İktidar, Medya ve Hedefe Oturtulan Bin Yıllık Hukuk – Mehmet Parlar

AKP’nin “açılım” süreci, terörist başının resmen muhatap alınması noktasına kadar ulaştı. Kadim bir Türk şehri olan Diyarbakır, Nevruz kutlamaları bahanesiyle Türkiye’ye karşı bir isyan provasının sergilenmesine tanık oldu.

Nevruz bahanesiyle toplanan kalabalık, terörist başının fotoğrafları bulunan paçavralar açtılar. Yine açılan pankartlara baktığımızda “Kürdistan’a Özgürlük”, “Kürtlere Statü, Öcalan’a Özgürlük”, “Savaşa da Barışa da Hazırız” gibi tehditler ve bölücü talepler içeren ifadeleri üzülerek gördük.

Programda cani başının mektubu okundu. Bütün basın yayın kuruluşları, büyük bir iştahla buna odaklandılar ve gündem bir bebek katilinin açıklamaları üzerinden belirlendi.  Düne kadar hiçbir etkisi olmayan, köşesinde ölümünü bekleyen bir katilin bugün gündem belirleyecek kadar önemli bir figür haline gelmesinin tek sorumlusu elbette ki onu bu denli ön plana çıkaran ve sürecin baş aktörü haline getiren hükümettir.

Bölücü örgütün ve onun başının sanki bütün Kürtlerin temsilcisi gibi görüş serdetmesi ise bölgede yaşayan ve devletine bağlı olan Kürt kardeşlerimizi son derece üzmektedir. Kürt kökenli insanların hepsinin PKK’lıymış gibi lanse edilmek istendiği görülmektedir. Hükümetin ve medyanın bu konuda kullandığı dil o bölgede canları pahasına örgüte karşı koyan insanları yalnızlaştırmakta ve açık hedef haline getirmektedir. Özellikle bu grubun Milliyetçi cephesini oluşturan ülkücülere yönelik olarak Batman’da yaşanan hadiseler, bu tezimizi haklı çıkarmaktadır.

Devletin ve medyanın PKK’yı Kürtlerin meşru ve tek yetkili aracı olarak göstermesi, bölge insanını tamamen örgütün insafına terk etmesi anlamını taşımaktadır. Bu da PKK’nın bölgede gittikçe gücünü artırmasına ve ülkesiyle hiçbir problemi olmayan vatandaşlarımızın dirençlerinin kırılmasına neden olmaktadır. Bölgede sayıları örgüt yandaşlarından fazla olan bu vatandaşlarımız, bölücülerin gittikçe güçlendiği bu mevcut atmosferde tehdit edilmekte ve taraf değiştirmeye zorlanmaktadır.

Yine bu süreçte Türk Milliyetçileri kasıtlı olarak ırkçı ve ayrımcıymış gibi gösterilmek istenmektedir. Sorunun kaynağı olarak hükümet ve bazı satılmış kalemler tarafından Türk milliyetçileri işaret edilmektedir. Millet ve milliyetçilik kavramlarının tarihi, kültürel, sosyal ve siyasal derinliğini anlamayan ve anlamak da istemeyenlerin, ihanet projelerinin önünde engel olarak gördükleri Türk milliyetçiliğini ve Türk milliyetçilerini hedefe oturtmaları elbette ki meşreplerine uygundur.

Ancak tekrar belirtmek isteriz ki, Türk Milliyetçilerinin tavrı bu ülkenin bölünmesini isteyen hainler güruhuna karşıdır. Yoksa bir etnik ayrımcılık yapmak, Türk Milliyetçilerinin ne inancında ne de geleneğinde bulunmamaktadır. Kürt kökenli birçok ülkücü kardeşimiz hareketimizin içerisinde canla başla mücadele vermektedir. Güneydoğu’da ve Doğu Anadolu’da MHP’nin ve Ülkü Ocakları’nın çok muhterem mensupları bulunmaktadır ve bölgede faaliyetlerine devam etmektedirler.

Bizleri ayırmak, ülkemizi bir etnik kaosa sürüklemek isteyenlere karşı altını çizerek tekrar hatırlatalım ki, etnik kökeni, dini ve mezhebi ne olursa olsun, bu topraklarda yaşayan ve gelecekte de yaşamak isteyen, bin yıllık kardeşlik hukukuna riayet eden her bir fert Türk milletinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Binlerce yılın ürünü olan bu kardeşlik hukukunu bozmak isteyenlere asla fırsat verilmemelidir.

Etnik tuzaklar, bölücü oyunlar, emperyalist dayatmalar binlerce yıllık bu kardeşliği Allah’ın izniyle bozamayacaktır.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter