Genel Başkanımız KKTC’de

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sayın Olcay Kılavuz, iki günlük Kıbrıs programı için adaya hareket etti. Sayın Genel Başkanımız Ercan Havalimanı’nda KKTC Ülkü Ocakları yöneticileri ve teşkilat mensupları karşıladı. 2 günlük programın ilk gününde Sayın Genel Başkanımız, KKTC Ülkü Ocaklarını ziyaret etti. Ardından teşkilat mensupları ile birlikte yemek yedi. 29 Mayıs günü; Girne Ülkü Ocakları yeni ocak binasının ve Gazimağusa Ülkü Ocakları Maraş Bölgesi ocak açılış törenlerine katıldı. Burada ocakları ziyaret eden Kılavuz memnuniyetini dile getirdi. Ardından Fetih Şöleni için Girne Merit otele hareket edildi.

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz’un katılımıyla gerçekleştirilen devir teslim töreni Girne Merit otelde düzenlenen Fetih Şöle’nin de gerçekleştirildi. Şölene; Bakanlar, Milletvekilleri, Akademisyenler, İş Adamları, öğrenciler ve Kıbrıs Türk halkı yoğun ilgi gösterdi.

Girne Merit Otelde düzenlenen Fetih şölenine çok sayıda ülkücü katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan program, Kur’an-Kerim okunması ve Mehteran takımının gösterisi ile devam etti. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sayın Olcay Kılavuz’un konuşmasıyla devam eden şölende KKTC Ülkü Ocakları Başkanlığına Adem Yurdagül atandı.

Genel Başkanımızın konuşması şu şekildedir:

“Değerli Dava Arkadaşlarım,

Çok kıymetli hanımefendiler, beyefendiler,

Yüce Allah’ın selamı hepinizin üzerine olsun, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Yavru vatan Kıbrıs’ta Girne Ülkü Ocaklarının düzenlemiş olduğu “Fetih Şöleninde” sizlerle birlikte olmaktan dolayı büyük bir mutluluk içerisindeyim.

Kıbrıs bizim için Anadolu’dan ayrı değildir. 1571 yılında, bu güzel ada bir Türk toprağı haline dönüştürülmüştür. Anadolu’nun dört bir yanından Türkler bu adaya yerleşmiştir.

Kıbrıs’a yerleşen ailelerden birisi de Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ailesidir. Başbuğumuzun da Kıbrıs’ta doğması bu adanın önemini bizler için bir kat daha artırmaktadır. Kıbrıs bizim milli bir davamızdır, Anadolu’nun yüreği her zaman Kıbrıs’la bir atmaktadır.Kıbrıs’ı Türk’ten ve Türkiye’den ayırmaya da hiçbir faninin gücü yetmeyecektir.

Kıymetli Ülküdaşlarım, hepinizin bildiği gibi İstanbul’un fethinin 560. Yıldönümüne ulaşmış bulunuyoruz. Bundan 560 yıl önce, cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Han, Osmanlı devletini bir cihan imparatorluğu yapmak için, önce İstanbul’un alınması gerektiğini biliyordu. 21 yaşında genç bir delikanlı olan Sultan Mehmet, yaşından çok daha öte bir olgunluğa ve kararlılığa sahipti. Defalarca kuşatılmasına rağmen bir türlü düşürülemeyen İstanbul, Sultan Mehmet Han’ın iradesi ve zekâsıyla tekrar kuşatma altına alınmıştı. Bizanslılar tarafından Osmanlı gemilerinin geçmemesi için Boğaz’a gerilen büyük zincir, dünya tarihinde görülmeyen bir uygulama ve akıllara durgunluk verecek bir iman gücüyle gemilerin karadan yürütülmesi sayesinde aşılmıştır. Bu olay İstanbul’u fethetmeye kesin bir iman taşıyan büyük bir komutanın ve onun yiğit askerlerinin neler yapabileceğini göstermesi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Peygamber Efendimizin “İstanbul elbette feth edilecektir, onu fetheden asker ne güzel asker, onu feth eden kumandan ne güzel kumandan” hadisindeki övgüye sahip olmak isteyen Sultan Mehmet ve onun şanlı ordusu canla başla savaşarak bu güzel şehri fethetmişlerdir.

İstanbul, Türklerin batıya doğru genişleyen fetihler halkasında başkent olarak çok merkezi bir yerde bulunmaktadır.İki kıt’anın kesiştiği bir coğrafi konumda bulunan İstanbul şehri zamanla siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerin yoğunlaştığı büyük bir merkez olmuştur. Ecdadımızın birbirinden güzel camilerle, saraylarla, imaretlerle donattığı bu güzel şehir, inşallah dünya durdukça bir Türk şehri olarak kalacak ve anılacaktır.

Aziz Ülküdaşlarım, Muhterem misafirler,

Zor ve sancılı bir dönemden geçmekteyiz. Milliyetçiliğin ayaklar altına alındığı, milletimizin etnik temelde ayrıştırılmak istendiği, dini değerlerimizin şekle indirgenerek içinin boşaltıldığı, vatan hainlerinin el üstünde tutulduğu, vatanseverlerin horlandığı bu atmosfere hepimiz büyük bir üzüntüyle şahit olmaktayız.

Bu sürecin karşısında en başından beri dimdik duran Ülkücü hareket hedefe oturtulmak isteniyor. Özellikle üniversitelerde ülkücü öğrencilere yönelik kışkırtmalar ve tahrikler yaşanıyor. Bizleri ısrarla bir çatışma zeminine çekerek, itibarsızlaştırmak isteyenler var. Bu oyunlara karşı son derece dikkatli ve uyanık olmalıyız. Ülkücülerin halk nezdinde olumsuz bir algı kazanmasını isteyenlere asla fırsat vermemeliyiz. Tepkilerimizi demokratik yollardan göstermeli, hukukun uygulanmasını mutlaka sağlamalıyız. Kıbrıs’ta yer alan üniversitelerimizde genç ülküdaşlarımızın gösterdiği özverili çalışmaları takdirle izlemekteyiz. Doğu Akdeniz Üniversitesi, Lefke Avrupa Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesinde ülküdaşlarımız başarılı faaliyetlere imza atmaktadır. Yine Yakın Doğu, Uluslararası Kıbrıs ve Odtü gibi bölücü örgüt sempatizanlarının üslendiği üniversitelerde de ülküdaşlarımız büyük bir disiplin ve uyum içerisinde çalışmakta ve konsey seçimlerini kazanmaktadır. Tüm ülküdaşlarımızı, göstermiş oldukları gayretlerden ötürü tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi olarak yurdumuzun her köşesindeki gelişmeleri çok yakından takip etmekteyiz. Hiç kimse ülkücüleri sahipsiz sanmamalıdır. Bizim için bir ülkücünün saçının bir tek teli, bin hainin canından daha kıymetlidir. Onun için ülküdaşlarımızın zarar görmesine, okuldan atılmasına asla rıza gösteremeyiz. Bu noktada ülkücülere düşen görev, okullarını başarıyla bitirmek olmalıdır. Her ülkücü başarılı bir öğrenim hayatı geçirmeli ve ülkemizin yönetimine, ülkücülüğün perspektifine göre katkı sunmalıdır. Hak bildiği yolda, “kınayanların kınamasına aldırmadan” yürümeli ve karşılaştığı zorlukları sabırla aşabilmelidir.

Ülkücülük vatan, millet ve ülkü uğrunda çileye talip olmak demektir. Bu çileye talip olan her ülküdaşımız okulda, evde, işyerinde, sosyal hayatında ülkücülüğü bir bayrak gibi şerefle taşımalı ve dalgalandırmalıdır. Ülkücülüğü bir geçim vasıtası olarak gören, şahsi menfaatleri uğruna ülkücüymüş gibi görünen menfaat şebekelerine asla müsaade etmeyeceğimizi de belirtmek isterim.

Ülkücü hareketin şerefli mücadelesine leke düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Kimse boş hayallere kapılmasın ve yanlış hesapların içinde olmasın. Ülkü Ocakları olarak, Türk-İslam ülküsüne gönül veren, yüreğinde art niyet taşımayan herkese kapımız açıktır. Bizim amacımız Türk gençliğinin imanlı, ahlaklı, dürüst ve bilgili olmasını sağlamaktır. Gençlerimizi kötülüğün ağından, nefsani arzuların boyunduruğundan kurtararak, onları Yüce Allah’a layık bir kul olarak yetiştirmek gayretindeyiz.

Peygamber Efendimizin “İlim, mü’minin yitik hazinesidir, nerede bulursa onu almalıdır” sözünden hareketle, gençlerimizin ilimde, teknikte, sanatta en iyi konumlara yükselebilmesini sağlamak için uğraşıyoruz.

Yüreğinde Anadolu’dan Kıbrıs’a, Kerkük’ten Karabağ’a, Kırım’dan Kosova’ya, Güney Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan büyük Türk dünyasının sorunlarıyla ilgilenen ve dertleriyle dertlenen bir gençliğin yetişmesi için çabalıyoruz.

Ülkü Ocakları mukaddes bildiği bu yolda yılmadan, yıkılmadan yürümeye devam edecektir.

İnanıyorum ki, Milliyetçi- Ülkücü gençler, Ülkü Ocakları’nda almış oldukları eğitim ve terbiyeyle yarınlarımıza ışık tutacaklar ve üzerimizde dolanan kara bulutları dağıtacaklardır.

Bu vesileyle İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet Han ve onun şanlı ordusu olmak üzere ebediyete intikal eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Bu güzel vatan köşesinde yürekleri bizimle bir atan tüm soydaşlarımızı en içten duygularımla selamlıyor, Cenabı-ı Hakk’a emanet ediyorum.

Ne Mutlu Türk’üm diyene!”

Ardından Ahmet Şafak seslendirdiği birbirinden güzel parçalarıyla programa katılan binlerce kişiyi coşturdu. Programa katılanlar da, şarkılara eşlik ederek gönüllerince eğlendiler.

 

 


Kategorisi: Genel Merkezden Haberler / Kültür-Sanat

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter