Hüseyin Nihal ATSIZ (1905-1975)

Yaşamı.

12 Ocak 1905’te İstanbul’da doğdu. Babası Gümüşhaneli Çiftçioğulları’ndan deniz binbaşısı Nâil Bey, annesi Trabzonlu Kadıoğulları’ndan Fatma Zehra Hanım’dır. İlk öğrenimini Kadıköy’deki Fransız ve Alman okulları (1911) ile Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa ilk mektebi ve Haydarpaşa’daki Osmanlı İttihad Mektebi’nde, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul Sultânîsi’nde tamamladı. 1922’de sınavlar Askerî Tıbbiye’ye girdi, burada milliyetçi duygularının tepkisi sebebi ile aldığı disiplin cezası dolayısıyla üçüncü sınıfta iken 4 Mart 1925 tarihinde mektepten çıkarıldı.

Arada yardımcı öğretmenlik, gemi kâtip muavinliği gibi geçici işlerde çalıştıysa da Türk Tarihi ve Edebiyatı ile ilgili araştırmalara merak sarıp yolunu seçmiş bulunduğundan 1926’da Edebiyat Fakültesi’ne kaydoldu. Buraya girişinden bir hafta sonra askere alındı. Taşkışla’da vatanî hizmetini tamamladıktan sonra 1927’de döndüğü fakülte ve onunla birlikte devam ettiği Yüksek Muallim Mektebi’nden 1930’da mezun oldu. Çalışmaları ile takdirini kazandığı hocası Fuad Köprülü tarafından Türkiyat Enstitüsü’ne asistan olarak alındı. Daha fakültede talebe iken arkadaşı Nâci [Kum] ile birlikte hazırladığı “Anadolu’da Türkler’e Ait Yer İsimleri” adlı ilk ilmî araştırması Türkiyat Mecmuası’nda yayımlandı. Asistanlığa girişinden kısa bir süre sonra çıkarmaya başladığı Atsız Mecmua’daki milliyetçi mücadele yazıları ile kısa zamanda kendisini tanıtan Atsız’ın bu devreden itibaren Türklük ve milliyetçilik davası uğrunda çilelerle geçen mücadele hayatı başladı. 1932’de Ankara’da Birinci Tarih Kongresi’nde hocası Zeki Velidi Togan’ı, kabulü istenen tarih tezine aykırı konuştuğu için, ilmini ve hocalığını küçümseyip aşağılamaya kalkışmasından dolayı kendisine bir protesto telgrafı çektiği Türk Tarih Cemiyeti genel sekreteri Reşid Galib, maarif vekili olunca, Atsız Mecmua’da Dârülfünun’daki liyakatsiz hocalar hakkında yazdığı yazı vesile edilerek 13 Mart 1933′te görevine son verildi. Atsız Mecmua da, daha o nüshada asistanlıktan alınacağını haber veren Atsız’ın “Yolların Sonu” adlı veda şiiriyle bir daha çıkmamak üzere kapandı.

Kendisine çeşitli sebeplerden ötürü resmî hizmet kapısı kapanan Atsız öğretmenliğini özel Yüce Ülkü Lisesi’nde, onun kapanışı ile de Boğaziçi Lisesi’nde sürdürdü. 1 Ekim 1943’ten sonra Orhun mecmuasını tenkit dozu daha da artmış yazılarla yeniden çıkarmaya başladı. Burada devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hitaben Türkiye’de gittikçe artan komünist faaliyetleri ve Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki himaye gören komünistler hakkında yayımladığı iki açık mektubu yurt çapında yankılar uyandırdı. Orhun, bakanlar kurulu kararı ile kapatıldıktan başka ikinci mektubunda istifaya çağırdığı Milli Eğitim Bakanı Hasan Âlî Yücel tarafından da 7 Nisan 1944′te Atsız’ın hocalığına son verildi.

Atsız’ın, bu mektubunda kendisinden “vatan hâini” diye bahsettiği Sabahattin Ali’nin aleyhinde açtığı dava dolayısıyla Ankara’ya gelişi gençlik arasında büyük bir heyecan dalgalanışına sebep oldu. İkinci duruşmanın yapıldığı 3 Mayıs 1944 günü Atsız ve milliyetçilik lehine gösterilerin daha da büyümesi üzerine gençlik kesiminde geniş tutuklamalara girişildi. Atsız, hakaret suçundan hakkında verilen ceza ortada millî tahrik bulunduğu gerekçesiyle altı ay dan dört aya indirilip tecil de edilmesine rağmen, kendisi ve bazı milliyetçi şahıslara karşı başlatılan takibat dolayısıyla, kararın bildirildiği 9 Mayıs 1944 günü duruşmadan çıktığında tevkif edildi. Devrin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 gençlik bayramı nutkunda şiddetle suçladığı Atsız ve diğer tutuklular, uzun ve çeşitli baskılarla geçen bir sorgulama safhasından sonra, hükümete karşı darbe hazırlamak iddiasıyla İstanbul’da Birinci Sıkıyönetim Mahkemesi önüne çıkarıldılar. 7 Eylül 1944’ten 29 Mart 1945’e kadar altmış beş oturum devam eden yargılama sonunda Atsız altı buçuk yıl ağır hapse mahkûm edildi. Ancak Askerî Yargıtay’ın diğer tutuklularınki ile birlikte kararı baştan başa bozması üzerine 25 Ekim 1945’te tahliye edildi. İkinci Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 5 Ağustos 1946’dan itibaren yeniden ve tutuksuz olarak görülmeye başlayan dava 31 Mart 1947’de Atsız ve öteki yirmi iki sanığın toptan beraatiyle sonuçlandı. Bu olay son devir adlî tarihine “Irkçılık-Turancılık Davası” adıyla geçti.

Mücadelesi.

İnandığı dava yolundaki mücadeleleri, bu gaye peşinde kırk sekiz yıl boyunca çalışan yorulmaz kalemi, Atsız’ı Türkçü düşünüşün Cumhuriyet yıllarında en kuvvetli temsilcisi ve önderi yapmıştır. Yazdıkları ile Türkçü düşünceye açıklık getiren, belirli prensipler ve hedefler çizen Atsız, Türk seciyesini ve Türklüğü bozmaya yönelmiş, millî şuura gizliden veya açıktan cephe alan Türklük aleyhtarı düşünce ve tertiplere karşı aralıksız mücadele etmiş, Türklüğü kendisini bekleyen tehlikeler önünde daima uyanık tutmaya çalışmıştır.

Atsız’da bundan başka, Türkiye sınırları dışında Çin’e kadar yabancı devletlerin boyunduruğunda yaşayan Türkler’in kaderi ve Türk dünyasının birliği meselesi birinci planda yer tutar. Atsız Türklük dünyasını ayrı ayrı ülkelere ve parçalara göre düşünmek yerine ileride siyasî birliğini kurabilecek bir bütün olarak görür. Benimsediği bu Turan ülküsünün günümüzün şartları bakımından maceracı bir tutumdan uzak bulunduğunu da, “Biz boş hayaller ardında değiliz. Mâzide hakikat olan şeylerin yeniden hakikat olmasını özlüyoruz. Hastalıklardan korunmuş, nüfusu çoğalmış, ahlâkı yükselmiş, sanayii ilerlemiş bir Türkiye istiyoruz. Sınır dışındaki ırkdaşlarımızı kurtarmak yollarını arıyoruz. Onları kurtarırken Türkiye’yi batırmak gayretlisi değiliz” (“Unutmayacağız”, Altın Işık, nr. 5, Mayıs 1947) diye çok açık bir şekilde belirtmiştir.

Ahlakçılığı.

Atsız’ın milliyetçiliğinde yüksek ahlâk en başta gelen prensiplerden biridir. Milletin temelinin ahlâk olduğunu ısrarla söyleyen Atsız, Türklüğün etrafını sarmış düşman milletler ve kuvvetler karşısında ancak yüksek ahlâklı, disiplinli, uyanık bir tarih şuuruna sahip, askerî terbiyesi gevşememiş, kozmopolitlikten kendini uzak tutabilmiş bir millet olmakla ayakta kalabileceğimizi zihinlere sokmaya çalışır. Ahlâk bozukluğunu ve bunu artıran kozmopolit tesirleri Türklüğün en büyük düşmanı olarak ilân eder.

Türkoloji’ye Dair.

Milliyetçiliği kadar bir Türkolog olarak da ilgisi tarih sahasında ağır basmış, çalışmalarında esas merkez tarih olmuştur. Daha ilk yazılarından başlayarak Türk tarihine yönelen Atsız onun geniş çaplı meseleleri üzerinde durmuş, bu konuda farklı görüşler ileri sürmüştür. Mevcut tarih anlayışını çeşitli yönlerden yetersiz ve yanlış bularak Türk tarihinin kadrosu, çağlara ayrılması, hânedan iktidarları ile devlet kavramının birbiriyle karıştırılması, Türkiye tarihinin başlangıcının gerçek zaman ve yerinin ne olduğu gibi meseleler üzerinde dikkat ve münakaşaya değer sağlam görüşler getirmiştir.

Kürşad ve İhtilali.

Atsız Ata’nın Türk tarihi konusunda getirdiği dikkatlerden biri de kendisinden önce varlığı farkedilmemiş ( kendisinin Kürşad adını verdiği) büyük ve meçhul bir Türk kahramanını ortaya çıkarmasıdır. Doğu Gök-Türk Kağanlığı’nın Çin boyunduruğuna düştüğü ve kağan ailesinin Çin hükümdarının sarayında esir tutulduğu bir zamanda, yeğenini kurtararak kağan olarak oturtmak ve bu suretle Türk Devleti’ni yeniden diriltmek için, kırk fedai arkadaşı ile birlikte 639 yılında saraya inanılmaz bir cesaretle yaptığı baskın sonunda ölen Gök-Türk şehzadesi Kürşad’ı Atsız cesaret ve fedakârlık bakımından Türk kahramanlarının en büyüğü olarak görmektedir. Atsız Kürşad’ı yalnız tarih yazılarında ele almamış, Bozkurtların Ölümü adlı romanının başkahramanlarından biri yaptıktan başka adını sık sık andığı şiirlerinde de örnek ve emsalsiz bir kahraman sıfatıyla devamlı yüceltmiştir.

Osmanlı’ya Bakışı.

En eski çağlardan Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar yaptığımız savaşların yıllara göre bir bilançosunu kurarak tarihimizi mânalandıran bir yorum ortaya koyan Atsız, bir yazı dizisi ile de, Osmanlı hükümdarlarını gafil ve zavallı kimseler olarak tanıtmak isteyen moda olmuş bir görüşü sultanlarımızın çok isabetli bir hata-sevap bilançosunu gözler önüne sererek geçersiz hale getirmiştir.

Şairliği.

Atsız’ın, mâzisi diğer yazı ve eserlerinden çok öncelere giden, hiç de görmezlikten gelinemeyecek bir şair yanı vardır. Başlangıçta şair olarak dikkati çeken ve bilhassa bu yönü ile İbnülemin’in ve Sadeddin Nüzhet’in eserlerinde yer alan Atsız, 1926’lara uzanıp Atsız Mecmua’dan son yıllarına kadar kitaplarının bazıları içinde ve çeşitli mecmualarda şiirlerini yayımlamıştır. Hece ve aruzun içinden temiz bir Türkçe’nin âhengini veren mısraları onun epik heyecanlanışlar yanında güzellik ve aşka kayıtsız kalmayan ince duygularını da aksettirmektedir. Şiirlerinin bir kısmını Yolların Sonu adlı kitabında toplamıştır. Bu şiirlerin sayısı ilk baskıda otuz sekiz iken sonrakilerde elli dörde yükselir. Onun şiirleri, inandığı dava yolunda hayatı kırık, hayal ettiği hedefe hiç varamayacağını anlamış şair bir idealistin içlenişlerini duyurur. Son şiirlerinde daha da artan bir yalnızlık duygusu içinde, yıllar önceki “Yolların Sonu” şiirinden bu yana teselliyi geçmişteki Türk büyüklerine kavuşacağı, tarihin Altaylar’a ve Tanrı Dağı’na uzanan âhiret bahçesinde bulmakta hayal eder.

Uçmağa Varışı.

Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş, 11 Aralık 1975 Perşembe günü vefat etmiştir. 13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı’nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Câmii’nde Kılınan ikindi namazını müteakip Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Atsız’ın Eserlerinin Listesi
1) ”Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati”, İstanbul 1930
2) ”Şart Başına Cevap”, İstanbul 1933
3) ”Çanakkale’ye Yürüyüş”, İstanbul 1933.
4) ”16. Asır Şairlerinden Edirneli Nazmi’nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti”, İstanbul 1934.
5) ”Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa”, İstanbul 1935.
6) ”Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm”, İstanbul 1935
7) ”15. Asır Tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi”, İstanbul 1939.
8) ”Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri”, İstanbul 1940.
9) ”900. Yıldönümü (1040-1940)”, İstanbul 1940.
10) ”İçimizdeki Şeytanlar”, İstanbul 1940.
11) ”Türk Edebiyatı Tarihi”, İstanbul 1940.
12) ”Dalkavuklar Gecesi”, İstanbul 1941.
13) ”En Sinsi Tehlike”, İstanbul 1943.
14) ”Hesap Böyle Verilir”, İstanbul 1943.
15) ”Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir”, İstanbul 1943.
16) ”Yolların Sonu”, (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946.
17) ”Bozkurtların Ölümü”, İstanbul 1946.
18) ”Bozkurtlar Diriliyor”, İstanbul 1949.
19) ”Osmanlı Tarihleri I”, İstanbul 1949.
20) ”Türk Ülküsü”, İstanbul 1956.
21) ”Deli Kurt”, İstanbul 1958.
22) ”Z Vitamini”, İstanbul 1959
23) ”Osman (Bayburtlu), Tevârih-i Cedîd-i Mir’at-ı Cihan”, İstanbul 1961.
24) ”Osmanlı Tarihine Ait Takvimler” İstanbul 1961.
25) ”Ordinaryüs’ün Fahiş Yanlışları”, İstanbul 1961.
26) ”Türk Tarihinde Meseleler”, Ankara 1966.
27) ”Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası”, İstanbul 1966.
28) ”İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebussuud Bibliyografyası”, İstanbul 1967.
29) ”Âli Bibliyografyası”, İstanbul 1968.
30) ”Âşıkpaşaoğlu Tarihi”, İstanbul 1970.
31) ”Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nden Seçmeler I”, İstanbul 1971.
32) ”Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nden Seçmeler II”, İstanbul 1972.
33) ”Ruh Adam”, İstanbul 1972.
34) ”Oruç Beğ Tarihi”, İstanbul 1973.
35) ”Makaleler – I”, İstanbul
36) ”Makaleler – II”, İstanbul
37) ”Makaleler – III”, İstanbul
38) ”Makaleler – IV”, İstanbul
 

Hüseyin Nihal Atsız’dan Özlü Sözleri Okumak İçin Tıklayınız.

Hüseyin Nihal Atsız’a Ait Fotoğrafları Görmek İçin Tıklayınız.

Hüseyin Nihal Atsız’ın Bütün Şiirlerini Okumak İçin Tıklayınız.


Kategorisi: Fikir Adamları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter