Cumhurbaşkanlığı Seçimine Yaklaştığımız Son Günlerde Yaşanan Hadiselere İlişkin Basın Açıklaması

Her seçim öncesinde olduğu gibi, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yöneticilerinin, aymazlıkla yürüttüğü istismar politikaları ve ilmik ilmik işlediği bölücülük hesapları gün yüzüne çıkmaya başlamış; saltanatlarını sürdürmek adına feda etmeye hazır oldukları şeref ve haysiyet mefhumlarına sahip olup olmadıkları kamuoyu nezdinde tartışılır hale gelmiştir. Hayalindeki Federal Türkiye’nin Başkan adayı Erdoğan’ın toplumda yaratmaya çalıştığı gerginlik ortamı maalesef Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de tezahür etmiş, saçtığı öfke tohumları AKP’li milletvekillerinin hakaret ve yumruklarında yeşermiştir.

Gazi Meclisimizin, kuruluş felsefesine ve ruhuna mugayir olaylar 04/08/2014 tarihinde tüm Türk Milleti’nin gözü önünde cereyan etmiştir. Genel Kurul salonunda bulunmayan iki milletvekilini salonda varmış gibi göstermeye çalışan AKP milletvekilleri, muhalefet partilerinin toplantı yeter sayısı olmadığı yönünde pusulaların sayılması talebi karşısında, 2 milletvekilinin salonda olmadığı tespit edilerek, toplantı yeter sayısı olmadığı için oturuma ara verilmesi neticesinde şuurlarını kaybederek MHP milletvekillerimizden Ali Uzunırmak ve Sinan Oğan’a saldırmıştır. Milletimizi yürüttüğü algı operasyonları ile aldatmaya alışkın olan salondaki AKP milletvekillerinin tamamı, foyalarının ortaya çıkmasından utanacakken, yüzleri kızarmadan salondaki milletvekillerimize saldırmışlardır.

Yine MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın yaptığı konuşma AKP milletvekillerini bir hayli rahatsız etmiş, bu konuşmadan sonra AKP milletvekilleri kendisine sürekli sözlü sataşmalarda bulunmuşlardır. MHP Milletvekili; çocukların her yerde olduğu gibi, yanı başımızda Türkmen coğrafyasında da susuzluktan öldüğünü, bu çocukların, içinde Türkiye’den giden insanların da arasında olduğu katiller tarafından öldürüldüğünü belirtmiştir. “Türkiye’den giden ve bu coğrafyada Türk’ü öldüren, Müslümanı öldüren kimdir” sorusuna cevap arayan Oğan, her türlü terör faaliyetini uzmanlaşarak öğrenen bu kişilerin orada daimi kalmayacağını, bu kişilerin yarın İstanbul, Ankara, Adana, Hatay, Mersin’e geleceğinden, bu durumun Türkiye için tehdit oluşturduğundan bahsetmiştir. 03.08.2014 günü Sincar’da bir insanlık dramının yaşandığını, Musul’da Asurilerin, Sincar’da ise Türkmen ve Yezidilerin zulüm gördüğünü belirtmiş, zulüm gören insanların hepsinin Osmanlı bakiyesi, bizim insanımız olduğunun altını çizerek, meydanlardan sürekli Gazze’ye, Filistin’e selam gönderen cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’ın, neden Telafer’e, Kerkük’e bir selam göndermediğini sorgulamıştır. O bölgede yaşayan insanlar Gazzeli, Filistinli olmadığı için, Türk oldukları için Erdoğan’ın Kerkük ve Telafer’e selam göndermediğini belirten Oğan, Doğu Türkistan’da iki köyün de, Ramazan ayında Türk oldukları için, Müslüman oldukları için, oruç tuttukları için yerle bir edildiğini, yeryüzünden silindiğini belirtmiştir. Hükümete Avrupa’nın en büyük meydanından zulüm altında inleyen bu coğrafyalara neden bir selam gönderilmediğini sormuş, Telafer, Musul, Kerkük ve Doğu Türkistan’da zulüm gören insanların bir selam beklediğinin altını çizmiştir. Sinan Oğan, Dış İşleri bakanının Meclis’e gelerek, milletimizi bilgilendirmesi gerektiğini belirterek, dış politikamızın kan ağladığını, dış politika diye bir şey kalmadığını, Karabağ’da da bir savaşın çıkmak üzere olduğunu belirtmiş, konuşmasında dünyanın her yerinde Türk’ün zulüm gördüğünü, katledildiğini, Müslümanın her yerde ağladığını, Musul’dan, Kerkük’ten sürülen, canını kurtaran Türkmenlerin Sincar’a sığındığını, kardeşlerimizin 03.08.2014 günü Sincar’ı tamamen işgal eden IŞİD militanların tehdidi altında bulunduğunu dile getirmiştir. Sınır kapısının açılmasını isteyen oradaki insanların Türk ve Müslüman olduğunun altını çizen Oğan, 1,5 milyon Suriye vatandaşına sınırlarını hemen açan, bir kişiye bile pasaport sormayan Türkiye’nin, Türkmen kardeşlerine pasaport sormasını, kapılarını açmamasını eleştirmiş; Türkmenleri sınırdan neden içeri almadıklarını, Türkmenlere neden pasaport sorulduğunu, Türkiye’ye geçerken kaç Arap’a, kaç Suriyeliye pasaport sorulduğunu AKP milletvekillerine sormuştur.

Milletvekilimizin yukarıda bahsettiği durumları, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültü Vakfı Genel Başkanı olarak “Türkmeneli’ne Yardım Kampanyası” kapsamında Ramazan ayı içerisinde toplanan yardımları götürmek için gittiğim Türkmeneli coğrafyasında harfi harfine, bizzat gözlerimle gördüm. Gelinen noktada hükümet görevi üzerlerinde olan, dünyanın her yerinde oluşabilecek zulme, adaletsizliklere çözüm bulması gereken AKP milletvekilleri, kendilerinin söylemeye ve yapmaya cesaret edemediği işleri, MHP milletvekillerinin yapmasından rahatsızlık duymamalıdır. Bu durumdan rahatsızlık duyan 103 AKP milletvekilinin, 4 MHP milletvekiline saldırması utanç vericidir.

Şüphesiz ki; Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde oluşturulan siyasi gerginlik ve memlekette yaşananlar da bu tartışmaları tetiklemiştir. Ancak bu tartışmaların, Milliyetçi Hareket Partisi’nin verdiği gündem dışı önergenin oylanması sırasında yaşanması ve bu oylamanın konusunun Türkmenler ve IŞİD terör örgütü ile alakalı olması son derece düşündürücü; yapılan oylamada sahte oy kullanılması ise yüz kızartıcı bir hadisedir. Federatif yapının temellerini güçlendirmek üzere on altı ilin daha büyükşehir olmasına dair tekliflerini seçimden önce kanunlaştırarak ilgili illerden oy devşirme hesabıyla, yangından mal kaçırırcasına hareket eden AKP’li vekillerin, geçtiğimiz günlerde de “iftara yetişeceğiz geç bunları” dedikleri Türkmeneli’nde yaşanan zulmün meclise taşınması, “çok önemli” bölücülük faaliyetlerini sekteye uğratmış olacak ki; gözü dönmüş bir şekilde, Milliyetçi Hareket Partili milletvekillerine saldırmışlardır. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı olarak, her biri Ülkücü Hareket’in bayrağı, milli iradenin tezahürü olan milletvekillerine yapılan bu hunharca saldırıyı lanetle ve şiddetle kınıyor; bütün bu hadiselerin yakın takipçisi olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Yüce Türk Milleti’nin bu denli kutuplaşmasına ve memleketin siyasi kamplaşmasına sebep olan, Başbakan Erdoğan ve mevcudiyetlerini genel başkanlarına muhtaç -hatta bu uğurda övgü ve naatlarında şirke girecek kadar lümpen- olan AKP kadroları ve onların “kurşun asker” milletvekilleridir. Türk Milleti’ni var eden manevi nakışları günlük siyaset malzemesi haline getiren ve Müslüman Türk’ün şuur ve fikir binasının temellerini adeta dinamitlemeye çalışan Başbakan’ın ve AKP milletvekillerinin davranışlarının ve sözlerinin şuurlu bir aklın ürünü olmadığı ayan beyan ortadadır.

Unutulmamalıdır ki; hakikî manada insan olmak, sorumlu olmaktan geçer. Ancak maalesef ki; Aday Erdoğan, memleketin her köşesinde ve sabah akşam canlı yayınlarda adeta ağzından nefret saçmaktadır. Gerek dış, gerekse iç politikadaki basiretsizliğini, kavgalarla, kucağında besleyip büyüttüğü örgütlerle, hayali düşmanlarla, ötekileştirmelerle, yalan ve iftiralarla kapatmaya çalışan Erdoğan’ın bu sorumsuzluğu sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne verdiği zararları tarif etmek mümkün değildir.

Ülkücü Hareket olarak, dinini, milletini, mezhebini sormadan mazluma sahip çıkan ve âleme nizam verme gayesi taşıyan bir anlayışa sahibiz. Bu nedenle, kendini “kimsesizlerin kimsesi(!)” olarak ilan edenlerin, mazlum “Türk” olunca takındığı sessizliği asla kabul etmiyoruz! Suriye’de yaşananlar için “bizim meselemiz” diyen Erdoğan, zulüm gören, katledilen Türkmenler olunca “Irak’ın iç meselesi” demiş; Azerbaycan- Ermenistan sınırında yaşanan vahim hadiseyi ise kınamakla yetinmiştir. Mısırlı Rabia’yı istismar edip Uygur Ana Rabia’ya vize vermekten dahi çekinenler, IŞİD terörüne çanak tutanlar; Doğu Türkistan davasını öksüz; Iraklı Türkmenleri yetim bırakmışlardır. Bütün bu vakıalar göstermektedir ki; Türk varlığından rahatsız olan ve Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına almakla övünen Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması, Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başına gelecek en büyük felakettir.

Şizofrenik yaklaşımlarını Türk dış politikası haline getiren “Düşişleri” Bakanı, “komşularla sıfır sorun politikası” diyerek başlayıp Ülkeyi tüm komşularla kavgalı hale getirmiş ve “sıfır komşu” sonucuna ulaşmıştır. Ermenistan ile “arayı bulmak” uğruna incitilen, stadyuma bayrakları alınmayan, öz kardeşimiz ve ebet müddet müttefikimiz Azerbaycan Halkı’nın yanında yer alınmalı ve özellikle Azerbaycan-Ermenistan sınırında yaşanan son hadiseler de dikkate alınarak, samimiyetsiz ve arkası gelmeyen kınanmalardan vazgeçilerek daha ciddi ve kararlı adımlar atılmalıdır.
Her zaman sükûneti ve aklıselimi tavsiye eden, “önce ülkem ve milletim sonra partim ve ben” anlayışını kendisine şiar edinmiş, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin de belirttiği gibi, Ülkücü Hareket için memleketin selameti her türlü nefsi hesaplardan ve hesaplaşmalardan daha önemlidir ve önceliklidir. Koltuk sevdası uğruna zulme ve haksızlığa sessiz kalmayacağımız gibi, Türk Milletinin selameti için şahsi hesaplaşmalarımızı ötelemesini de biliriz. Elbette ki Ülkücü hareket tüm kahpeliklere gereken cevabı zamanı geldiğinde mertçe ve yiğitçe verecektir. Şanlı tarihinin hiçbir döneminde korkaklık, nemelazımcılık ve sinmişlik olmayan Ülkücü Hareketin temelinde, Rahmetli Başbuğun veciz sözünde olduğu gibi “cesaret, yüreklilik, atılganlık” var olmaya devam edecektir! Dantelli perde ile kefen edebiyatı yapan yufka yüreklilerin ve bire altmış saldıran “küçük eniştelerin” bu cesarete sahip olmadıkları her halinden bellidir. Bugün devam eden saldırılar, tarihin tekerrüründen ibaret olup, haklı davamızın ispatıdır. Zira bir Moğol atasözünde de belirtildiği gibi: Ardından yüz köpek havlatmayan kurt, kurt sayılmaz!

Farklı zamanlarda defalarca Ülkücülere hakaret eden, bizi Fatiha’yı bilmemekle itham eden Ülkücü katilini milletvekili yapan; seçim dönemlerinde ise “Ülkücü kardeşlerim” diyerek, yarım yamalak okuduğu şehidimizin mektubuyla timsah gözyaşları dökerek, küfrettiği bu camiadan nemalanmaya çalışan; ikiyüzlülüğün, istismarın ustasına hatırlatmak isteriz ki; Ülkücü Hareket, dünüyle bugünüyle, şehidiyle, vekiliyle, genciyle yaşlısıyla bir bütündür ve Ülkücüler, bölücü başını kendisine rehber edinenlerle, Peşmerge başına kırmızı halı serenlerle, öğrenci andından rahatsızlık duyanlarla ve “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünden rahatsız olanlarla asla kardeş olamaz. Ülkücü en bilinen tanımı ile çeliğe sarılmış ipektir. Bu ifade de göstermektedir ki ülkücü, çelikleşen iradenin tezahürüdür. Bu iradeye sahip olmayan, kendilerini “Bağımsız Ülkücüler” olarak ifade eden, hakikatte ne bağımsız ne de Ülkücü olan zatlar; Ülkücü Hareket’in hafızasında bir yere not edildiklerini bilmelidirler. Menfaatleri için sünenler, konulduğu kabın şeklini alanlar ve bunları kendilerine kara propaganda yapmak üzere alet edenler, er ya da geç kahpeliklerinin cevabını alacaklardır.

Son olarak sevdalısı olduğumuz Büyük Türk Milleti’nin geleceğini, birliğini, dirliğini her şeyin üstünde tuttuğumuzu tekrar vurgulamak isteriz. Dünyanın en büyük gençlik teşkilatı olan Ülkücü Hareket’in, bu anlayış içerisinde, yarım asırdır Türk gençliğinin şuurlu bir şekilde yetişmesine hizmet ettiği unutulmamalıdır. Ülkülerine emin adımlarla ilerleyen Ülkücü Hareket’i kaos ortamına çekmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecek; Ülkücü Hareket var oldukça da hiç kimse nemalanacağı bir kaos ortamı oluşturamayacaktır!
Yüce Türk Milleti’ne saygıyla duyurulur.

Olcay Kılavuz – Ülkü Ocakları Genel Başkanı
6 Ağustos 2014


Kategorisi: Basın Açıklamaları / Genel Başkan'dan

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter