Çokkültürlülük ve Kürselleşme Bağlamında Milliyet Duygusu Üzerine Bir Tetkik – Rabia Aslıhan Türkmen

Millet ve milliyetin, siyasi ideoloji açısından bakılınca belli ölçüde ‘inşa’ ürünü olduğu doğrudur; fakat gerek tarih, gerek sosyoloji ve gerekse kültür disiplinlerinin şehadetine göre, millet ve milliyet bir şuur, şahsiyet ve maşeri (kolektif) zatiyet olarak, yakın çağın çok öncesine giden, çok uzun bir süreçte ve çoğu zaman tam ve kesin bir öznesi tespit edilemeyen çok zengin ve girift ‘inşa’ların, başka bir deyişle ‘tam tekmil ve mürekkep bir inşaat’ın eseridir .

Reel anlamda kümülatif olarak değerlendirmeye alındığında, dünya genelini etkileyerek gelişen ve yayılan siyasi olgular ile kültürel değişmeler, dış etkilerin yansımalarıyla iç dinamikleri tetikler ve pek tabi toplumda algıları önemli bir yapıda şekillendirerek, toplumları büyük oranda etkilemeyi de başarır. Bu bağlamda yaşanılan gelişmeler toplumları toplumsal değişmelere götürebilir. Temel saikleri farklılık arz edebilmekle beraber, bir toplumda meydana gelen herhangi bir düşünce ve bu düşünce ekseninde şekillenerek sirayet eden söylem ve eylemler pek tabi toplumların genel olarak kendi içyapısındaki olay ve olguları da etkileyerek toplumda farklılıklar yaşatabilmektedir. Toplumlarda yaşanılan bu farklılıklar, dünya genelinde bir zenginlik olarak addedilse de çeşitli sorunları beraberinde getirdiği görülmektedir. Küreselleşmenin de bir neticesi olarak dünya geneline yayılabilen bu konu, birçok unsurunda meydana gelmesini tetikleyebilir. Bunun bir sonucu olarak da toplumlarda değişiklikler veyahut kopmalar yaşanılabilir.
Değişimin bulunmadığı bir insan topluluğundan bahsetmek mümkün değildir. Geçmişten bugüne insan topluluklarında sosyal değişmeden söz edilebilir. Sosyal değişmeler medeniyet tarihimizde zamana ve mekâna göre bazen hızlı ve bazen de yavaş bir şekilde ortaya çıkmıştır. Değişmeden söz edebilmek için belirli süreye ihtiyaç vardır . Bugün ise geçmişe nazaran küreleşmenin etkisiyle toplumlarda yaşanılan herhangi bir olgu veyahut olay hızlı bir şekilde yayılarak etkisi daha geniş alanları kapladığı görülmektedir.
Toplumlar, yaşanılan bazı siyasi olay ve kültürel değişmelerin olumsuz etkilerini kırmak, toplumların bütünlüğünü korumak, toplumsal değişmelerin ve toplumsal çözülmelerin önüne geçmek adına bazı politikalar izlenerek bu durumu engellenmeye çalışırlar. Lakin her toplumun dinamikleri bunun önüne geçemeye bilir. Özellikle küreselleşme eğilimi artan bir ortamda bu konu çok farklı noktalara sirayet etmiş olabilir.
Bu bağlamda yazı içerisinde toplumların sorunlarını bir bütünlük içinde günümüz algısı ve anlayışı ışığıyla tarihi temellerine de değinerek aktaracağız. Konumuz ekseninde bir toplumun en mühim meselesi olan, bireylerin mensubu oldukları kitleye karşı duydukları bağlılık hissi yani milliyet duygusunu, toplumun içinde çok önemli iki konu olan çok kültürlülük ve küreselleşme ekseninde ele alıp dünya ve Türkiye algısını değerlendireceğiz.
GİRİŞ
Literatürde milliyet duygusu, toplumların içinde bulunduğu veyahut dünya genelinde yaşanılan olay ve olgulardan birçoğunun sebebi ya da sonucu içerisinde muhakkak yer almış, siyasi, iktisadi kültürel vb. konular bağlamında mutlaka bir yerden sirayet etmiş, dün olduğu gibi bugünde hala anlamını koruyan önemli bir konu olmuştur.
Milliyet duygusu, toplum bilimciler ve hukuk tarihi bilginlerinin deyimiyle, milletlerin yaşayabilmelerinde ve payidar olmalarında en mühim, en kuvvetli neden, fertlerin mensubu oldukları millete bağlılığı ve sadakatin bir neticesi olarak da bir sosyolojik gerçekliliktir. Bu duygu bir şuur meselesidir. Bugün milletlerin, millet olarak yaşamasını temin eden, diğer milletler içerisinde asimile olup yok edilip gitmesine engel olacak şuurun özü milli his yani milliyet duygusudur .
Geçmişten günümüze milliyet duygusuyla bulundukları topluluğa, birbirine bağlı olan fertlerin hissettikleri bağlılık duygusu bir gruplaşmanın tetikleyicisi olurken bir taraftan da aynı siyasi sınır içinde yaşadıkları kendinden olmayan diğer kimselerle iyi ilişkiler içinde bulunmayı gerekli kılmıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan ve birden fazla milletin bulunduğu toplumlarda kimi zaman bir sorunsala yol açan ve yeni bir kavram olarak literatürde kullanılan çok kültürlülük konusu toplumlarda tartışmalara kimi zaman da çatışmalara sebep olmuştur.
Çok kültürlülük literatürde yeni kullanılmaya başlanılan bir kavram olsa da çok kültürlülük durumu hiç de yeni değildir. Bu kavram, birçok kültürün aynı zamanda yan yana birlikte var olduklarını göstermektedir. Geçmişten bugüne kültürler birbirleriyle tamamen etkileşimsiz hiçbir zaman olmamıştır. İnsanlık tarihine baktığımızda, mütemadiyen bir etkileşim ve mübadele süreci olduğunu gözlemleyebiliriz . Pek tabi bu olguya bir anlamda insan toplumlarının genel var oluş biçimi olarak bakabiliriz.
Çok kültürlülük kavramı bugün daha dar bir çerçevede konu edilmektedir. Genel olarak bu kavram belirli sınırlar (ulus-devlet sınırları) içinde farklı kültürel grupların bir arada yaşamalarının politik olanakları ve sonuçlarıyla alakalı olarak gündeme gelmiştir. Bireylerin liberal adalet çerçevesi içinde hak ve sorumluluklarını yerine getirdikleri “siyasi toplum” ve bireylerin belli bir dili, kültürü ve tarihi paylaştıkları ve kültürel anlamda üyesi oldukları “kültürel toplum” dan söz edilebilir. Lakin iki tür toplum sürekli olarak çakışmayabilir. Pek tabi siyasi toplum farklı dile, kültüre ya da geleneklere sahip bir ya da birden fazla gruptan oluşabilir. Çok uluslu veya çok kültürlü toplumlardaki durum bu şekilde tanımlayıp ifade edebiliriz . Çok uluslu ve çok kültürlü toplumlarda siyasi erk, kültürel azınlıklara yönelik çeşitli politikalar üretip sergilese de bu konu bazı toplumlarda baskıcı bir yöntemle asimile politikası kullanılarak toplumları dönüştürmeye veya kendi benliklerini yok ettirmeye çalışılmıştır. Dünya toplumlarında birçok örneği görülen bu olgu milliyet duygusuyla daha farklı biçimde seyretmiştir. Siyasi ve toplumsal alanlara da yaşanılan bu bağlamdaki gelişmeler artan küreselleşmenin etkisiyle yeni tartışmalara ve beraberinde de yeni politikalar izlenilmesi gerektiğine yol açmıştır.

1- Çok kültürlülük nedir? Çok kültürlülüğün Dünyadaki Algısı Nasıldır? ve Pek Tabi Türkiye Realitesine de Bir Değini

- Bir Kavram Olarak Çok kültürlülük
Bir toplumu meydana getiren bireylerin ve grupların dil, din, tarih, coğrafya gibi unsurlar açısından farklı kökenlerden gelmesine uzanan çok kültürlülük, belirli bir siyasi sınır içerisinde yaşayan toplumlarda gözlenir. Çok kültürlülük, siyasi bir bütünleşmeyle oluşmuş belirli bir sınır içerisinde yaşayan, bir araya gelmiş farklı etnik kökenden oluşan insanların bir arada yaşamasıyla görülmektedir.
Modern anlamda ‘çok kültürlülük’, Kuzey Amerika’da sirayet eden bir kavram olarak 1960’larda meydana çıkmıştır. ABD ve Kanada’da bulunan farklı bir dili konuşan ve ‘kendilerine ait’ olduğunu düşündükleri topraklarda yaşayan insanlar, kültürel kimliklerinin tanınmasını istenmiştir. Çok kültürlülük kavramı bu bağlamdaki tanınma isteğine bir cevap niteliğinde ortaya çıkmıştır. Daha sonrasında “ kültürel farklılıkların demokratik savunması” nda söz konusu olmayı başarmıştır .
Çok kültürlülük söylemi gerek toplumların kendi içerisinde ve gerekse de toplumlararası düzlemde sıkça konuşulan, tartışılan bir konu olmuştur. Birçok zaman çatışmalara da varan bu konu bilhassa birçok ulus devletinde çeşitli sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Farklı etnik ve dini grupların birlikte yaşamasını ifade bu tanım pek tabi din, dil, etnisite, tarih, ülkü ve benzeri farklılıklarla birlikte yaşamayı ifade etmektedir. Çok kültürlülüğe yaklaşımlar farklı bakış açılarıyla çok yönlü olarak seyretse de, genel olarak sıkça eleştirilen bir kavram da olmuştur. Çünkü çok kültürlülük tezi bir bakımdan milliyet duygusunun getirdiği söylemlerin icraata geçirilmesi noktasında aykırı bir durumdur. Çünkü milliyet duygusu yukarıdaki saydığımız ögelerin ekseninde birleşip bütünleştirip bir milli birlik arzulamaktadır. Lakin çok kültürlülük tezi ile savunulan düşünce bunun aksi olarak milli birliğin sağlanması önünde bir sorun teşkil etmesi bağlamında ulus devletleriyle uyuşmaz nitelik kazanmıştır.
-Dünya Genelinde Çok Kültürlülük
Bugün dünya genelinde Çok kültürlülük sorunsalı, küreselleşme, modernleşme, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları gibi yaşadığımız dönemin önemli gündem maddeleri ile yakından ilgilidir. Bu bağlamda güncel politik mücadelelerin merkezinde yerini almıştır. Ama çok kültürlülük kavramı daha genel düzeyde de ele alınmıştır . Örneğin çok kültürlülüğün yaşandığı dünyadaki birçok devlet bu yapının içerisinde değişik yöntem ve teknikler kullanarak farklı politikalar üreterek toplumsal bütünlüğü sağlamaya çalışmışlar ve bu bağlam da toplumlarını yönetmişlerdir. Dünya siyasi tarihinde çok milletli bir yapıya sahip olan devletlerde her zaman aynı politikalar izlenilmediği için durumun seyri de bu bağlamda farklılık arz etmiştir. Örneğin dağılan SSCB çok milletli bir yapıya sahipken asimile politikası izlemiş lakin bugün ABD yine içerisinde birçok milletten insan barındırırken hoş görülü bir anlayış sergilemiştir. Dünya devletlerinde çok kültürlülük yapısının örneği ve yaşantısı toplumlara göre farklılık arz eder. Bundan dolayı çok kültürlülük anlayışı dünya genelinde toplumdan topluma farklılık göstermiştir.

Çok kültürlülüğün Türkiye Yansısı
Çok kültürlülük sorunsalı, karmaşık dinamiklerin kültürel ve politik sahneyi belirlediği Türkiye siyasal düzleminde özellikle, sivil toplumcu ve postmodern düşünce akımlarının ve etnik gruplar bağlamındaki tartışmaların içinde yer alarak gündeme gelmiştir. Bu kavram Türkiye’de çok farklı siyasi ve düşünsel pozisyonları birbirine bağlayan bir zemin oluşturduğu da söylenebilir . Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı Türk coğrafyasında hiçbir zaman kendine özgü değerlerin tanınmadığı, horlandığı ya da yasaklandığı bir olay olmamıştır. Milli birliği ve bütünlüğü, milli devletin üniter yapısı tehdit edecek unsurların yaşanmadığı takdirde hoşgörülü bir politika sergilenmiştir. Türkiye’nin Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ve hatta öncesinde Osmanlı Devletinde de devam ettirilen bu anlayış birçok zaman ve dahi bugün bile iç ve dış tehdit unsur tarafından çeşitli kırılmalara sebebiyet vermektedir.
Dünya üzerinde yaşanılan herhangi bir olay küreselleşme eğiliminin etkisiyle pek çok alana sirayet edebildiğinden söz etmiştik. İşte dünya genelinde yaşanılan bu bağlamdaki olaylar küreselleşmenin etkisiyle dün olduğu gibi bugünde birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Dünya genelinde yaşanılan bu noktadaki olaylar, milli bütünlüğü tehdit etmesi bağlamında Türkiye’yi de olumsuz etkilediği görülmektedir.

Küreselleşme Nedir? Artan Küreselleşme Eğilimi Algıları Nasıl Etkilemiştir? Küreselleşme Etkisinde Milli Eğilimler Nasıl Şekillenmiştir?

‘’Küreselleşme, yerel-evrensel spektrumunda her iki yöne doğru ilerleyen bir süreci tarif etmekte, statik bir yapıdan ziyade son derece dinamik ve değişken bir kavrama işaret etmektedir. Küreselleşme, her geçen gün dünyanın farklı alanlarını nüfuzu altına almaya devam etmekte ve bu sayede bünyesine kattığı yeni açılım ve devinimler ile mevcut yapısını sürekli bir biçimde uyarlamaktadır. Çağdaş küreselleşme, çok-aktörlü bir yapı içerisinde gelişmektedir. Bu bağlamda, dört temel aktörden bahsedilebilir: Ulus-devlet, uluslararası kuruluşlar ve devletler-üstü kurumlar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları. Küreselleşme süreci, bu aktörlerin karşılıklı iletişimi ve etkileşimi sonucunda şekillenmektedir. ‘’
Küreselleşmenin kendini gösterdiği pek çok alan ve boyutu vardır. Bunları ekonomik, kültürel, siyasi, iletişimsel, güvenlik, teknolojik, çevresel vb. gibi kategorilere ayırabiliriz. Bu noktada küreselleşmenin pek tabi birçok boyutunun mevcut olduğu dile getirirken de bizim konumuz dâhilinde milliyet olgusunu en çok etkileyen ve belki de rahatsız eden kültürel ve siyasi alanda olan etkisine değineceğimizi bildirmemiz gerekir.
‘’Siyasi küreselleşme, esas itibariyle, günümüz dünyasında siyasi güç, otorite ve yönetim biçimlerindeki yapısal dönüşüm olarak tanımlanabilir. Günümüzde, nüfuz alanını tüm dünya olarak kabul eden “küresel siyaset” anlayışının giderek güçlendiği görülmektedir. Bu durum, geleneksel siyaset anlayışından farklı bir yapıyı yansıtmaktır. Bir başka deyişle, “küresel siyaset”, söz konusu yapının dört temel aktörü olan ulus devlet, devletler-üstü kurumlar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının karşılıklı etkileşimi sonucunda şekillenmektedir. Ulus devlet, bu süreçte temel birim olarak faaliyet göstermeye devam etmekte, ancak yetki ve manevra alanları belirli ölçülerde kısıtlanmaktadır. Literatürde, bu yeni yapıyı betimlemek üzere “küresel yönetişim” (global govermance) kavramı kullanılmaktadır
‘’Küreselleşme sürecinin Türkiye üzerindeki etkileri incelenmeye başlandığında, ilk göze çarpan husus, Türkiye’nin küreselleşmenin yukarıda bahsedilen tüm boyutlarından dünyadaki birçok ülkeye kıyasla, oldukça yüksek bir düzeyde etkilenmekte olduğudur. Bu durumun temel bir nedeni, Türkiye’nin jeo-stratejik konumundan kaynaklanmaktadır. Türkiye, Batı’yla Doğu’nun, Kuzey’le Güney’in buluştuğu bir noktada, Avrasya’nın merkezinde yer almakta olup, küreselleşmenin etkilerine geniş oranda açık durumdadır. Türkiye’nin küreselleşme sürecinden büyük ölçüde etkilenmekte olmasının diğer bir nedeni de coğrafyasında barındırdığı insan topluluğunun özelliğine ilişkindir. Türkiye, sahip olduğu özel coğrafi konumu ve köklü tarihi nedeniyle kültürler ve medeniyetler arası diyaloğa ev sahipliği yapan bir ülke konumundadır. Esasen farklı insan toplulukları arasındaki ilişki ve etkileşimlerin radikal bir şekilde artışı olarak tanımlanan küreselleşmenin, bu özelliği haiz bir ülkeye büyük ölçülerde etki yapması kaçınılmazdır. Küreselleşmenin Türkiye üzerindeki etkilerini, küreselleşmenin mevcut tüm boyutları çerçevesinde gözlemlemek mümkündür. Örneğin, ekonomik küreselleşmenin dinamiklerine uyum sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşebilmek amacıyla Türkiye ekonomisi, 1980 sonrasında köklü bir yapısal değişim geçirmiştir. Bu dönemde, korumacı ve ithal ikameci ekonomik yapı, yerini serbest pazar ve ihracat teşviklerine dayanan, dış ticaretin, kurun, faizin ve sermaye hesabının serbestleştirilmiş olduğu bir yapıya terk etmiştir. Son olarak, Türkiye’nin küreselleşmenin kültürel boyutundan da yaygın bir biçimde etkilendiği, bu bağlamda, Türk toplumunun beğeni ve ilgi alanlarının, özellikle son yıllarda, ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçtiği söylenebilir. Ancak, bu, küresel düzeyde tanınan kültürel ve üretim biçimlerinin Türkiye’de yer etmesi kadar, Türk kültür öğelerinin uluslararası tanınırlığının da artması şeklinde gerçekleşmektedir. Yukarıda değinilen tüm hususlar, küreselleşme sürecinin Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkindir. Bu çerçevede, son olarak değinilmesinde yarar görülen konu ise Türkiye’nin küreselleşme sürecinin olumlu yönde ilerleyebilmesi için ne ölçüde katkıda bulunabileceğidir. Bir başka deyişle, Türkiye’nin de belirli ölçülerde küreselleşme sürecine etki etme kapasitesi bulunmaktadır. Bunun temel nedeni, bu çalışmanın ilk bölümünde ifade edildiği üzere, küreselleşme sürecinin tek yönlü olarak ilerlememesi, son derece dinamik bir süreci içermesi ve karşılaştığı yeni unsurları bünyesine katarak sürekli biçimde sentezlenen bir yapısı olmasıdır. Türkiye’nin küreselleşmenin kültürel boyutuna yapabileceği katkı üzerinde durulması uygun olacaktır. Kendine özgü tarihi ve kültürel yapısı ile Türkiye, medeniyetler arası uyumun en önemli örneklerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye, tüm dünyaya, kültürel çeşitliliğin bir tehditten ziyade bir zenginlik olduğunu göstermeye çalışmakta, kültürler arasındaki yanlış algılama, önyargı ve kutuplaşmaların önlenmesi için her türlü platformda aktif çaba sarf etmektedir. Anılan çabalar, küreselleşmenin kültürel boyutunun olumlu bir yönde ilerlemesi için önemli bir katkı olarak algılanmalıdır.
SONUÇ
Dünya toplumlarını, yaşanılan herhangi bir olguyu ele alıp değerlendirirken meselenin mutlaka tarihi, içtimai ve bilhassa ruhi temellerini göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. Çünkü hiçbir olgu bir tek nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz ve bir konuya odaklı olarak ta devam etmez. Bu bağlamda dünya toplumlarını ve Türkiye üzerinde etkisi büyük olan ve halende devam eden çok kültürlülük ve küreselleşme bağlamında milliyet duygusu, dün olduğu gibi bugünde tartışmaların mutlaka bir yerden içine sirayet etmiş, birçok konuyu bir şekilde etkilemiş, nedenleri veyahut neticede mutlaka yer alması bağlamında önem arz eden bir konu olmuştur.
Bugün değişen dünya düzeninde, küreselleşmenin de etkisiyle toplumların hızlı ve derinden etkilendiği olaylar ve olgular yaşanmaktadır. Günümüz toplumlarının birçoğunda temel saikleri farklılıklar arz etse de benzer nitelikteki bu sorunlarla ortaya çıkmış problemlerin siyasi ve kültürel boyutlarda seyrettiği ve ne yazık ki bu olumsuzlukların Türkiye’ye de aksettiğini gözlemliyoruz. Bu bağlamda kültürel etkileşimler birçok zaman toplumsal olayların işleyişini aksi yönde etkilerken kimi zamanda tıkanıklığa neden olduğunu biliyoruz.
Modern topluma ve ulus devlet modeline getirilen eleştiriler, yayılan küreselleşme eğiliminin de bir sonucu olarak çok kültürlülüğün sosyo-kültürel bir olgu olarak meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. Bu olgu birçok toplumda birçok siyasi ve ekonomik dengeyi etkileyerek değiştirmeyi ve toplumun temel dinamiklerini etkilemeyi başarmıştır.
Çok kültürlülüğün hâkim olduğu yerde birçok etnik gruba mensup kimsenin olduğundan bahsetmiştik. Bu bağlamda etnik kimliklerin dünya genelinde kültürel bir olgu olduğu gösterilmiş ve bunun dünyada birçok örneğinin olduğu dile getirilmiştir. . Bu söylemden farklı etnik kimliklerin bir zenginlik olarak toplumlarda kabul edildiğini çıkarsak da kimi zaman verilen hakların suiistimal edilmesi toplumsal bozukluğa neden olabildiğini de görmekteyiz. Moderniteye zaten verilmiş olan ödünler toplumun asli unsurlarının ayakta kalması için bir eşik olarak kabul edildiğinden verilin ödünler bazı uzlaşma ilkelerini reddedebilir. Milli kimliğin suyla bulandırılması belki yeni kimlik tepkilerine neden olabilir. Bu noktada toplumun bütününü kapsayan bir üst kimlik kavramı ortaya atılarak bütün bu farklılıkları içinde barındıran bir yapıya büründürülmüştür. Bu üst kimlik topluma hâkim ve diğer etnik gruplara demokrasinin ilkeleri ışığında saygılı ve hoşgörülüdür.
Milliyet duygusu, dünya genelini etkileyerek gelişen ve yayılan siyasi olgu ve kültürel değişmelerden etkilense de kendi iç dinamikleriyle her zaman zinde durmayı ve hem iç ve hem de dış tehdit unsurlar karşısında sağlam kalmayı içinde barındırır. Konumuz dâhilinde ele aldığımız çok kültürlülük ve küreselleşme bağlamında yaşanılan herhangi bir olay ve olgu neticesinde toplumumuzda seyretmiş herhangidir konuya da milliyet duygusu milli bütünlüğün zarar görmemesi ekseninde bakmıştır.
Büyük sosyal bilimci Sadri Maksudi ARSAL Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları eserinde bu bağlamda şunları söylemiştir:
Son söz niyetine, ‘’ Milli his hayat için mücadelenin, var olmak azim ve iradesinin de bir tezahürüdür.
Fertlerin var olmak azim ve iradesine ‘ kendi kendini koruma’ insiyakı denilir; milletlerin var olmak azim ve iradesi de ‘ Milli şuur’, ‘ Milliyet Duygusu’ veya ‘ Milliyetçilik’ adlarını alır.
Gerek ferdi, gerek içtimai uzviyetler için ise VAR OLMAK iradesi biyolojik kanunlara dayanan sosyolojik bir gerçektir.’’
DİPNOTLAR
1- Mustafa Çalık, Milli Kimlik, Milliyet, Milliyetçilik, Cedit Neşriyat, 2. Basım sy. 10
2- Mustafa Erkal, Sosyoloji, Der Yayınları,İstanbul, 2011 sy.22
3- Sadri Maksudi Arsal, Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, Öteken Yayınevi, 3. Baskı,64
4- Hacer Çelik Çokkültürlülük ve Türkiye’deki Görünümü, U.Ü. FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ, sayı 15, sy. 321
5- Hacer, Çelik, a.g.d, sy. 321-322
6- Mazhar Bağlı, Ertan Özensel, Çokkültürlü Vatandaşlık, Çizgi Kitapevi, 2. Baskı sy. 46
7- Hacer Çelik, a.g.d, sy 322
8- Hacer Çelik, a.g.d, sy 319
9- Fırat Bayar, Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye, Uluslararası Ekonomik Sorunlar Dergisi, Sayı 32 sy. 25-26
10- Fırat bayar, a.g.d, sy. 28
11- Fırat Bayar, a.g.d, sy. 32-33
12- Hacer Çelik, a.g.d, sy. 319
13- Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı Kripto Kitaplar, 51.Basım sf.1
14- Antoine Roger, ( çev: Aziz Ufuk Kılıç ) Milliyetçilik Kuramları, Versus Kitap, 1. Basım 2008 sy.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter