İsa Yusuf Alptekin ve Türkiye’ye Hicret Süreci

İSA YUSUF ALPTEKİN ve TÜRKİYE’YE HİCRET SÜRECİ

“Bir Doğu Türkistanlı olarak Doğu Türkistan davası, bir Türk olarak Türklük davası, bir Müslüman olarak İslam davası ve bir insan olarak insanlık davası için hizmet edin.”

İsa Yusuf ALPTEKİN

Ersagun ERDAŞ

Doğu Türkistan Tarihine Bir Bakış

Türklerin en eski yerleşme alanlarından biri olan Doğu Türkistan Orta Asya Türk Tarihinin bir parçası olarak Hun ve Göktürk İmparatorluklarının sınırları içerisinde yer almıştır. 742 senesinde Basmıl, Uygur ve Karluklardan müteşekkil boylar Göktürk Devletini yıkmışlar. 744 yılında ise bu boylardan Uygurlar Ötüken’de hâkimiyetlerini sağlayarak Uygur Hakanlığını kurmuşlardır. Uygur Devleti 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılmıştır. Uygurlar Asya’nın daha güney bölgelerine Çin’in batısına yerleşerek Kan-Cou ve Doğu Türkistan (Turfan) Uygur Devletini kurmuşlardır. Bu olay aynı zamanda Doğu Türkistan Uygur tarihinin de başlangıcıdır. Bu iki Uygur Devleti Manihaizm ve Budizmi benimsemişler, İpekyolu üzerinde ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır. Doğu Türkistan’ın İslam kimliğine kavuşması bölgeyi hakimiyetleri altına alan Karahanlılar döneminde olmuş(840-1212), daha sonra bölge sırasıyla Karahıtayların ve Moğolların tabiiyetine girmiştir.15. asrın sonlarından 16. asrın başlarında Doğu Türkistan Timur hanedanlığının etki sahasına girer. 1606 da ise, bölgenin idaresi Çağataylılardan Emir İsmail’in eline geçmiş ve böylece Hocalar Hanedanlığı başlamış olur. Hocalar Hanedanlığı bir takım iç mücadelelerle beraber 1755 yılına kadar, Çinlilerin Doğu Türkistan’ı işgali ile son bulur.

Çin askerlerinin Doğu Türkistan’a girdiği 1755 yılından Yakup Bey’in iktidara geldiği 1865 yılına kadar süren 110 yıllık dönem birinci Çin İstilası devridir. Bu dönem Doğu Türkistan için tam anlamıyla bir isyanlar devridir. Bu nedenle Çin istilası tüm etkinliğiyle gerçekleşmemiştir. Bu devrin başlıca isyanları şunlardır; Büyük-Küçük Hocalar İsyanı(1757-1759) Üç turfan İsyanı(1765) Ziyaüddin Hoca isyanı(1815), Cihangir Hoca İsyanı(1824-1828), Yusuf Hoca İsyanı(1830) Yedi Hoca İsyanı(1847), Velihan Töre İsyanı(1857), Kuçar ve Döngenlerin İsyanı(1864).Bu isyanlar sonucu Kuçar, Yarkent, Kaşgar ve İli’de bağımsız şehir devletleri kurulur. Çin istilası tehdidine  karşı bu şehir devletlerine yardım etmek amacıyla Batı Türkistan’daki Hokand hanlığı tarafından bölgeye gönderilen Yakup Bey 1865’te Kaşgar valisini devirerek Ruslar tarafından işgal edilmiş. Hokand Hanlığının sona erdiğini ilan eder. “Atalık Gazi Bedevlet” ünvanı ile Kaşgar ve Yarkent hükümdarı olur. Yakup Bey 1866’da Hoten’i 1867 de Kuça’yı 1868 de Turfan’ı ele geçirir. Urumçi’yi de aldıktan sonra Aksu Yakup Bey devletinin başkenti olur. Böylece Yakup Bey Doğu Türkistan’ı tek çatı altında birleştirir. Yakup Bey ülkede istikrarı sağladıktan sonra Rusya ve İngiltere ile dostane münasebetler kurarken diğer taraftan da Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han nezdinde fevkalade elçisi Yakup Han Töre’yi gönderir. Yakup Han elçisi vasıtasıyla Sultan Abdülaziz’den yardım ve himaye talebinde bulunmuş, Osmanlı Devleti Yakup Han’ın taleplerini kabul ederek, Enderun’dan Murat Efendinin başkanlığında dört muvazzaf ve dört emekli subaydan oluşan bir askeri eğitim gurubunu 2000 piyade tüfeği, altı sahra topu ve cephane yapımında kullanılan barut ve malzemeleri ile beraber Hindistan üzerinden Doğu Türkistan’a göndermiştir. Heyet Kaşgar’da 100 pare top atışı ile karşılanmış ve bundan sonra Yakup Han’ın hâkimiyeti altında bulunan bölgelerde hutbeler Sultan Abdülaziz Han adına okunmaya başlanmıştır.

Yakup Bey’in 1877 de ani ölümünün ardından Çin ordusu Doğu Türkistan’ı tamamen işgal eder. Böylece Yakup Bey’in 1865–1877 yılları arasında kurmuş olduğu devletin yıkılmasıyla Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı sona erer. Ülke 1882 yılına kadar Çin ordusu tarafından idare edilir. 18 Kasım 1882 yılında Çin İmparatorunun emriyle Doğu Türkistan’ın adı Çin’in 19. eyaleti olarak “Yeni Toprak” anlamına gelen “Şin- Çang” a çevrilir. Bu işgalle birlikte isyanlar ve mücadele tekrar başlar. Doğu Türkistan üzerindeki Çin Mançu sülalesinin hâkimiyeti 1911 yılına kadar devam eder. Ardından Çin’de cumhuriyet rejimi kurulur.

Bu dönemde 1931’de başlayan ve iki yıl süren Kumul isyanı neticesinde 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da resmen Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulur. Fakat Rusların kendi sınırlarına yakın bağımsız  bir Türk devletine tahammülleri yoktur. Rusların desteğiyle bölgeye giren Çin kuvvetleri bölgede tekrar hâkimiyeti sağlarlar. 15 Eylül 1944’te İli’de çıkan ayaklanma sonucu İli, Altay, Targabatay vilayetleri kurtarılarak 12 Kasım 1944’te Şarki Türkistan Cumhuriyeti ilan edilir. Bu ikinci milli cumhuriyet 1944–1949 yılları arasında beş yıl yaşar. Bu dönemde Üç Efendiler olarak bilinen İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra, Mesut Sabri etkin rol oynarlar. Başlangıçta bağımsız olarak kurulan Cumhuriyet Sovyetlerin baskısıyla Çin’le müşterek bir koalisyon hükümeti olur. Ancak bu koalisyon hükümeti Dr. Mesut Sabri başkanlığında milli icraatlar yapmaya başlayınca Çin ve Sovyet işbirliği neticesinde iktidardan uzaklaştırılır ve yerine Komünist Burhan Şehidi hükümeti kurulur. Bu hükümetin davetiyle Kızıl Çin birlikleri 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal eder. Başta Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin olmak üzere binlerce Uygur ve Kazak Türkü Hindistan ve Pakistan’a, oradan da Türkiye ye göç yollarına düşerler. Komünist işgalin hemen öncesinde meydana gelen bu ilk göç sonrası Doğu Türkistan’da kalan Uygur Türkleri çok ağır işgal şartları altında yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Bir takım politik değişiklerle beraber günümüze kadar süregelen Komünist Çin’in işgal yönetimi Doğu Türkistan’da Türk ve İslam varlığını silebilmek için değişik metotlar uygulamıştır. Bu dönemler içerisinde Türk kimliği yasaklanmış, İslam eserleri tahrip edilmiş, çeşitli yöntemlerle milliyetçi Uygurlara ağır hapis, işkence ve idam cezaları ile uygulanmıştır. Gündelik işkence metotlarının yanında reform adı altında uzun vadeli uygulamalar ile Doğu Türkistan Uygur halkı olabilecek en ağır şekilde cezalandırılmıştır. Bu baskı ve işgal dönemi içerisinde Uygur Türklerinden bazıları bulabildikleri fırsat ve imkân dâhilinde Doğu Türkistan’ı terk ederek dünyanın çeşitli bölgelerine göç etmişlerdir.

İsa Yusuf Alptekin’in Türkiye’ye Yerleşme Süreci

Komünist Çin ordularının Doğu Türkistan’ı işgal tehdidinin ortaya çıkması üzerine Doğu Türkistan’ın önde gelenleri çeşitli toplantılar yaparlar. Toplantılarda ülkeyi terk etmeme savaşıp karşı koyma fikri birtakım sebeplerden dolayı kabul görmemiş yapılacak en iyi işin hür bir memlekete gidip vatanı savunmak olduğu kararı alınmıştır.Bu kararın akabinde hazırlıklar başlar. İki kafile oluşur. Mehmet Emin Buğra başkanlığındaki ilk kafile 18.09.1949 tarihinde Urumçi’den ayrılır. Ondan iki gün sonra 20.09.1949 tarihinde İsa Yusuf Alptekin başkanlığındaki ikinci kafile Urumçi’yi terk eder. 27.09.1949 tarihinde Kaşgar’a ulaşan her iki kafile 01.10.1949 tarihinde buradan ayrılarak 16.10.1949 tarihinde Kökyar denen yere ulaşırlar. 19. 10. 1949 tarihinde Kökyar’dan hareket ederek çok zor şartlar altında sınır kapısı Kökat’a buradan uzun bir yolculuktan sonra Hindistan’ın Ladek şehrine ulaşırlar. Bir müddet sonrada Keşmir’in başkenti Şirinagar’a geçerler. Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin Ladek’e ulaştıktan sonra bölgeye daha önceden gelenler dâhil olmak üzere komünist Çin’den kaçıp gelenlerin bir listesini oluştururlar. Bu listeye göre Kökat sınır kapısından 852 kişi geçmiştir. Bunlardan 798 kişi Ladek’e gelmiş, 54 kişi yollarda vefat etmiştir.  Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin Keşmir’in başkenti Sirinagar’a ulaşır ulaşmaz, Kökat sınır kapısından geçmeyi başarıp Şirinagar’a ulaşabilen Doğu Türkistanlılara barınarak yiyecek, içecek ve giyecek sağlamak için Keşmir ve Hindistan Hükümetleri nezdinde girişimlerde bulunurlar. Fakat Hindistan hükümeti gerekli yardımları yapmış olmasına rağmen Doğu Türkistanlı Göçmenlere transit geçip gitme şartıyla sığınma hakkı verebileceğini bildirir.

Sirinagar’daki göçmenlerin geçici kaydıyla Keşmir e yerleşmesi akabinde Osman Batur öncülüğündeki isyana katılıp Çin ordusunun çemberini yarıp Tibet’e ulaşan 350 kazak göçmeni İsa Yusuf Alptekin’den Hindistan’a kabulleri yönünde yardım isterler. Hindistan hükümeti Çin ile ilişkilerinin bozulacağı sebebiyle Kazak göçmenlere izin vermez. Ancak İsa Yusuf Alptekin’in gayretleri neticesinde Kazak göçmenlere transit geçiş hakkı verilir. Ayrıca Hindistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri her ihtimale karşı bu kazak göçmenler için, İsa Yusuf Alptekin’den sığınma hakkı verebilecek bir ülke aramalarını ister. Bu durum üzerine İsa Yusuf Alptekin sığınma hakkı alabileceği düşüncesiyle Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’ye gitmeye karar verir.

İsa Yusuf Alptekin ilk olarak  Suudi Arabistan’a geçerek, Suudi Arabistan Devletinin kurucusu Melik Abdülaziz ve Emir Faysalı ziyaret ederek, Kızıl Çin istilasına maruz kalan Doğu Türkistan‘daki durum hakkında bilgi verir ve Hindistan sınırında tamamen imha olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Kazak Türklerinin de göçmen olarak Suudi Arabistan’a kabulünü rica eder. Ancak herhangi bir cevap alamaz. Daha sonra Mısır’a geçen Alptekin buradan da olumlu bir cevap alamayınca buradan ayrılarak Türkiye’ye geçer. Hindistan’ın Keşmir Eyaletinden göç ederek Türkiye’ye gelmiş olan Mehmet Emin Buğra ile birlikte, göçmenlerin Türkiye’ye kabulü için bir dizi görüşmeler yapar. Bu arada Türk basınıyla da ilişki kurularak göçmenlerin Türkiye’ye kabulü yolunda birçok açıklamalar yapılır. Tüm bu çalışmalar neticesinde Doğu Türkistan’dan Hindistan’a iltica eden 350 Türk ile ayrıca Hindistan, Pakistan ve Suudi Arabistan a sığınmış olan beş bin Türk’ten 1500 kişi olmak üzere toplam 1830 Türkün iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleşmeleri sağlanmıştır. Daha sonra Komünist Çin’in izni üzerine yine bazı aileler Türkiye’ye yerleşmek ister, bu istek Türkiye’de bulunan İsa Yusuf Alptekin’in gayretiyle Türk Hükümetince kabul edilir. Bu göç başvurusunun kabul edilmesinin akabinde Çin, Rus ve Amerikan büyükelçilikleri Türkiye aleyhinde propagandaya başlarlar.

 

 

Sonuç

1901 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayetinde dünyaya gözünü açtığı tarihten, Hakk’ın rahmetine kavuştuğu 17 Aralık 1995 tarihine değin müthiş bir mücadele ile ömrünü geçirmiştir. “Doğu Türkistan Davası, Unutulan Vatan Doğu Türkistan, Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor, Türkistan Şehitleri, Demir Perde Arkasındaki Müslümanlar, Esir Doğu Türkistan İçin, Resimli Doğu Türkistan, Büyük Doğu Türkistan Hakkında Muhtıra, Doğu Türkistan’ın Hür Dünyaya Çağrısı, Doğu Türkistan’ın Sesi “ gibi müstesna eserler ortaya koymuştur. Bu eserleri ortaya koyma amacı onun ömrünü adadığı, Doğu Türkistan Türklüğünü, kardeş ülkesi Türkiye’de ve bu yol ile dünyada anlatabilmektir.  İsa Yusuf Alptekin; Türk Milletinin 20. Yy’da  ortaya çıkmış en büyük evlatlarındandır. En buhranlı dönemlerinde bile beslendiği kanından ilham alan Türklük; Doğu Türkistan’da İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra, Osman Batur adı almıştır. Bu kan da Milleti hiç yanıltmamış ve beise kapılmaması için ona yol göstermiştir.

İsa Bey farklı bir kişiliktir, aksiyoner olmasının yanında aynı zamanda iyi de bir diplomattır. Türk milletinin girift tartışmalar yerine daha anlamlı bir yol çizmesini istemiştir. Onun “ Çin bizi işgal ederken, bizler Cami’de Allah’ın 99 adını 33’lük mü yoksa 99’luk tesbihle mi çekelim diye tartışıyorduk” sözü bu konuda bizler için bir kaynak olmalıdır. O vatan aşkı ile Başbuğ Alparslan Türkeş’ e sarıldığı anın  fotoğrafı, onun nezdinde her birimiz için bir rehberdir. Yahut Elçibey ile hasbihal ettiği o sahne bizler için Türklük ruhunun en muteber anlarından biridir. Türkler  Balkanlardan bir alev gibi doğup büyümüş ve Rus Mitralyözüne yalın kılıç koşan Enver olmuştur, Doğu Türkistan’da İsa Yusuf Alptekin, Osman Batur olmuş, Kafkaslarda Mehmet Emin Resulzade veya Ebülfez Elçibey olmuş, Anadolu Türklüğünde Başbuğ Alparslan Türkeş olmuş fakat hiçbir dönem esareti kabul etmeyen; “yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı” olmuşlardır. İsa Yusuf Alptekin Hocanın “davayı sizlere emanet ediyorum” sözüne ses vermek gerekirse Atatürk’ün şu sözleri gayet hoş olacaktır; “Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır…”

KAYNAKÇA

Alptekin, İsa Yusuf  (1995). “Bağımsızlık Mücadelem”, Yeni Türkiye, Mart-Nisan 1995, S. 3, s.29-  33.

 

Alptekin, İsa Yusuf (1994). “Kızıl Çin İşgalinin 45. Yıldönümü ve Son Gelişmeler Işığında Doğu Türkistan”, Yeni Türkiye, Kasım-Aralık 1994

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter