Genel Başkanımızın 2013 Yılını Değerlendirmesi

Ülkemiz ve bölgemiz açısından son derece yoğun ve karmaşık geçen 2013 yılını tamamlamış bulunmaktayız.

Bu yılın içerisinde yaşanan gelişmelerin ülkemiz ve bölgemiz açısından hayırlı sonuçlar doğurmadığı, gündemi takip eden herkesin malumudur.

30 yıldır insanımızın malına ve canına kast eden; devletimizin egemenliğini, milletimizin bütünlüğünü ortadan kaldırmak isteyen bölücü örgütle siyasi iktidar tarafından yürütülen müzakereler açığa çıkmış; daha düne kadar “görüştüğümüzü ispat edemeyen şerefsizdir” diyenler bugün pişkince ve hayâsızca “müzakere ettiklerini” itiraf etmişlerdir.

Eli kanlı katiller güruhunun devlet tarafından resmen muhatap olarak kabul edilmesi herkesten çok aziz şehitlerimizin aileleri ve kahraman gazilerimizin yüreklerini sızlatmıştır.

Hükümet tarafından bölücü örgüte verilen bu statü, şehirdeki ve üniversitedeki örgüt uzantılarının da cesaret bulmasına sebebiyet vermiştir. Öyle ki “asayiş timleri” kuran örgüt yandaşları şehirlerimizde ve üniversitelerde kimlik kontrolü yapar hale gelmiştir.

Bölücü örgütün paçavralarına hiçbir yasak getirilmezken buna tepki olarak Türk bayrağı açmak “ provokatörlük” olarak nitelendirilmektedir.

Bölücü örgüte verilen tavizler arasında, Andımızın kaldırılması; Ne Mutlu Türk’üm Diyene ifadesinin silinmesi ve hatta T. C ibaresinin dahi kurum adlarından çıkarılması yer almıştır.

Barzani- Şivan Perver gibi Türk düşmanlıkları tescilli olan bazı zevatın, Diyarbakır’da bizzat başbakan tarafından ilgi, itibar ve takdir görmesi, sergilenen ihanet tiyatrosunun kirli bir sahnesi olarak hafızalardaki yerini almıştır.

Tüm bu gelişmeler bölücü örgütü ve yandaşlarını sevindirmiş ancak aziz milletimizin birlik ve bütünlüğüne büyük darbe vurmuştur.

Etnik kökenler, mezhepler ve siyasi düşünceler bir düşmanlık ve ayrışma zeminine indirgenmiş, bin yıllık millet hukukunun içi boşaltılmaya çalışılmıştır.

Öte yandan dış politikada ki öngörü ve değerlendirmeler tümüyle ters bir istikamet üzerinden yol almış, AKP’nin “stratejik derinliği” sığ bir algıdan öteye gidememiştir.

Irak’ta ve Suriye’de bütün farklı unsurlar kazanımlar elde ederken, Türkmenlerin öksüz ve yetim kalması da; siyasi iktidarın “Türk alerjisinin” ne boyutlarda olduğunu gözler önüne sermiştir.

Son günlerde gündemin en üst sırasında “rüşvet ve yolsuzluk” hadisesi yer almıştır. İçlerinde bakanların çocukları, kurum müdürleri ve bazı yandaş işadamlarının da bulunduğu bazı kişiler “rüşvet ve yolsuzluk” iddiasıyla mahkemeye çıkarılmış ve bir kısmı tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.

Olaya adı karışan bakanlara önce sahip çıkan Başbakan aradan 1 hafta geçtikten sonra bakanların istifasını istemiştir. Bir yandan bakanların istifasını alıp “ yolsuzluk yapanı affetmem” diyen Erdoğan’ın diğer taraftan operasyonu yürüten polisleri görevden alması ve savcıları hedef göstermesi de kendisinin hakkaniyetli değil intikamcı bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir.

Devlet kurumlarının birbiriyle çatıştığı, insanların fişleme ve soruşturmalarla yıldırıldığı, yetkilerin ve yetkililerin birbirine karıştığı böylesi bir manzara hukuk devletinden çok despotik bir yönetim tarzıyla ilişkilendirilebilir.

Ülkemizde açlık ve yoksulluk sınırının altında yüzbinlerce insanımız varken, birilerinin soy isimlerini yahut ilişkilerini kullanarak lüks ve sefahat içerisinde yaşamasını akli ve vicdani hiçbir gerekçeyle izah etmek mümkün değildir.

Bir tarafta paralarını saymak için makine alanlar mevcutken diğer tarafta karnını doyurmak için çöpten ekmek toplayan insanlarımız bulunmaktadır. Bir tarafta paraları ayakkabı kutusunda saklayanlar bulunurken diğer tarafta yırtık ayakkabılarla kışı geçirmek zorunda olan insanlarımız bulunmaktadır.

Böylesi bir gelir ve fırsat adaletsizliğinin kabul edilebilecek hiçbir yanı bulunmamaktadır. Helal kazancın ve alın terinin her makamdan ve her rütbeden daha kıymetli olduğu bir sosyo-ekonomik düzenin sağlanması gerekmektedir.

Yaşanan tüm bu gelişmelerin sonucunda kaybeden ülkemiz ve milletimiz olmuştur. 2013 yılında halkımızın refah ve mutluluğu sağlanamamış, ilerisi için bir ümit ışığı da doğmamıştır.

Böylesine yüreklerimizi yakan, canımızı acıtan vahim bir manzarayla karşı karşıyayız. Büyük Türk milletinin ve devletinin bekasını tehlikeye atan bu gelişmelerin derin endişelerini yaşamaktayız.

Ülkemizi bu girdaptan çıkaracak ve kurtuluşa erdirecek yegâne irade Milliyetçi- Ülkücü harekettir. Dün, ülkemizin kızıl emperyalizmin ağına düşmemesi için, milli bir sorumluluk duygusuyla görev üstlenen ülkücüler, bugünde aynı inanç ve ruhu bünyesinde taşımakta, gerektiğinde her türlü fedakârlığı yapacak maneviyata sahip bulunmaktadır.

Ülkü Ocakları, yüce milletimizin hizmetine sunmak üzere; yüksek vasıflarla donanmış, ahlak ve ilke sahibi, cesur ve kararlı bir gençliğin yetişmesi için çalışmalarını kesintisiz bir şekilde sürdürmektedir.

Ülkücü gençlerin bilimde, sanatta, sporda ve meslek hayatlarında ideal bir örnek olabilmeleri için eğitim ve öğretim faaliyetlerine büyük bir önem vermekteyiz.

Bir yandan gençliğimizin sorunlarını ve çözüm yollarını araştırmakta, diğer yandan sosyal, kültürel ve eğitsel projeleri hayata geçirmekteyiz.

Bu bağlamda yürütülen çalışmalarımız önümüzdeki günlerde artarak devam edecektir. Bilgi çağının içerisinde bulunduğumuz bu dönemde ülkücü gençlerin çağa mührünü vuracak bir donanıma sahip olması milli ve hayati bir sorumluluktur.

Bilge Kağan’ın “ Zamanı Tanrı yaşar, kişioğlu hep ölmek için yaratılmış” sözünü kendi hayatlarımızda anlamlandırmamız gerekmektedir.

Zaman hızla akıp giderken, boş durmamız, yerimizde saymamız hem kendimiz hem de milletimiz için telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır.

O sebepten dolayı bütün ülküdaşlarımız geçtiğimiz bu yılın muhasebesini kendi vicdan ve akıl süzgecinde yapmalıdır.

Peygamber Efendimizin “İki günü eşit olan ziyandadır” hadisi ışığında, her geçen gün daha fazla çalışmamız ve davamızın gelişmesi için emek sarf etmemiz gerekmektedir.

Türk milliyetçileri ülkemizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan tüm gelişmeleri çok yakından takip etmekte ve görüşlerini yeri geldiğinde kamuoyuyla paylaşmaktadır.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her konuyu yakından izlemeye ve tavrımızı milletimizin menfaatleri doğrultusunda koymaya devam edeceğiz.

Yeni yıla girerken kültürümüze, kapitalist bir üretim figürü olarak sokulan Noel Baba’dan değil, evlerimize saadet, bereket ve düzen getiren Boz Atlı Hızır’dan müjdeler getirmesini bekliyoruz.

Bu vesileyle 2014 yılının Türk- İslam âlemine barış, istikrar, huzur ve mutluluk getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

 

 


Kategorisi: Genel Başkan'dan / Genel Merkezden Haberler

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter