Dilimiz Türkçe-Burak Serttaş

Milli kültürün temel unsuru ve taşıyıcısı olan dil, millet denilen sosyal varlığı birleştiren, onlar arasında duygu ve düşünce akımını meydana getiren anlatım aracıdır. Bir toplumun sözlü yada yazılı bütün kültür değerlerini dile aktarıldığı için, dil sosyal yapının ve kültürün sadık bir aynası durumundadır. Dil, hiç şüphesiz milli kültürün varlık dünyasını yansıtır. Dilin zenginliği yada yoksunluğuyla ilişkilidir. İlgi alanı, idraki açılan, dünyası genişleyen kültürün dili de o derece zenginleşir. İlim felsefe, metafizik velhasıl hayatın her alanını, kendi diliyle yaşamak şarttır.

Nitekim kültürün sorunu dilin sorunudur. Bir milletin dilinde, o milletin bütün hayat macerasının özü saklıdır. Gelmiş geçmiş nesiller, varlıklar karşındaki duruşlarını duygu ve düşüncelerini, yorumlarını söz ve yazı ile dilde kalıplaştırmışlardır. Nitekim Türkçe Ural-Altay dil grubundan gelen yaşı en eski hesaplara göre 8500 olan dilimiz bugün, yaşayan Dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgelere sahip olan dildir. Bu belgeler, çivi yazılı Sümerce tabletlerdeki alıntı kelimelerdir. Türk yazı dilleri içinde Oğuz sahası yazı dillerinden Osmanlı Türkçesinin devamını oluşturmuştur. Başta Türkiye olmak üzere, eski Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında konuşulan Türkçe, dünyada en fazla konuşulan 15. dildir. Türkçe sondan eklemeli bir dildir. Türkçenin tarihsel gelişim sürecine bakıldığı zaman gelenek ve göreneklerini içinde barındıran, kökü Tanrı Dağlarına, Ergenekon Destanına, Kürşad’ın narasına dayanmaktadır. Bu yüzdendir ki bu gün dilimizi kullanırken bizden önceki nesillerin düşünce kalıplarını hazır bulup kullanmaktayız. Kürşad’ın Tanrı Dağından duyulan narasını, Oğuz Kağanın duasını bu gün bile yüzyıllar öncesinden bulup kullanmaktayız. Böylece dilin Türkçemizin nesiller arasındaki en önemli bağ olduğunu görmekteyiz. Bu bakımdan dil millet birliğini sağlayan büyük amildir. Çünkü millet yalnız yaşayanların birliği, beraberliği değil, yaşamış olanların ve yaşayacakların da birliğidir. Geçmiş yüzyıllarda Yolluğ Tigin’in yazdığı yazıtlarda başlayan bu süreç Anadolu’nun dünya görüşü Yunus’un ilahilerinde, Ziya Gökalp’in mısralarında, Türk milletinin bayrakta sembolleşen vatan sevgisi Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nda, Milli Mücadele ruhu Mehmet Emin’in manzumelerinde ve bu dönemi işleyen romanlarda İstanbul’un güzellikleri, tarihi havası ve İstanbul halkının gelenek ve görenekleri Yahya Kemal’in şiirlerinde, Atsız Atanın, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarında, Anadolu halkının yaşayış ve davranışları Yakup Kadri’nin eserlerinde sergilenmiş ve işlenmiştir. Türk milletinin gelenekleri, folkloru, yüzlerce yıllık hayat tecrübelerinin sonuçları, veciz ifadesini atasözlerinde bulmuştur. Destanlar, toplum ve millet varlığını büyük çapta etkilemiş şahıs ve olayların günümüze kadar uzanmış tablosudur TÜRKÇE.

Kutadgu bilig ve Divanü Lügat-it Türk kültür hazinelerimizin en eski olanlarından sadece ikisidir. Bu satırlara sığmayacak nice eserlerimiz mevcuttur. Bunlardan kültürümüz ve Türkçemizle ilgili pek çok unsuru öğrenebiliyoruz. Kutadgu Bilig ve Dİvanü Lügat-it Türk’te Türk milli bünyesinin ortaya konulduğunu görüyoruz. Divanü Lügat-it Türk’te bu milli bünyenin dış yapısı üzerinde durulmuştur. Kutadgu Bilig’ de ise bu bünyenin iç kısmıyla ilgili esaslar yer almaktadır. Bu eserlerden Türklerin yaşam şekilleri, dünya görüşü, gelenek ve görenekleri vb. öğreniyoruz. Bütün bu bilgiler bize dil vasıtasıyla intikal etmiştir. Dil aynı zamanda milletler arasında da kültür taşıyabilmektedir. Zorunlu olmayan kültürün değişmelerinde de bunu açıkça görebiliyoruz. Gerçi zorunlu kültür değişmelerinde de dil unsuru mutlaka vardır. İnsanları bir araya getiren dildir. Bir millet başka milletle temas etmek suretiyle birtakım kelimeler alabilir. Her kelime kültüre ait bir unsur olduğu için, alındığı şekliyle olmasa bile o milletin kültüründen izler taşıyacaktır. Nitekim günümüzde ulaşım ve iletişimin hızla gelişmesi kültür alışverişini hızlandırmıştır. Kültürün yaşaması ve gelişmesi dil sayesinde mümkün olabilmektedir. Milleti meydana getiren unsurların başında gelen dil, aynı zamanda kültürün oluşması ve yaşamasında da en büyük görevi üstlenmiştir. Kültür ve dil ilişkisini Prof. Dr. Yılmaz ÖZAKPINAR şöyle ifade ediyor: ‘‘ Kültür bir milletin bütün hayatıdır. İnsanın sembolik düşünme kapasitesinin ürünü olan dil, bir iletişim aracı olarak en önemli kültür öğesidir.’’ Dilin bozulmasını milletin yok olmasıyla eş değer tutan Ünlü edebiyatçımız H. Nihal ATSIZ beyefendi tehlikeyi şu şekilde ifade ediyor: ‘‘ Dil; bir milletin sembolüdür, O milleti bir arada tutan ve yok olmasını engelleyen biricik faktördür. Bir millet bağımsızlığını, hürriyetini ve sınırlarını kaybedebilir, hatta yıllar boyunca başka milletin esareti altında yaşama zorunda kalabilir ama bütün bu unsurlar o milletin yok olmasına etken olamaz. Ancak kendi dilini kaybetmiş bir millet yok olmaya mahkumdur.’’

Bağımsızlık ruhunun temelinde kimlik bilinci, kişilik, onur duygusu ve özgüven yatar.  ‘‘ Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir.’’ Diyen Mustafa Kemal ATATÜRK, onun için halkımızın kimlik, kişilik, onur ve özgüveni üzerinde durmuştur. Kafalar, gönüller bağımsız olmadan, ülkenin ne ekonomisi, ne savunması, ne de dış siyasi bağımsız olabilirdi. ATATÜRK ‘‘Türk Kimliğini’’ Türkçe ile tanımlamıştır. Onun için de Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndan sonraki temel davası Türkçeyi, dolayısıyla Türk kültür ve kimliğini yabancı boyunduruklardan korumak, bunun için de eğitimini her düzeyde Türkçe ile yapmak, halkın yabancı dille, yabancı misyoner türü eğitime özenmesini önleyecek önlemler almak olmuştur. Sonuç olarak denilebilir ki bir milleti yok etmenin en kolay ve bildik yolu o milletin dilini bozmak, arzu edilen hakim dilin baskısı altına sokmaktır. Bugün ölü diller olarak diller ve medeniyetler unutulmamalıdır.

TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEKTİR.    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter