Erol Güngör’de Ahlak Kavramı-Semih Diri

 

“Aydın olmak bir çeşit meslek gibidir. Her mesleğin nasıl kendine göre şartları varsa aydın olmanın da belli bir nizam ve ahlâkı vardır.” Erol Güngör

 

Ahlâk sözcüğü ise, Latince “mos-moralites”, İngilizce “moral-morality” kelimesi karşılığı olup “ahlâklı, ahlâk kurallarına uyan” anlamında kullanılmaktadır. Her iki sözcüğün karşılığında Türkçe’de kullandığımız “ahlâk” kelimesi ise Arapça’ da “hulk” kökünden gelmekte ve gelenek, görenek ve alışkanlık anlamlarını ifade etmektedir Ahlâk: İnsanın bir amaca yönelik olarak kendi arzusu ile iyi davranışlarda bulunup kötü davranışlardan uzak olmasını ifade etmektedir. Ahlâk, hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere diğer sosyal bilimler literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen ahlâk, henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir.  Bu çalışma Türk sosyolojisinin ve fikir hayatının önemli isimlerinden Erol Güngör’ün eserlerinde ahlâk kavramı üzerine bir okumadır.   Güngör, milliyetçi muhafazakârlığın İslam’ı milli kimliğin ana unsuru olarak görmesini aynen kabul eder bu geleneği çağın gerektirdiği koşullarla uyumlaştırmaya çalışmıştır. Milliyetçi muhafazakâr gelenekte Güngör, kendi konumundan milliyetçi muhafazakârlığa katkı sunmuş, bu gelenek içinde özgün bir örnek olmuştur. Gelenek içinde aile, hem toplumun temel birimi hem de geleneksel ahlâkın koruyucusudur. Milliyetçi muhafazakâr düşünceye göre toplumun temel kurumlarından biri de dindir. Dinden soyutlamış bir toplum, ruhundan ve canından olmak üzere olan bir organizmaya benzer. Güngör’ün bu noktada dine önem vermesinin nedeni; dini, toplumu bir arada tutan bir çimento olarak görmesi ve ahlak ile din arasında paralellik kurmasıdır. Güngör, cemiyet hayatında insanların bir arada yaşayabilmesi ve millet olabilmenin en önemli etkenlerinden birinin ahlâk olduğunu savunmaktadır. Ve Güngör, ahlâkın kaynağının din olduğunu söyler.

Erol Güngör’e göre, bir toplumun ayakta kalması için ortak davranış kalıpları geliştirmesi ve bu kalıplara süreklilik kazandırması gerekmektedir. Çünkü örf ve adetler, bir diğer deyişle ahlâkî normlar, bir toplumun temelini oluşturan ihtiyaçları beslemektedir. ( Bkz. Güngör, 2010: 93-95) Bu anlamda taassuptan uzak olmak bir aydında olması gereken bir özelliktir. Aydın olmak bir çeşit meslek gibidir. Her mesleğin nasıl kendine göre şartları varsa aydın olmanın da belli bir nizam ve ahlâkı vardır. Üstelik aydınlar bütün insanlara hitap eden kimselerdir. Aydın bu sorumlulukla orantılı bir ahlâk disiplini ile zihin disiplinine sahip olmalıdır. Aydınların en belirgin özelliği hayata büyük kalabalıklardan oldukça farklı bakmalarıdır. Aydın bir meselede karara varırken “bu benim işime yarar mı?” diye düşünmez, “hakikat bu mudur?” diye düşünür. Aydın havasız kavanozda yaşayan biri değildir. Etrafındaki kalabalığın duygu ve düşüncelerinden etkilenmemesi adeta imkânsız gibidir. Ancak o günün rahatlığı içinde bir düşünce tembelliğine kapılırsa ağır başlı ve ihtiyatlı davranacağı yerde sevgileri ve nefretleri ile hareket ederse bundan kimseye fayda gelemez. (Güngör, 1996: 373-375).

Güngör çağdaş bir Türk kültürünün inşasını geçmişi yücelten romantik bir duyguyla değil, bugünü baz alan ve toplumsal sorunlara çözüm üreten bir bakış açısıyla inşa edilebileceğini düşünür. Bu anlamda Güngör’ün temel hedefi modern bir millet olabilmektir. Bu doğrultuda Erol Güngör Batı’nın sadece medeniyetinin alınıp kültürel öğelerinin benimsenmemesi düşüncesine karşı çıkar. Bazı kültürel değişmeleri olumlar, milliyetçi muhafazakârlığı modernleşme, milliyetçilik ve İslam arasındaki ilişkiyi yeniden kurarak yenileme çabası içine giren Güngör ahlâk kavramına getirdiği bu bakış açısıyla milliyetçi muhafazakârlık açısından son derece mühim bir şahsiyettir. Bir başka deyişle Erol Güngör’ün önemli olan yanı, milliyetçi muhafazakârlığın milli kültürün iki önemli esası olarak tanımladığı milliyetçilik ve İslam arasında kurduğu ilişkiyi yeterli görmemesi ve bunu yenilemeye çalışmasıdır. Güngör’ün gerek modernleşmeye gerek İslam’a dönük düşünce arayışları ve çalışma mesaisi çağdaş, canlı ve toplum nezdinde kabul görecek bir milliyetçiliği inşa etmek içindir. Bu bağlamda Türlük ve İslam arasında kurulan en ciddi bağlardan biri ahlâkçılıktır.

Güngör ahlâk kavramına yalnızca sosyolojik açıdan bakmaz psikolojik olarak da kavramı irdeler. Nitekim toplumu katmanlara ayırdığımızda en küçük yapı birimi ailedir ve aile fertlerden oluşur. Bu noktada bireysel olarak ahlak kavramına değinmek gerekir ve sosyoloji ile psikolojinin ilişkisi yadsınamaz. Ahlâkî davranışta etkili bir faktör olan benliğin oluşumunda toplumun etkisi vardır. Çünkü başka insanlarla ilişkiye girmeden davranış olmaz. Davranış olmayınca sosyal davranış şeklinde insanın aklında bir yargı belirmekte insanların ahlaki bir davranış hakkında yargıda bulunabilmeleri için belli zekâ kapasitesine sahip olması gerektiği çoğu ilim adamlarınca ileri sürülmekte. Zekâ yaşına göre insanların ahlâkî davranışlar hakkındaki yargılarında da değişiklik olduğu iddia edilmektedir. ( Bkz. Güngör, 2010: 220)   Birey davranış ortaya koymak için ortama yani toplumsal bir zemine ihtiyaç duyar bu sebeple Güngör davranışları sosyal ahlâk kavramı içinde ele almaktadır. Ahlâkî davranış bağlamında yapılan bir tanımda ise değer; bir kimsenin çeşitli insanları, insanlara ait nitelikleri, istek ve niyetleri, davranışları değerlendirirken başvurduğu bir ölçüt olarak vurgulanmaktadır. (Güngör, 2010: 28)

 

“Ahlâklı davranışın gayesi insanların bir arada ahenk içinde yaşamasıdır. Bunun içinde kişilerin kişiliğine saygı duyulmalıdır. Burada başkalarına karşı değil kişinin kendi vücuduna da saygı duyması gerekir. Kişinin kişiliğine saygıdan başka kişinin yaşamına, vücut bütünlüğüne de saygı duyulmalıdır. Ahlâkî olan ruh ve bedenin ikisine de saygı duyulmasıdır. Bu saygı başkaları tarafından olması gerektiği gibi kişinin kendi kendisine de saygı duyması gerekir. Bu da sağlığa zararlı davranışlardan ve alışkanlıklardan uzak durmakla sigara, içki, ilaç gibi zararlı maddelerin kullanılmaması şeklinde tecelli eder” (Bkz. Güngör, 2010) Güngör tarafından bireyden hareketle topluma giden bu anlayışta rejimin, dinin ve milli kimliğin,  ahlakın tahsisinde önemli bir unsur olarak tanımlanmıştır. Dini, milli kimliğin önemli bir unsuru olarak gören bu anlayış 1960’larda milliyetçi muhafazakârlığı doğurmuştur.

 

İnanç insanda mevcut ve onu bunalıma götüren çeşitli duygu hallerinden sıyırıcı bir özelliktedir. İnanan insan mensup olduğu dinin kurallarına uyar böylece iç huzuru ve sebatı sağlar. Dinin bu türlü bir özellikte olması da bireylerin ıslahı için ve ahlaki gelişimleri için çok önemlidir. Erol Güngör’ün din ile ahlak kavramını birbiriyle ilişkilendirmesinin temelinde bu yatar. Çünkü zira yalnızlık, ümitsizlik vb. duygularını Allah inancıyla gideren birey toplumda sağlıklı bir konumda olacaktır. Din duygusu insanın doğasında var olan bir duygudur. Bu açıdan din ve inanma, insanın insan olma özelliklerinden olup temel bir ihtiyaçtır diyebiliriz. Güngör’e göre dini insan hayatından çıkarmak içtimai ilişkilerden soyutlamak pek mümkün değildir. Dinler tarihi alanında yapılan araştırmalar, az da olsa tanrı inancı olmayan insanlara rastlamasına rağmen, her toplumun bir dine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ahlakın önemli hususlarından biri olarak toplumsal ilişkilerin düzenlenmesi de bu ilişkiliyi normal hale getirmektedir. Ayrıca din insanı mutlu kılmayı hedefleyen bir kurumdur, insan hayatında önemli bir yere sahiptir. İnsanlık tarihi kadar eski olan din, ilahi vahiy yoluyla geldiğine inanılan, insanı mutlu kılmayı hedef alan sosyal bir kurumdur, hedefine ulaşmak için insanla-insan, insanla-evren ve insanla-Allah arasındaki ilişkileri düzene koyan ilkeler getirmiştir. Böylece insanın hem maddi (bedenî) hem de manevi (ruhî, zihnî ve kalbî) ihtiyaçlarını gidermek istemiştir. Bu konuda görüş beyan eden Erol Güngör dinin en önem verdiği şey olarak adaleti gösterir. Bundaki dayanağı da İslâmiyet’e göre; Allah’ın âdil ve ihsan ile hareket etmeyi emretmesidir. Adaletin sağlanmasında en önemli faktörlerden biride dinin kul hakkı için koymuş olduğu sıkı hükümlerdir. Allah adaletlidir. Bu yüzden işlenen suçun karşılığı olan cezayı verir. O halde böyle bir cezayı hak etmemek için başkalarının haklarını çiğnememeye dikkat etmemiz gerekir. Aslında din, kaynağını Tanrı’dan alan bir ahlak sisteminden ibarettir (Güngör, 1997: 115-117). Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Erol Güngör ahlak ve dini birleştirmiştir. Öyle ki ahlaki değerleri manevi değerlerin en önemlisi olarak değerlendirmiştir. Manevi sistemlerin en ileri noktası olan dinler bile Erol Güngör’e göre birer ahlaki sistemdir. Ayrıca Ona göre din insanların tanrı ile diğer insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen bunu yaparken de neyin iyi neyin kötü olduğunu anlatan bir sistemdir (Güngör, 1997: 19). Din ve ahlâk ilişkisi, Erol Güngör’ün üzerinde özel olarak yoğunlaştığı bir konu değildir. Ancak ahlâk ile din arasındaki ilişki konusunda ahlâkı din ile değil de, dini ahlâk ile temellendirdiği izlenimini veren bazı ifadeleri vardır. Sonuç olarak diyebiliriz ki Erol Güngör’de;  ahlâk din ile ilişkilidir din insanın hayatını anlamlandırmasına, ahlâk ise toplumsal düzeninin sağlanmasına katkıda bulunur. Din, insan yaşamını anlamlandırma, şekillendirme, insanın insanca yaşamasına yardımcı olma açısından çok önemli bir yere sahiptir. Ahlâk insanı düşünce açısından olgunlaştırması tutum ve davranışlarında ölçülü ve dengeli olmasıdır.

Kaynakça

GÜNGÖR, Erol (1978) “Yabancı Kültürler Karşısında Türk Milli Kültürü”, Türk Kültürü, S: 190, s. 577-90.

——— (1980) “Edebiyat ve Din”, Türk Edebiyatı, S: 75, s. 6-14.

——— (1996), Sosyal Meseleler ve Aydınlar, İstanbul: Ötüken Yayınları, 3. Baskı.

——— (1996), Türk Kültürü ve Milliyetçilik, İstanbul: Ötüken Yayınları, 12. Baskı.

———  (2010), Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlak, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2. Baskı.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter