Çağımızın Salgın Hastalığı Uyuşturucu – Bahadır Aslan

Günümüz insanı özellikle son yüzyıldaki birtakım içtimai ve kültürel değişimlerle birlikte birçok sosyal sorunla karşıya karşıya kalmıştır. Ortaya çıkan sorunların boyutları her geçen gün büyümekte, özellikle milli terbiyenin gölgesinde yetişememiş bir çoklarımız geçmiş ile günümüzün giriftliğinde kaybolmaktadır. Günümüzün girift sarmalında kaybolan insan ise stresten kurtulmak, özgürlüğünü gerçekleştirmek, kendini ispatlamak ve saygın olmak adına zararlı alışkanlıklar elde edinmektedir. Bu tür zararlı alışkanlıklardan bir tanesi de insanın zihinsel, fiziksel ve sosyal yaşamını esir alan uyuşturucu madde bağımlılığıdır.

İnsanlar tarafından geçmiş birkaç yüzyılda ortaya çıktığı düşünülen uyuşturucu madde sanıldığının aksine neredeyse insanlık tarihi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Yüzyıllar önce farklı kültürlere ait dinsel törenler ve şölenlerde uyuşturucu ve keyif verici maddeler kullanıldığı bilinmektedir. Hatta Uyuşturucu madde zaman zaman ihtilaflara neden olarak savaşlara dahi gerekçe oluşturmuştur. 1839-1860 yılları arası Asya’da cereyan eden İngiltere ile Çin arasındaki ‘’Afyon Savaşları’’ buna bir örnektir. Bu savaşın izleri ve sonuçları 156 yıl sonra 1 Temmuz 1997’de bitirilebilmiştir.(SEVİL, 1998:25) Tarihte 1054-1124 yılları arasında yaşamış olan Hasan Sabbah ise Kuzey İran’ın yüksek tepelerine kurduğu Alamut Kalesi’nde verdiği uyuşturucularla ile insanların zihinlerini kirleterek, “Haşhaşi’’ adında bir örgüt kurmuş ve Selçuklu devlet adamlarına suikastlar düzenlemiştir.

Özellikle son yıllarda medya iletişim araçları ve ulaşım teknolojisinin gelişmesiyle uyuşturucu denen illet tüm dünyaya yayılmış, tüm dünyanın ortak sorunu haline gelmiştir. Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de uyuşturucu kullanımı artmaktadır. Uyuşturucu bataklığında kaybolan nice hayatların ne sayısı ne hikâyesi bilinirken, yalnızca magazin haberlerinden zaman kaldığında televizyon ekranlarına yansıyan hikâyeler bile durumun vahametini gözler önüne sermektedir. Uyuşturucu kullanımı ülkemizde akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. Duyulan vakalar ise buz dağının yalnızca görünen kısmıdır, görünmeyen kısmı ise hep ihmal edilmekte, sorumlular yalnızca basına yansıyan vakalar ile ilgilenip deyim yerindeyse tribünlere oynamaktadır. Yapılan araştırmalara göre ülkemizde özellikle seksenli yıllar ile plansız bir şekilde sanayi toplumu oluşturma çabaları büyük kentlerimizin çevresinde gecekondu mahalleleri oluşturmuş, çeşitli nedenlerle kırdan kente gelen insanların sosyal bunalım yaşamasına neden olmuştur. Bu bunalım ile birlikte kültürümüzde önemli bir yer tutan aile yapısı bozulmuş ve uyuşturucu kullanımındaki sıçrama bu döneme denk gelmiştir. Uyuşturucu kullanımının 12-13 yaşına indiği göz önüne alındığında gençliğimizin karşıya olduğu tehlikenin boyutları korkunç gözükmektedir. Uyuşturucu kullanımının özellikle genç nüfusumuz arasında yayılması Avrupa’nın en genç nüfusa sahip ülkesi olan ülkemizin geleceğinin tahakküm altına girmesi anlamına gelmektedir.

Türk Gençliğinin zihnini çürüten, kendine ve çevresine yabancı bir nesil haline gelmesine neden olan uyuşturucu maddeye esir olması; önümüzdeki on yıllarda Türk milleti için telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Yalnızca müptelası olduğu maddeyi elde etmek üzerine biçimlendirilmiş bir yaşamın hayvan yaşamından hiçbir farkı yoktur. Yozgat’ın, Trabzon’un hatta Ankara’nın dahi elimizden çıkması istikbalimiz olan Türk gençliğinin hayvanca yaşamından daha az elem verir. Tarihin defalarca gösterdiği gibi silkinerek şanlı bir mücadele ile Yozgat’ı, Trabzon’u, Ankara’yı bir gün geri alabilir, hatta tekrar Viyana kapılarına dayanabiliriz, lakin gençliğimizi kaybedersek zaten önce vatanımızı ardından da ülkülerimiz ile birlikte varlığımızı kaybederiz. Uyuşturucu maddelerin insan bedeni ve zihnine zararlı olduğu kanısı toplumuzda sabit olmakla birlikte zararlarının tam olarak bilinmemesi, zayıf nefsler ve duygusal gelişmemişlik nedeniyle bir kereden bir şey olmaz anlayışıyla her gün onlarca gencimiz uyuşturucu madde kullanmaya başlamaktadır. Ancak ilk kullanımı defalarca bu son düşüncesiyle uyuşturucu madde kullanımları izlemekte ve kullanma süresi arttıkça vücudu tatmin eden dozun miktarı da artmaktadır. İlerleyen süreçte ise bireyin uyuşturucu almayı kesmeyi üzerine yoksunluk sendromu belirtileri ortaya çıkmakta ve uyuşturucu kullanımı bireyin iradesi dışına çıkmaktadır. Yoksunluk sendromunun ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal sorunların önüne geçmek amacıyla birey yeniden uyuşturucu kullanımına yönelmekte ve uyuşturucu madde bağımlılığı ortaya çıkmaktadır.

Türk milletinin teminatı, dinamizm kaynağı ve bereketi olan gençlerimizi aydınlatmak adına uyuşturucu madde bağımlılığının sonuçlarını aşağıda sıralamamızın yerinde olacağını zannediyorum. Uyuşturucu madde: • Her şeyden önce insan fizyolojisini bozarak, vücudun normal işleyişini bozmaktadır. • Merkezi sinir sistemini etkileyerek, sistemli ve istikrarlı düşünmeye engel olmaktadır. • Pahalı olduğundan ötürü, devamlı bir parasal kaynak gerektirmekte ve gereken parasal kaynağın bulunamadığı durumlarda insanın parasal kaynak elde etmek amacıyla yasadışı eylemlerde bulunmasına neden olmaktadır. • Bireyin ve sosyal çevresinin karşılıklı olarak birbirlerinden uzaklaşmasına neden olur. • Bireyin yaşamdaki tek gayesinin yalnızca uyuşturucu madde elde etmek olmasından dolayı ruhsal bunalımlara neden olmaktadır. • Bireyde uyum sağlama yetersizliği oluşmasına neden olarak eğitim ve iş hayatını olumsuz etkilemektedir. • Bir sonraki gün veya ilerleyen günlerde uyuşturucu maddenin elde edilip edilemeyeceği kestirilemediği için sürekli bir endişe ve korku haline neden olmaktadır. • Ayrıca kullanımının Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayılmasından ötürü bağımlı birey hakkında cezai işlem uygulanmasına neden olmaktadır.

Her gün onlarca insanın hayatını karartan uyuşturucu illetine karşı toplumumuz uyanık olmalı, toplumumuzun teminatı olan gençlerimizi bu bataklıktan korumaya özen göstermelidir. Bu noktada Türk toplumunun en önemli birimi olan ailenin yetişkin bireylerine yani ebeveynlere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Anne ve babalar uyuşturucu kullanımının belirtilerini iyi bilmeli, alkol ve sigara kullanımından dahi uzak durarak aile içinde psikoaktif maddelere karşı bir bilinç oluşturmalıdırlar. Yapılan araştırmalar alkol bağımlısı anne ve babaların çocuklarının alkol ve uyuşturucu madde kullanımına diğerlerine göre daha meyilli olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Anne ve babalar uyuşturucu madde kullanımının belirtilerini iyi bilmeli, bu belirtileri saptadıklarında çocuklarını dikkatle izlemeli ve sergilenecek yaklaşımı belirlemek için uzmanlara danışmalıdırlar. Uyuşturucu bağımlısı olduğu saptanan bireylere onu suçlamadan, empati ile kişiliğine ve seçimlerine saygı gösterilerek yaklaşılmalıdır. “Fırtına ve stres dönemi’’ olarak nitelendirilen ergenlik döneminin uyuşturucu madde kullanmaya başlamada en riskli dönem olduğu göz önüne alınarak, bu dönem imtina ile izlenmelidir. Uyuşturucu madde kullanma riski bulunan ergen bireylerin; davranış bozuklukları, aşırı sinirlilik, aşırı para harcama gibi ortak özellikleri olduğu unutulmamalıdır. Ülkemizde uyuşturucu bağımlılığı sorunu kırmızı alarm verirken, Batı dünyasında da durum çok farklı değildir. Uyuşturucu kullanma alışkanlığı hemen hemen bütün batılı ülkelerde artmakta, uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle ölümler yaşanmaktadır. Uyuşturucu maddeler özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gündemi işgal etmeye başlamış, adeta soğuk savaşın başlatıldığı görülmüştür. 1960’lı yıllardan sonra hız kazanmıştır. Bu hareketin temelinde yatan gizli amaç, ülkelerin geleceği olan gençlik kesimini, daha küçük yaşlarda sağlıksız hale getirip, ruhen ve sosyal yönden çökertmek, gençleri üretici olmaktan çıkarıp tüketici hale getirmek ve toplumu huzursuz kılmaktır.(SEVİL, 1998:83)

Küresel bir sorun haline gelen uyuşturucu bağımlılığı ve kaçakçılığı uluslararası kuruluşlar tarafından uluslararası hukuk ile kontrol altına alınılmaya çalışılmıştır. Birleşmiş Milletler tarafından ülkemizin de taraf olduğu 1961 Tek sözleşmesi ve bu sözleşmeyi tadil eden 1972 Protokolü, 1971 Psikotrop Maddeler Sözleşmesi, 1988 BM Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığı ile Mücadele Sözleşmeleri ortaya koyulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti de uyuşturucu bağımlılığı ve kaçakçılığı konusunda sıkı bir mücadeleye girişe rek yaklaşık 58 ülke ile uyuşturucu ile mücadele alanında ortak hükümler içeren sözleşmeler imzalamış ve çeşitli yıllarda uyuşturucu ile eylem planlarını uygulamaya koymuştur. Ancak ne yazık ki eylem planlarının amaçlarına ulaştığını söylemek mümkün değildir. Türkiye coğrafyasının uyuşturucu ticaretinin kavşak noktasında yer almasından ötürü uyuşturucuya karşı verilen uluslararası mücadelede de önemli bir ülke olan Türkiye’nin geçtiğimiz yıllar incelenirse uyuşturucu ile mücadelede sınıfta kaldığı görülecektir. Kolluk kuvvetlerimizin operasyonlarıyla uyuşturucu trafiğine büyük kayıplar verdirilse de hâlâ Avrupa ülkelerine giden uyuşturucu maddelerinin %40’ının Türkiye üzerinden gittiği iddia edilmektedir. Uyuşturucu ile mücadelede başarısız olduğumuz medyada yer alan vaka ve yapılan araştırmalardaki istatistiklerle sabitken, yetkili organlar derhal bir durum tespiti yapıp, gerekli politikayı oluşturarak ulusal ve aynı zamanda evrensel olan görevini yerine getirmelidir Uyuşturucu ile mücadelede sonuç alınabilmesi için temel kaide arz-talep ilişkisini kontrol altında tutmaktır. Uyuşturucunun ülkemize giriş çıkışı engellenip, uyuşturucu ticareti yapma suçunun cezası artırılarak arzın azaltılmasını; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı temelli koruyucu ve önleyici hizmetler ile bireylerin ruhsal sağlığının korunup uyuşturucu madde kullanmaya meyletmesini engelleyerek ve bir dizi eğitim paketleri ile de talebin azaltılmasının sağlanması uyuşturucu ile mücadelede başarılı olmanın temel şartıdır.

Ülkemizin bölge ve Dünya siyasetine yön veren, güçlü, etkin, müreffeh bir ülke olması ülküsüne ulaşılmak isteniyorsa, uyuşturucu ile topyekûn mücadele edilerek Türk gençliğinin kendisine yabancılaştırılıp, etkisizleştirilmesine engel olunmalıdır. Politika yapıcılar derhal doğru politika ve stratejileri belirlemelidirler. Uyuşturucu ile mücadelede etkin bir sonuç alınmak isteniyorsa yürütülen çalışmalar, disiplinlerarası ve kurumlararası anlayış ile farklı disiplinlerin ve devlet kurumlarının ortak çalışması ile yürütülmeli, sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki çalışmaları desteklenmelidir.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter