Bir İman Abidesi Mehmet Akif – Rahman Kaçar

Milli mücadelemizin manevi lideri Mehmet Akif, bilindiği gibi Çanakkale ve İstiklâl Savaşı’nın da gür sesidir. Mükemmel derecedeki imanı, adaleti ve ahlâk anlayışı, onun manevi liderimiz olmasının başlıca nedenlerindendir. Akif, İstiklâl Savaşı boyunca zafere en fazla inanmış ve bu inancı milyonlarca vatandaşı ve dindaşına telkin etmiş biridir.

Akif’in yazmış olduğu eserler milletimize ışık tutmuş, Osmanlının küllerinden doğan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin İstiklâl şairi olmasına vesile olmuştur. İstiklâl Marşımızı yazarak yeni devletin ölümsüz simalarından biri olmayı hak etmiştir. Hak etmiştir diyorum çünkü üstad hiçbir zaman bir menfaat bekleyerek ve statü kazanmak amacıyla iş yapmazdı. Kişiliği buna asla müsaade etmezdi. İstiklâl Marşı’nı yazarken bile ödül olarak konulan 500 lira yüzünden yarışmaya katılmayacağını söylemiştir. Hamdullah Suphi ödül meselesinin kolayca halledilebileceğini söyleyince yarışmaya katılmış ve kazanmıştır.Marş için ordu tarafından konulan ödülü M. Akif kırgınlığa sebep olmamak için almış bu 500 lirayı Darül’mesai isimli derneğe bağışlamıştır.Bu para 500cumhuriyet altını ile ölçülebilir.İstiklal Marşının kabul edildiği gün ise Akif’in cebinde iki lira vardı ve onu da Zonguldak milletvekili Hayri Bey’den borç almıştı. Her adımını her hareketini Allah rızası için yapmaya gayret eden yüksek gönüllü bir aydın olduğu için hayat şartlarının zorlukları onu hiç yıldırmamıştır.Hayatının hiçbir döneminde ikbal peşinde koşmamış, ayağına kadar getirilen, tepsi içinde sunulan imkânları reddetmiştir.O İstiklâl Marşı için verilen 500 lirayı da milletine iade etmiş,kendi halinde bir insan, mütevazı bir münevver olarak hayatını noktalamıştır.İki gazeteci, Hakkı Tarık Us’la, Ruşen Eşref Ünaydın, ölümünden birkaç gün önce M. Akif’i ziyarete gitmişler. Sohbet İstiklal Marşı’na gelmiş ve üstada değiştirilip değiştirilmeyeceğini sormuşlar. M. Akif hasta yatağından doğrularak ” Bu istiklal marşını kimse yazamaz, ben dahi yazamam” diyerek yatağına yerleşmiş ve şu niyazda bulunmuştur:”Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmayı nasip etmesin.”Üstad içerisinde menfaat ve özellikle de para olan şeylerden kaçınmıştır. O her şeyi milleti ve devleti adına menfaat beklemeksizin yapmış bir ilim ve devlet adamıdır. Mithat Cemal Kuntay para mevzuunda Mehmet Akif için şöyle diyor:“Mehmet Akif parayı bilmiyordu. Bu mefhumu, sade, umumi harpte biraz heceledi; fakat sökemedi. İnsanların, ekseriya çirkin oldukları para meselelerinde Akif çok güzeldi.”Üstad Necip Fazıl, Mehmet Akif’i tanımlarken bakın ne diyor:”Akif’in harp arabasını iki at çeker: Biri iman ve İslâm savaşçısı öbürü şair… DavaAkif’i anma vesilesiyle, yarın arkasından muhteşem bir tulû, birdenbire bir tepecik üzerinde peydahlanacak şanlı süvari gibi o büyük adamı ve ardındaki ovalar dolusu yeni gençliği gözlemekten ibarettir. Ne zaman? Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın…”Mithat Cemal Kuntay Akif’inmüslümanlığı için de şöyle diyor:”Müslümanlığı Akif, güzel diye değil, doğru diye sevdi. Bu dini bir sanatkâr gibi değil, bir mütefekkir gibi sevmekti. Onun içindir ki secde, leylâ, gece, hicran gibi ihtiyarlığında yazdığı tasavvufi şiirlerinde bile his mistisizmi değil fikir mistisizmi var. Akif tekke müslümanı değil, camii müslümanıdır. Onda cezbeden ziyade secde var. O Allah’a Abdülhak Hâmid gibi “tuttum seni üstüme yıkıldın” demez. İnkâra bürünen bu karanlık iman Akif’te yoktur.

Bu özelliklerinin yanı sıra Mehmet Akif’i daha iyi tanımak açısından şahsiyetinden birkaç örnek vermekte fayda görüyorum.
Akif’in mazi ile ünsiyeti: Mazide oturur, mazide kalkar, bir kelimeyle ve kendi tabiri ile mazide yaşar: ”Ben zaten mazide yaşar bir adam olduğum için eski aşinaları anmağa vesile ihtiyacından varesteyim.Gençken mazimiz yoktur. Fakat yaşlandıkça arkamızda bir mazi birikir ve bunu severiz.”Akif, yaşı arttıkça bu şahsi maziyi cemiyetin mazisiyle karıştırarak sevdi.

Akif’in düşmanlığı: Evvelâ insanlara, sonra ahlâklarına düşman olmuyordu; insanların evvelâ ahlâklarını sevmiyordu, sonra kendilerini.
Akif ve benzemek: Kendi olmayanlara kızardı. “Benzemek” sinirlendiği şeydi; hayatının bir kısmı da bu öfkeden ibarettir.
Akif ve ikiyüzlüler: İkiyüzlülere garazdı. Fakat yaşı ilerledikçe: “İkiyüzlüleri artık sever oldum; çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım” diyordu.
Akif ve gençlik:Akif, devrinden şikâyetçiydi. Fakat söyledikleri sadece kendi devrinin olayları ve gerçekleri değildi. Bütün devirler için olan şeylerdi.
Akif ve İslâm:Akif başta İslâm, iman der. Bunun arkasından insanlık der, ilim der. İlimle sadece İslâmi ilimleri kastetmez. Avrupa’nın ilmini, fennini, tekniğini almamızı ister. Ama alırken kendi mahiyetimizi, ruhumuzu, dinimizi, örfümüzü, âdetlerimizi terk etmememizi kaydeder.
Akif ve İstiklâl Marşı:İstiklâl Marşıümit ve cesaret şiiridir desek yanlış olmaz. İlk mısrada başlayan bu özellik, şiirin sonuna kadar dozu artarak devam eder. Ve nihayet Türk milletini kayıtsız şartsız zafere ulaştırır. Kıt’alar arasındaki duygusal bağlantısı çok kuvvetli ve istikrarlıdır. Cephede verilen savaşın stratejisi adeta şiirde de uygulanır. Cephedeki askerin zaferden emin psikolojisi marşın duygu yönünü meydana getirir.
Akif ve dört çamur:Akif için dört şey çamur kadar pisti. Bunlar: cimrilik, ikbal şımarıklığı, kibir, bir de maddi pislik.
Akif ve şehir: Caddelerden, nutuklardan, düğünlerden, bir kelime ile şehirden kaçan biriydi. Ona göre sokak hilekârdı, izdiham yalancıydı, şehir münafıktı. Onun arzu ettiği kadar temiz şehir ancak çöl olabilirdi. Sokakta bedbahttı, her insanda şahsından bir parçasını bırakacakmış gibi evine kaçışı vardı.
Akif ve Asım: Mehmet Akif’in özlediği insan tipidir Asım. Fikret’in Halûk’u, Fikret’in ideal insan tipi; Kızılelma’daki Ay Hanım Ziya Gökalp’in özlediği hanım tipi… Akif geleceği düşünür. Yeni bir nesil yetiştirmek lâzımdır. Asım’a bu kurtuluşu temin edecek neslin sembolü olarak bakar. Fiziki ve fikri yapısıyla Asım “marifet ve faziletle” donatılmış olarak Türkiye’nin geleceğini kurtaracaktır.
Akif ve sükût: Altı, yedi türlü sükûtu vardır Akif’in. Bitmeyen sükût(kendisine takdim edilen adamdan haz etmemişse), hakaret olan sükût(inandığı şeylere uymayan bir sözün karşısında), sevimli sükût(bir eserinizi okuduğunuz zaman), ibadetli sükût(bir musiki parçasını dinlerken), zeki sükût(bir şey anlattığınız vakit), istiskal eden sükût(birini çekiştiriyorsanız), utanan sükût(bilen bir tavırla bilmediğimiz şeyleri anlatıyorsak).
Son olarak Prof. Dr. Erol Güngör hocamızın Akif hakkında söylediği bir sözü söylemek istiyorum. Prof.Dr.Erol Güngör: “Türk milliyetçileri bir yanda kendi kültür ve medeniyetlerinin şuuruna daha çok vardıkça, bir yandan İslâm dünyasının sorunlarını geniş çapta kavradıkça Akif’e kendi aralarında daha büyük bir yer vereceklerdir”demiştir.

Başta bütün şehitlerimiz olmak üzere, milli mücadelemizin manevi lideri, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı’nın gür sesi üstad Mehmet Akif Ersoy’u minnet ve rahmetle anıyorum.

*Türk Edebiyatı Dergisi Mart 1983 Kaynağından yararlanılmıştır.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter