Genel Başkanımız İstanbul’da İftara Katıldı

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Başkanımız Sayın Olcay Kılavuz, on bir ayın sultanı Ramazan ayında iftar ve sahur programlarıyla yurt gezilerine devam ediyor. Genel Başkanımız bu kapsamda son olarak İstanbul’a ziyarette bulundu.

İdrak ettiğimiz mübarek Ramazan ayında Türkiye’nin dört bir yanında İl Ocaklarımız tarafından düzenlenen iftar programlarına katılmayı sürdüren Genel Başkanımız, İstanbul Ülkü Ocakları tarafından düzenlenen iftara katıldı.

İftara MHP İstanbul 3. Bölge Başkanı Sayın Osman Alper Yıldırım, MHP İstanbul İlçe Başkanları, Ülkücü İşçiler Derneği İstanbul Şubesi, İlçe Ocak Başkanları, şehidimiz Velican Oduncu’nun ağabeyi Tahir Oduncu, 12 Eylül döneminde Türkiye’nin dört bir yanındaki hapishanelerde Ülkücü Hareketin çilesini çekmiş yiğit ağabeylerimiz, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Genel Başkanımız İstanbul Ülkü Ocakları tarafından düzenlenen iftar programında bir konuşma yaptı. Genel Başkanımızın yaptığı konuşmada:

“Değerli parti ve ocak yöneticilerimiz,

Basınımızın ve sivil toplum kuruluşlarının saygıdeğer temsilcileri,

Muhterem hanımefendiler, beyefendiler, genç ülküdaşlarım.

Yüce Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.

Rahmetin bir sağanak gibi yağdığı mübarek Ramazan ayını idrak etmenin mutluluğu içerisindeyiz.

Müslüman Türk için İstanbul Ramazan zarafetinin, iftar ziyafetinin en müstesna sofralarındandır.

Biraz önce Fetih ordusunun tekbirleri yankılandı akşam ezanında.

İstanbul’dan bakınca Marmara kıbleye doğru serilmiş masmavi atlastan bir seccade gibi uzanıyor önümüzde.

Kızkulesi namazını henüz eda etmiş selama durmuş adeta.

Mahyalarıyla gönlümüzü aydınlatıyor minareler. Eyüp Sultan’ın huzuru dualarımızda daha bir derinleşiyor.

Allah’a çok şükür üç hilalimizin payitahtındayız. Allah’a çok şükür ülküdaşlarımızla bir aradayız.

Süleymaniye’de Bayram Sabahı’ sevincini bir şiir coşkunluğunda yaşamak bizim için, bize özgü Türk Milleti adına büyük bir bayram tebrikidir İstanbul’da.

Ne var ki bu muhteşem tablo içerisinden, Mübarek Ramazan ayında dünyanın dört bir tarafında Müslümanların zulümle kavrulduğu acı manzaraya bakmak gönlümüzü incitiyor ve müdafisi olduğumuz davanın mesuliyeti içerinde bizi çok daha derin düşüncelere sevk ediyor.

İstanbul’daki iradesinde bir tabur asker ile yüz yıllarca Kudüs’te istikrarın teminatı olan bir milletin evladı olarak,

İsrail’in Ramallah’taki işgalinin gölgesinde, mütecavizce Yahudi yerleşimini kaçak inşaatlarla artırarak Müslümanların hakkını gasp etmesini izlemeye hangi vicdan dayanır?

İntihar’a sürüklenen Afganistan, Miyanmar’da kan ağlatılan Ehl-i İman, Suriye’de ateşe atılan dindaş, Mısır’da katliama maruz bırakılan hep Müslüman.

Dualarımızdan düşürmediğimiz Doğu Türkistan’ı unutmak mümkün mü?

Büyük İslam Alemini sürekli gıyabi cenaze namazlarında hizaya getiren Çin zulmünü unutmak mümkün mü?

Elbette On bir ayın sultanı sabrımızın teminatıdır.

Ancak nefsimizle verdiğimiz mücadelenin galibiyetini müjdeleyen Bayramımız, Müslümanlara zulmedenlere galebe çaldığımız gün Bayram olacak.

Bu sebeple Ülkücüler sıkı durmalı, sağlam basmalı, kol kola kenetlenmeli omuz omuz ilerlemelidir!

Akşam ezanlarında açtığımız iftarlarımız Fetih ordularının tekbirlerinde açtığı kale kapıları olacaktır.

İstanbul şahit olsun ki yine an gelir Evlad-ı Fatihan orucunu patlayan Şahi’nin sesinde açar!!!

Bu ulvi atmosferde siz muhterem ülküdaşlarımızla bir arada bulunmaksa sevinç ve mutluluğumuzu daha da anlamlı kılmaktadır.

Türkiye’de ki bütün il, ilçe ocaklarımız kendi bölgelerindeki şehit ailelerimiz, mücadele gazisi ağabeylerimiz, taş medreseli büyüklerimiz, eski ocak başkanlarımız ve  ülküdaşlarımızla bir araya gelmekte ve birlikte iftar yapmaktadırlar.

Bizlerde fırsat oldukça bu programlara katılarak, ülküdaşlarımızın birlik ve beraberlik içinde olmalarına şahitlik ediyoruz.

Bugünde İstanbul’da çok kıymetli ülküdaşlarımızla bir araya gelmenin sevinci içerisindeyiz. Programın düzenlenmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyor ve şükranlarımı sunuyorum.

Hepinizin malumu olduğu üzere ülkemizin, bölgemizin ve muhtelif Türk-İslam diyarlarının büyük kriz ve acılara gark olduğu bir dönemi yaşamaktayız.

Hükümetin, bölücü örgüt karşısında kelimenin tam anlamıyla bir teslim olmuşluk içerisinde olduğuna üzülerek şahit olmaktayız.

Güney komşumuz Suriye’de yaşanan çatışmalar, sınır güvenliğimizi tehdit eden bir hale gelmiştir.

Ve hatta PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD, sınırlarımızın tam karşısında bulunan kentlere kendi paçavralarını asmaktadır.

Suriye’de yaşanan bu gelişmeleri kutlamak isteyen bazı bölücü örgüt yandaşları ise ülkemizde pervasızca kendi sözde asayiş timlerini kurmakta ve kimlik kontrolü dahi yapmaktadır.

Irak’ta ise Barzani başkanlığında toplanan Kürt liderlerle,

Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da ki Kürtlerin durumları müzakere edilmekte, kararlar alınmaktadır.

Barzani bölgedeki Kürtlerin hamisi ve lideri konumunu kazanmıştır.

Milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden bu gelişmeler karşısında hükümet adeta kör, sağır ve dilsizdir.

Sözde açılım planlarıyla gelinen bu nokta ülkemiz ve milletimiz için son derece tehlikeli bir uçurum kenarıdır.

Bu tehlikeyi ilk günden sezen Milliyetçi Hareket Partisi ve onun muhterem Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey olmuştur.

Liderimiz ve partimiz bu bölünme ve çözülme sürecinin karşısında ilk günden bugüne dimdik bir şekilde durmuştur.

Aynı şekilde ülke gündemini günlerce işgal eden Gezi Parkı protestoları ve ardından gelen süreci de en iyi şekilde tahlil eden Liderimiz Devlet Bahçeli Bey olmuştur.

Demokratik bir protestonun ardına gizlenmek isteyenleri de hak arayanlara karşı takınılan düşmanca tavrı da tespit etmişlerdir.

Bu bağlamda ülkenin ve milletin birliği için gereken hassasiyeti geçmişte olduğu gibi yaşanan süreçte de gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz.

Ancak milliyetçi-ülkücü hareketin gücünden ve etkisinden korkan iktidar, elindeki devlet gücünü kullanarak medyaya hareketimize yönelik çok ciddi bir sansür ve hatta yok sayma politikası uygulatmıştır.

Ülkücüleri böyle susturabileceğini sananlar ve liderimize karşı yapılan alçak hakareti manşetlerine taşıyanlar ise gereken cevabı 16 Temmuz’da düzenlenen protesto eyleminde ülkücülerden almıştır.

Ülkücülerin yarım asırlık kurumsal disiplin ve bu bağlamda oluşturduğu köklü kültürün karşısında duramayacağını anlayan hükümetin çareyi hakaret ve iftirada bulması, içine düştükleri zavallılığı da fazlasıyla aşikar etmektedir.

Bu süreçte, Türk milliyetçilerinin her zamankinden daha fazla birlik ve beraberlik içerisinde bulunması gerekmektedir.

Ülkesinin ve milletinin geleceğini düşünen herkes, ülkücü hareketin saflarında yerini almalıdır.

Ülkücülerin birlik ve beraberlik içerisinde olması hainlerin ve işbirlikçilerin başına bir balyoz gibi inecektir.

Bu topraklar üzerinde plan yapan emperyalistlerin heveslerini kursağında koyacaktır.

Dosta güven verecek, düşmanın ise korkusunu fazlasıyla artıracaktır.

Herkes iyi bilmelidir ki, mazlumlara ve masumlara Yunus’un dizeleri kadar munis ve dostça yaklaşır, düşmanlara karşı ise Yavuz kadar sert ve öfkeli olarak tavrımızı koyarız.

Ülkemizin bekası tehlikeye düştüğünde, analarımız, bacılarımız, dedelerimiz, gençlerimiz, çocuklarımız yollara düşer ve Liderimiz Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “can feda olsun, gerekirse Anadolu’yu yeniden fethederiz.”

Peygamber efendimiz “İman bağlarının en sağlamı Allah için dostluk, Allah için düşmanlık, Allah için sevgidir.” Buyurmaktadır.

Öyle ise bizlerde sevdiğimizi Allah için sevmeli, düşmanlık güttüklerimize de Allah’ın hakkı için düşmanlık gütmeliyiz.

Büyük bir dikkat ve disiplinle hareket etmek, ortak karar ve ortak akılda buluşmak durumundayız. Aksi takdirde yönlendirmeler, tahrikler ve çeşitli provokasyonların yaşanması çok daha kolay olacaktır.

Bizden görünen ama bizden olmayanlara karşı da son derece dikkatli olmamız gerekmektedir. Çünkü bu tiplerin en büyük özellikleri bir takım kutsal değerlerimizin arkasına sığınarak,  teşkilatlarımızı karıştırmaktır.

Ülkücülük kavramının arkasına gizlenerek, şahsi çıkarlarını gerçekleştirmek, kendilerine verilen talimatları yerine getirmek gayretinde olan bu şahsiyetsizlerin bünyemizde yer almasına asla ve kata müsaade edilmeyecektir.

Bu anlamda mücadele vermek bizim için bir şeref nişanesidir.

Hiç kimse ama hiç kimse kendi şahsını bu hareketin üzerinde göremez. Şahsi beklentilerle aramıza sızmak isteyenlere de aramızı açmak isteyenlere de asla müsaade etmeyeceğiz.

Ülkücünün yerinin Ülkü Ocakları, siyasi alandaki izdüşümünün Milliyetçi Hareket Partisi olduğunun bilinciyle hareket edeceğiz.

Bunun dışındaki düşünceler iyi niyetli olmaktan uzak, samimiyetsiz ve ciddiyetsizdir. Ve bilinmelidir ki bizim açımızdan kabul edilebilir hiç bir yeri yoktur.

Her kim ki böyle bir yola çıkmaya kalkarsa cevabını en ağır biçimde alacağını bilerek çıksın. Kötü niyete, ucuz hesaba, kalleşliğe cesaret verecek değiliz.

Yüce Allah’ın Maide suresi 54. Ayet-i kerimesinde buyurduğu gibi,

Bu yolda hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

Bizde Cenab-ı Allah’ın kelamı üzere hak bildiğimiz yolda yürüyerek,

gaflet uykusuna dalarak boşluğa düşen bu çıkarcılara  asla müsaade etmeyeceğiz.

Saygıdeğer protokol,

Muhterem ülküdaşlarım,

Irak’ta, Suriye’de, Doğu Türkistan’da soydaşlarımıza karşı düzenlenen saldırıları

her birimiz büyük bir üzüntü içerisinde izledik.

Her milli meselede olduğu gibi bu konuda da hükümetten hiçbir tepki alınamamıştır. Yine MHP ve Ülkü Ocakları’ndan başka soydaşlarımıza sahip çıkan olmamıştır.

Mısır’da, Suriye’de, Filistin’de ve Arakan’da da Müslümanlara yönelik olarak baskılar ve zulümler sürmektedir. İslam âleminin tek vücut olarak tepkisini göstermesi gerekirken, bu zulüm karşısında sesini çıkartmaması son derece utanç vericidir.

Ancak Allah-ü Teala ayeti kerimesinde “zalimler güruhunun sonunun ebedi cehennem olduğunu” bildirmektedir.

Bu rezil saldırıların failleri ne kadar suçluysa, bu zulme sessiz kalanlar da o kadar suçludur ve vebal altındadır.

Bu vesileyle yaşamını kaybeden tüm soydaşlarımıza ve dindaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Ailelerine ve Türk-İslam alemine başsağlığı diliyorum. Bu mübarek aylarda dualarınızda mazlum milletleri de unutmayınız.

Ülkücüler asla ikiyüzlü bir tavırla Filistin için sokaklara dökülüp Doğu Türkistan denince kulak tıkayanlardan değildir. Bizler, yeryüzündeki bütün mazlumların yanında ve bütün zalimlerinde karşısında duran şerefli bir anlayışın sahipleriyiz.

Ülkücüler, inançla ve azimle, ülkemizi, bölgemizi ve tüm Türk-İslam âlemini aydınlatacak olan güneştirler.

Bu yolda her türlü çileye taliptirler ve asla yılgınlık içerisinde değildirler.

Hedefe giden yolda her ülkücü

bütün zırhlarını giymiş,

silahlarını kuşanmış yiğit bir kahramandır.

Kürşad’ın kararlılığı, Tonyukuk’un bilgeliği, İlteriş’in kabiliyeti, Alparslan’ın inanmışlığı ülkücülerin ruhunda ve mayasında bulunmaktadır.

Edebali’nin duası, Hacı Bektaş’ın nefesi, Hoca Ahmed Yesevi’nin hikmeti ülkücülerin maneviyatını çepeçevre sarmaktadır.

Mustafa Kemal’in iradesi, Enver Paşa’nın idealleri yolumuzu aydınlatan birer ışık olarak durmaktadır.

Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in de ifade ettiği gibi “ülkücüler dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarıdır.”

Selam olsun dünyaya nizam vermek ülküsünde olan ruhun mirasçılarına…

Allah yolunuzu ve bahtınızı açık, kaleminizi ve kılıcınızı keskin eylesin.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyor, Yüce Yaradana emanet ediyorum.” dedi.

Genel Başkanımız daha sonra Türk milletinin öz evladı, vatan- millet yolunda Allah uğrunda şehit düşmüş, Süleyman Özmen’in yani Ülkücü Hareketin muhterem annesi Emine Özmen’i ziyaret etti. Emine annemizin bir süre sohbet eden Genel Başkanımız, sağlık durumu hakkında bilgi aldı. Genel Başkanımız Emine annemize: “Ülkücü Hareketin her ferdi senin özbeöz evladındır. Biz sizin gibi annelerimizin varlığıyla övünüyoruz, size layık birer evlat olmak için elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyoruz. Şehidimiz Süleyman Özmen de niceleri gibi bu dava için can vermiş ve Ülkü sancağını kanları pahasına koruyarak bizlere emanet olarak bırakmışlardır. Emanetleri emanetimizdir.  Allah’ın izniyle inandığımız davayı siz mübarek annelerimizin de dualarıyla hedefe ulaştıracağız.” dedi.

Genel Başkanımız ziyaretlerini tamamladıktan sonra İstanbul’dan ayrıldı.

 

 


Kategorisi: Genel Merkezden Haberler

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter