidermek için, abdest almak, gerekli hallerde, gusül
yapmaktır.
Necasetten taharet:
Bedende veye elbisede veya namaz kılacağı mekanda olan pislikleri
gidermektir.
Setri avret:
Vucüdunda örtmesi gereken yerleri örtmesi-dir. Bu örtülmesi gereken
yerler, erkeklerin göbek ile diz kapağı arasının (diz kapağı da
dahil) örtmesidir. Kadınların ise bütün vucudunu ört-mesi gerekir.
İstikbali kıble:
Kıble’ye yönelme. Namaz kılacak kişinin kabe’ye doğru yönelmesidir.
Vakit:
Namazları vakti girince kılmaktır. Aksi takdirde sahih olmaz.
Niyet:
Hangi namazı kılacağını bilmek ve ona niyet etmek.
Namazın içindekiler:
İftitah tekbiri:
Namaza başlarken Allahu Ekber demek.
Kıyam:
Namazda ayakta durmak.
Kıraat:
Namazda, ayakta iken, biraz kuran okumak demektir.
Rukû:
Namazda, ellerin diz kapağına erişecek kadar eğilmesi demektir.
Sücud:
Ayaklar, dizler ve ellerle beraber alnı ve burnu yere koymak demektir.
Kade-i ahire:
Ettehiyyâtü okuyacak kadar namazın sonunda oturmak.
Tüm bu saydıklarımız namazın farzlarıdır.
Namazın vacibleri
Allahu Ekber diyerek başlamak, fatihayı tama mıyla okumak, farz
namazların iki rekatın da fatihadan sonra bir küçük sure veya üç
kısa yada bir uzun ayet okumak, fatihayı sureden önce okumak, secdede
burnunu alnı ile beraber yere koymak, iki secdeyi birbiri ardınca
yapmak, kıyamda iken dosdoğru durmak, rükuda iken dümdüz durmak,
rükudan kalkınca beli iyice doğrultmak ve ‘Sübhanellah’ diyecek
kadar öyle ce durmak, secdeden kalktığında iki secde arasın da ‘Sübhanellah’
diyecek kadar oturmak, üç ve dört rekatlı namazlarda ikinci rekattan
sonra oturmak, ikinci rekattan sonra veya selam vereceği vakit oturduğunda
Ettehiyyatü’yü okumak imama uyan kimsenin susması, vitir namazında
kunut dualarını okumak, namazın sonunda selam vermek, namazda yanılırsa
sehiv secdesi yap mak, namazda secde ayeti okursa secde etmek.
Namazın sünnetleri:
Namaza başlarken alınan tekbirde el kaldırmak.
İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamın iftitah tekbirinden
sonraya kalması ve imamın tekbirine yakın olması.
İftitah tekbiri alır almaz el bağlamak.
Sübhaneke okumak.
(Tek kılan) ilk rekatta sübhaneke okuduktan sonra Eüzü Besmele
çekmek.
(Tek kılan) diğer rekatlarda Fatihadan evvel yalnız besmele çekmek.
Sübhaneke ve Eüzü Besmeleyi içinden okumak.
Fatiha’nın sonunda, okuyan ve işiten içinden Amin demek.
Rüküya eğilirken Allahu Ekber demek.
Rüküda üç kere Sübhane Rabbiyel Azim demek.
Rükudan kalkarken Semiallahu limen hamideh demek.
Kıyamda iken iki ayak arası açık olmak.
Rükuda elleriyle dizlerini tutmak.
Secdeye varırken evvela dizlerini, sonra elleri ni, daha sonra
yüzünü yere koymak.
Namazı şu şeyler bozar:
Konuşmak, bir şey yemek veya içmek, kendi işiteceği sesle gülmek,
selam vermek ve almak, bir şeye üflemek, cevap maksadıyla ayet oku
-mak, dünya kelamı (ah, of, vah, öf) söylemek, teyemmümlü olan kişinin
suyu görmesi tüm bun lar olursa, namaz bozulur.
Namazda, bedeni ve elbisesiyle oynamak, parmakları çıtlatmak, esnemek,
gerinmek, başka sının yanına çıkılmayacak elbiseyle namaza durmak,
secdeye varırken elbisesini kaldırmak, okumayı rükuda tamamlamak,
bile bile ayet atlamak, gözlerini yummak, secdede özürsüz olduğu
halde burnunu yere koymamak, ön saf boşken arka safta durmak, kıble
tarafında canlı resmi bulunmak, namazda etrafı gözetlemek, yanan
ateşe karşı durmak, herhangi bir şeye dayanarak namaz kılmak, insan
yüzüne karşı namaza durmak, bu saydıklarımız namazın mekruhlarındandır.
Sabah namazının kılınış şekli
Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya
diyerek kalbten niyet edilir.
Allahu Ekber diyerek tekbir alınır. Sübhaneke okunur, Eüzü Besmele
çekilir ardında fatiha ve bir miktar kuran okunur.
Rukuya varılır. Üç kere sübhane Rabbiyel Azim denir, doğrulur.
Bu doğruluşta Semiallahu limen hamideh denir. Sonra Allahu ekber
diyerek secdeye inilir, üç kere Sübhane Rabbiel âlâ diyerek oturur
bu hareket iki kez tekrarlanır.
İkinci rekata kalkılır bu rekatta aynen ilki gibi kılınır. Yalnız
son oturuşta Ettehiyyetu ve salli barik duaları okunur, önce sağa
sonra sola selam verilir.
Farzların iki rekat olanlarıda böyle kılınır. Dört rekatlı olan
razlarda ilk oturuşta sadece ettehiyyatü okunarak tekbir alınır
ve ayağa kalkı lır. Bu üçüncü rekatta besmele ile fatiha okunur
ve aynı şekilde ruku ve secdeler yapıldıktan sonra tekbir alınarak
dördüncü rekata kalkılır. Aynı hal üzere bu rekatta tamamlandıktan
sonra oturulur ve ettehiyyatü, salli barik duaları okunarak se lam
verilir.
ORUÇ
İslamın beş temelinden biride Ramazan ayında oruç tutmaktır.
Oruç: Niyetlenip tan yeri ağarmaya başladığı zamandan, ta güneş
batıncaya kadar yememek, içmemek, cinsi münasebette bulunmamak demektir.
Oruç, müslümana, akıl baliğ olana farzdır.
Altı çeşit oruç vardır.
Farz olan oruç; Ramazan ayında tutulan oruç.
Vacib olan: Adak oruçları ve bozulan nafile oruçlarını kaza etmek.
Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının dokuz ve onuncu veya on ile
on birinci günleri oruç tutmak.
Müstehab olan oruç: Pazartesi perşembe günleri ile, şevval ayının
ilk altı günü oruç tutmak müstehabtır.
Mekruh oruçlar: Yalnız cuma ile cumartesi günü ile muharremin onuncu
günü tutulan oruç.
Haram olan oruçlar: Ramazan bayramının birinci günü ile kurban
bayramının dört günü oruç tutmak haramdır.
Oruçlu olduğunu bilerke yemek yemek, cinsi ilişkide bulunmak, sigara
içmek oruçu bozar ve keffaret gerektirir.
Keffaret: bozulan bir günlük Ramazan orucu yerine altmış gün oruç
tutmak.
Kaza: bozulan oruçun yerine gününe gün oruç tutmak.
Unutarak yemek yemek, ağızdan gelen balgamı yutmak, boğazına toz
girmek, dişleri arasında sahurdan kalan nohut tanesinden küçük olan
şeyi yutmak, kendi elinde olmadan kusmak, kan aldır mak, sürme çekmek
bunlar oruçu bozmaz.
Orucu bozan ve kaza gerektiren şeyler:
Çiğ olsa bile pirinç yemek, yemek yemesi adet olmayan bir şeyi
yutmak, çok fazla tuz yemek, taş, demir, toprak yutmak, burnuna
ilaç çek mek, kulağın içine su damlatmak, unutarak yedikten sonra
orucu bozuldu sanıp yemek, bunlar veya buna benzer şeyler oruçu
bozar ve kaza gerektirir.
ZEKAT
Zekat, sözlükte temizlik ve bereket manalarına gelir.
Şeriatta ise: Nisab miktarı mala ve paraya sa hib olan müslümanın
malının kırkta birini muhtaçlara vermesi demektir.
Zekat vermek zengin müslümanlara farzdır.
Zekatı, müslüman olan, hür olan, akıllı olan, ergenlik çağına gelmiş
olan, zengin olan kişiler, müslüman fakirlere, işçilere, yolda kalmış
yolculara, memleketinden uzak gurbette parasız kalan kişilere verir.
Zekat, anaya, babaya, büyük ana ve büyük babalara, oğluna, oğlunun
çoçuklarına, kızına ve kızının çocuklarına, zenginlere, müslüman
olmayanlara verilmez.
HAC
Haccın lügattaki tarifi ziyaret etmek demektir.
Şeriatta ki tarifi ise; Kabe’yi ve diğer mukaddes mekanları belirli
bir zaman içinde ziyeret etmektir. Hac, hem mal hem de beden yönünden
güçü olan ve zengin olan kişiye ömründe bir defa olarak farzdır.
Haccın üç farzı vardır bunlar:
İhram:
Helal olan şeyi kendine haram etmek. Niyet ederek telbiye okur,
iki rekat namaz kılar. Bundan sonra hacılara mahsus olan dikişsiz
elbiseye, sarıldıkları iki havluya da İhram denir.
Arafatta vakfe:
Arafat Mekke yakınında bulunan dağın adıdır. Hac zamanı bu dağda
arefe günü zeval vaktinden bayramın birinci günü fecrin doğuşuna
ka dar olan zaman içinde bir an durmak farzdır.
Kabe’yi tavaf:
Kabe’yi ziyeret etmek farzdır. Kabenin etrafında yedi kere dönmekle
bir tavaf yapılmış olur.
Farz, vacib, nafile olmak üzere üç çeşit hac vardır.
Farz olan; mükellef olanların ömründe bir ke re hacca gitmeleri.
Vacib olan; Adanan veya başlamışken bozulan haccın yerine getirilmesi.
Nafile olan; Hac ise, tekrar olarak yapılan hacdır.
Safa ile Merve arasında say etmek, müzdelifede durmak, şeytan taşlamak,
saçları tıraş etmek veya kısaltmak, veda tavafı yapmak, haccın vaciblerindendir.
AHLAK
Ahlak insanda olması gereken bir takım güzel huylardır.
Ahlak terbiye yoluyla, islam eğitimi ile kazanılır.
Güler yüzlü olmak, temiz olmak, merhametli olmak, tevazulu olmak,
affetmek, susmak, doğru konuşmak, sabr etmek, güzel ahlaktan bazılarıdır.
Ahlaki vazifelerimizin ilki Allah’a karşı olanı dır. Allah’ın ismini
hürmetle anmak, onun sevgisini kalbe yerleştirmek, ona isteyerek
ibadet etmek ahlaki vazifelerimizdendir.
Sonra Peygamberimize karşı olan ahlak vazifemizdir. 0 hürmete en
layık olandır. Onun getirdiklerini kabul etmek, ona hürmet etmek,
adı anıldığı vakit (Sallallahu aleyhi vesellem) demek, o ne söylemişse
tereddütsüz kabul etmek ahlaki vazifelerimizdendir.
Sonra kitabımız olan Kur’anı Kerime karşı hürmet etmek, o okununca
sessizce dinlemek, onda emr edileni yapıp nehy edilenden uzaklaşmak
ahlaki vazifelerimizdendir.
Bedenin ve ruhun terbiyesi
İslamda beden terbiyesinin yeri çok önemlidir. İnsanın dünya ve
ahiret işlerini tam olarak yapabilmesi için önce sağlığına ve sıhhatine
dikkat etmesi gerekir.
Yemesine içmesine, uykusuna, dış görünümü ne, temizliğine, hastalanınca
tedavisine dikkat et mek her insanın görevidir.
RUH TERBİYESİ
Ruh Allah’tan gelmiştir ve yine Allah’a döne cektir. İnsanı meleklerden
daha üstün yapan hayvanlardan daha aşağı kılan, insanı iyi ya da
kötü yapan hep ruhtur. Bunun için ruhun sağlığı ve terbiyesi çok
önemlidir.
Ruhun sağlığı kuvvetli imanla, ibadetle beslenmesiyle, kötü huylardan
arınmasıyla, takva yolunda yürümesiyle gerçekleşir.
Ruh hastalıkların en felaketi kötü huylar ve dünya sevgisidir.
İnsanın kötü ahlaklardan korun ması, dünya sevgisinden arınması,
zikirle meşgul olması, ruhi hastalıkları def eder.
Aile Vazifeleri
Aile her insanın mensup olduğu ufak topluluktur. Aile’yi karı,
koca, ana, baba, çocuklar ve akrabalar teşkil eder.
Bütün güzelliklerin kaynağı ailedir. İnsan büyüklerini saymayı,
küçüklerini sevmeyi, bütün insanlarla iyi geçinmeyi, Allah’ına ve
peygamberine karşı olan vazifesini ailesinden öğrenir. O bakımdan
ailede verilen terbiyenin tesiri çok büyüktür.
Çocukların ana babalarına karşı vazifeleri
Anasına, babasına sözü ile, malı ile iyilikte bulunmak, anaya,
babaya öf bile dememek, onla ra karşı kaba ve sert söz kullanmamak,
çağırdıkları vakit hemen gelmek, yanlarında yüksek sesle konuşmamak,
çocukların ana babalarına karşı vazifeleridir.
Karı kocanın birbirlerine karşı görevleri
Her şeyden önce aralarında samimi bir sevgi ve saygı olmalıdır.
Evlenmiş olan bir erkek evine karşı olan vazi felerini bilmeli,
yuvasının sağlamlaştırmak için çalışmalıdır.
Erkek evin dış işlerini düşünmeli ve her türlü ihtiyaçları karşılamalıdır.
Erkeğin karısına din konusunda bir eksiği var sa öğretmesidir.
Koca, karısına karşı daima nazik ve yumuşak muamelede bulunmalıdır.
Kadın, kocasına sevgi ve saygıyla bağlanmalı, ev idaresine ve çocukların
terbiyesine dikkat etmelidir.
Kadın kocasının kazandıklarını israf etmemelidir. Kocasına itaat
eden müslüman kadının gide ceği yer cennettir.
Kocasının istemediği kişileri eve almamalıdır.
İzinsiz ve lüzumsuz şekilde evden dışarı çıkmamalıdır.
Akraba hakları
Akrabalar ailemizini bir parçasıdır. Onlara karşı yapılıcak görevlerimiz
şunlardır:
Onlara sevgi ve saygı göndermek, yardıma muhtaç olanlara yardım
etmek, onları unutmamak, hallerini ve hatırlarını sormak vazifemizdir.
Komşu Hakkı
Komşular akrabalardan sonra bize en yakın olan kişilerdir. Dinimiz
bize komşularımızla iyi geçinmeyi, gerek elimizle gerekse dilimizle
onları incitmemeyi emr etmiştir. Komşusunu inci -tenler, onların
dertleriyle ilgilenmeyenler, hasta olduklarında arayıp sormayanlar
gerçek mümin sayılmazlar.
İslam Ahlakıyla ahlaklanmış bir müslümanın sıfatları
1- Allah’ın birliğine, onun meleklerine, peygamberlerine ve onlara
vermiş olduğu kitablara, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye,
kaza ve kadere inanmak dil ile ikrar kalbi ile tasdik etmek.
2- Hazreti Muhammed’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) gösterdiği
şekilde namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, yetimlere
ve fakirlere yardım etmek.
3- Herhâlukerda Allah’a güvenmek, ve ondan asla ümidi kesmemek.
4- Anaya babaya itaat etmek.
5- Emanete hiyanetlik etmemek
6- Verdiği sözde durmak.
7- Temiz olmak.
8- Dinen yasak olan şeylerden kaçınmak.
9- Yalan söylememek, yalan yere yemin etme mek.
10- Kibrilenmemek, kimeye karşı büyüklenmemek.
11- Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek.
12- En büyük gayesi hakiki bir müslüman olmaya çalışmak ve insanlara
güzel örnek olmak.
|