Bayraklaşan Türkçe – Emre Uğur

Bireyin ve toplumun ortak ögeler ile evreni ifade ettiği canlı varlığa dil denir. Atiden istikbale bir milletin temel yapı taşları dil aracılığıyla nesilden nesile aktarılmaktadır.Ziya Gökalp, Milletin ancak bir dil ile vücut bulduğunu “Millet kelimesinin bir lisanla tekellüm eden fertlerin mecmuuna ıstılah olarak istimal edilmesi lazımdır.” diyerek işaret etmiştir.

Düşünce, duygu ve isteklerin ses ve anlam yönünden ortak öğe ve kurallarla aktarılmasını sağlayan dil Türk milletinin de geçmişini ve geleceğini yansıtan bir kültür dizgesidir. Tarih sahnesine çıkışından bu güne birçok coğrafya ve din değiştiren Türkler, öz dilini koruyarak Türk kültürünü yozlaşmaktan kurtarmıştır.Bu uzun tarih serüveni boyunca,

Kaşgarlı Mahmut, Edip Ahmet Yükneki, Hoca Ahmet Yesevi gibi isimlerin emekleriyle yoğurulan Türkçe, Farabi gibi düşünürler, Yunus Emre ve Ali Şir Nevai gibi halk ozanlarıyla zengin literatürünü dünyaya sunmuştur. Karacaoğlan ile halk dilinin dokusuna ince ince nakşeden Türkçe, Dede Korkut’un hikayelerinde Türklük ve İslamiyet senteziyle, “Bugünden sonra divanda, dergahta,mecliste,meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır.” Diyen Karamanoğlu Mehmet Beyin kudretli nidasıyla, milletin dudaklarından semaisiyle,koşmasıyla,varsağısıyla kundaktaki Türk çocuğuna ninniler fısıldayan Türkçe, “Milletim,dilin Türkçe’dir” diye haykıran Mustafa Kemal’in bağımsızlık mücadelesinde ve dökülen her damla kanda, çekilen her çilede Türk Milliyetçiliğine rehber olmuştur.

Ağzında anasının ak sütü gördüğü dilini Yahya Kemal “bugünkü Türkçe” isimli yazısının bir bölümünde şöyle ifade eder: “Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan ve birbirimize bağlayan Türkçedir. Bu bağ öyle metin bir bağdır ki, vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar. Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır. Ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçe’dir.”

Millet dili ile var olur. Milletin varlığı dilin daimiliğine bağlıdır.Farklı coğrafyalarda Avrupa Ortalarından Büyük Okyanusa, Çin’den Adriyatik’e  dek kalpleri kalplere bağlayan,dalgalanan ses bayrağımızdır. Dalgalanmayan sesin bayrağı da dalgalanmaz

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın mısralarında ifade ettiği gibi: “Al bayrağımız dalgalanmasa bile ak Türkçemizin yankı bulduğu her yer vatandır.” Türk’ü izi, Türkçe’nin bitmek tükenmek bilmeyecek sesi vardır ve son bulmadan zenginleşerek var olmaya devam edecektir.

Türk milliyetçileri, 1944’ten bu yana ki mazlum mücadelesinde dil hususunda da fert fert Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’in şu sözünü iyice özümsemeli, iyice içselleştirmelidir:

“Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti’nin büyüklüğü böyle yükselecektir.”

Başbuğumuzun işaret ettiği millete hizmet yolunda Türk milliyetçileri işte ve fikirde birlik için Türkçe’yi ay yıldızlı bayrak gibi dalgalandırma çabasında olmalıdır.

Türkçe’yi katledenlere inat, asırlar öncesinden gelen Türkçe’nin ayak sesleri şiddetlenerek duyulmaya devam edecektir. Türk milliyetçileri dilini karanlığa terk etmeyerek yaktıkları mumlarla ufku aydınlatacaktır.

Bin yıldır elle olduğu kadar dil ile de işlenen Anadolu toprağında Türkçe vatanın ve milletin varlığı adına güzel yarınlara taşınacaktır. Türk milliyetçileri millet ile dil arasındaki reddedilemez bağın koruyucusu ve Türk milletinin ancak Türk dili ile var olacağının teyididir.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter