|
OZAN SÖZÜ
1976 yılı Haziran'ın
ilk haftasıydı. Üniversite imtihanları dolayısıyla Ankara'da imtihana
girecek olan öğrenciler için Kapalı Spor Salonu'nda bir "Gençlik
Şöleni"yapılacaktı.Şölen saat 14 sıralarında başlayacaktı,ancak
daha erken saatlerde salonun tamamı genelde taşradan gelen öğrenci
arkadaşlarımız tarafından doldurulmuştu.Başbuğ'umuz büyük tezahürat
altında ve sloganlar eşliğinde salona girmişti.Benim için ilk'lerle
dolu bir an idi.Çünkü ilk defa Başbuğ'umuzun huzurunda sahne alacaktım
ve ilk defa ülkücü camia içerisinde çıkarılmış bulunan ilk kaseti
hediye etme isteğindeydim.Nitekim Başbuğ'umuzun elini öperek kaseti
hediye ettim ve programımı bitirerek sahneyi diğer sanatçı arkadaşlarımıza
bıraktım.Bu heyecanı,bu gururun tadını ancak 1 gün yaşayabildim.
Ertesi gün Site Yurdunda görevli bir arkadaşımız yanıma gelerek
Başbuğ'umuzun bir talimatının olduğunu ve beni Genel Merkez'e çağırdığını
ifade etti. Başbuğ'umuzdan zaten 1 gün önce teşekkür dileklerini
almıştım. Onun için Genel Merkez'e çağrılmış bulunmam pek hayra
alamet değil diye düşündüm. Çünkü hediye ettiğim kasetin içinde
o günlerde slogan olarak ifade edilen ancak resmi bir kabulü olmayan
"Komünistler Moskova'ya" adlı bir bestem vardı.Genel Merkez'de
önce Gençlik Kollar Genel Başkanı Türkmen ONUR ağabey'den nasibimizi
aldık!. Ardından Başbuğ'umuzun huzuruna çıktık.
-Evladım...Kasetin için teşekkür ederim...Ama bizim komünistleri
Moskova'ya sürme gibi bir arzumuz yok.Aksine bunları memleketin
kandırılmış gençleri olarak görüyoruz. "Bu insanları fikir
bazında bu girdaptan nasıl çıkarabiliriz ve memlekete hayırlı bir
gençlik olarak nasıl ikna edebiliriz"in yollarını bulmaya çalışıyoruz...şeklinde
söze başladı.Her cümlenin altında sitemden ziyade tavsiye edici,yönlendirici
ifadeler vardı.Sonunda söz konusu olan eserin kasetten çıkarılması
kaydıyla izin verebileceğini söyledi...
Bütün bu konuşma sırasında sadece mimiklerle kendimi ifade ediyordum,
çünkü bu tavsiye ve nasihatın karşısında kurabilecek bir cümle bulamıyordum.
Genel Merkez'den ayrılır ayrılmaz hemen gereken değişikliği yaptım
ama o dönemlerde bizim dışımızda korsan olarak çoğaltılan kasetler
için önlem alma imkanımız yoktu...
Başbuğ'umuz sanatı seven,sanatçıyı koruyan bir liderdi.Ancak bu
sevgisini hiçbir zaman gösteri ve reklam anlamında kullanmadı.Ülkü
Ocakları'nı kurarken Ocağ'a kısmen bağlı ama teknik anlamda tamamen
serbeste dayanan Sosyal Faaliyetler Merkezi ve TÖMFED gibi sanat-kültür
organizasyonları yapabilecek kuruluşların oluşturulması talimatını
vermşti..Bu kuruluşlarda dönemin ünlü sanatçıları TRT'nin sayılı
ses-saz sanatçıları yer almaktaydı.Bununla beraber folklor ekipleri,saz-ses
kurs eğitimleri,fotoğraf ve resim sanatı ile bir sinema filmi üretebilecek
teknik kapasiteye dahi ulaşılmıştı.Ancak 1980 sonra bu çalışmalar
büyük bir sekteye uğradı...
Başbuğ'umuz genellikle büyük çapta yapılan konser organizelerine
katılıyordu.Her konserde mutlaka Ozan,Türk Halk ve Türk Sanat Müziği
sanatçısı ve folklor ekiplerinin gösteri yapması gerekliliğini istiyordu.Katıldığı
tüm konserlerde sanatçılar tarafından okunan bütün marş'lara ve
segah makamındaki "Çırpınırdın Karadeniz" şarkısına tamamen
eşlik ederdi...Bunun dışında 1980 öncesinde gecelerimizin muhterem
bir sanatçısı olan Necdet TOKATLIOĞLU'na ait bulunan "Dua"
adlı zamanın popüler rast şarkısı aslında Başbuğ'umuza yazılmış
bir eserdi...O dönemin bazı karikatüristleri de "Bu Kadar Yürekten
Çağırma Beni,Bir Gece Ansızın Gelebilirim" adlı rast şarkı
ile Başbuğ'umuz hakkında ima edici eserler de üretmişti..
GARİP OZAN
Adı: Arslan
1917 yılı dünyada büyük
bir karmaşalık olup gitmekte ,bir yanda Rus devrimi öbür yanda hala
sürmekte olan savaşın bıraktığı acılar mutsuzluklar vardı. Dünyada
bunlar olup bitmekteyken 25 kasım 1917 yılında Kıbrıs'ın başkenti
Lefkoşe'de Koyunoğlu ailesinde bir fert dünyaya gelir.
Arslan ile anavatan 1933 yılında tanışaçak ve ona Alparslan diyecektir.
Türk milleti bu ismi unutmayacak onu sonsuza dek Başbuğ diye anacaktır.
1933 yılında Türkiye'ye göç eden Alparslan Kuleli Askeri Lisesine
kayıtyaptırır.1936 yılında askeri liseyi başarıyla bitirerek 1938
yılında harp okulundan Teğmen rütbesiyle mezun olur..
Üsteğmenlik ve '' Eyvah! Bakalım bu bize kadar uzanacakmı ?'' diye
kendini sorguladığı 19 mayıs 1944 günü. Milli Şef İsmet İnönü'nün
radyo konuşması! .Ankarayı, beyinleri, karıştırıyor. Tutuklamalar
, aranmalar ,kaçışmalar; Nedeniyse Başbakan Şükrü Saraçoğlunun mecliste
'' Ben Türkçü bir başbakanım Türkçülük bizim için bir kültür meselesi
olduğu kadar bir kan meselesidir.'' Açıklamalarıydı.Bugünlerde devlet
kurumlarında marksizm propagandaları yapılmaktaydı..Bu duruma kayıtsız
kalamayan Nihal Atsız Orkun Dergisinde Başbakana uyarı mekktupları
yayımladı. Bu yayımlar etkisini göstererek muhataplarını buldu.
Artık Nihal Atsız mahkeme koridorlarındaydı. 3 mayıs günü Nihal
atsızın tutuklanmasıyla Milliyetçi, Türkçü gençler sindirilmeye
başlanmıştı.
Milli Şefin radyo konuşmasından sonra diğer Türkçülerde tutuklanmaya
başlandı.Piyade üsteğmen Alparslan Türkeş, Fethi Tevetoğlu,Necdet
Sancar ,Hüseyin Namık Orkun,İsmet Tümtürk,Reha Oğuz Türkkan....
4 Eylül günü tarihe Turancılık davası olarak geçen mahkemeler başladı.1
yılın sonunda Alparslan Türkeş cezasını fazlasıyla çekerek tahliye
olmuştur. 2 yıl Amerika'da Askeri eğitim alan Türkeş Nato'nun kurulmasıyla
Türk temsil heyetine atanmıştır.
Silahlı kuvvetler içinde hükümeti devirmek için kurulmuş olan gizli
örgüte Talat Aydemir , görev alması için Türkeş'i de davet eder.
Türkeş bu daveti kabul etmeyerek teklifi geri çevirir .Akabinde
Kurmay albay Faruk Ateşdağlının isteğiyle gizli örgüte girer. Vakit
azalırken Cemal Gürsel örgütten ayrılır .Gürselin yerine birkaç
general getirilmişti, ancak lider kimdi? 26-27 mayıs gecesi radyodan
''Dikkat Dikkat muhterem vatandaşlar....'' diye başlayan konuşmasıyla
darbe gerçekleşti ve lider bulumuştu.27 mayıs günü öğleden sonra
Albay radyodan tekrar konuşmaya başladı ve Milli Birlik Komitesinin
Başına Cemal Gürselin getirildiğini halka ilan etti.Görev dağılımı
yapılıp Türkeş başbakanlık müşavirliğine diğer bir ifadeyle fiili
başbakan olmuştu ..DP yöneticilerinin durumu ise meçhul bir hal
almıştı.Türkeş ise DP yöeneticilerinin İsviçre'ye gönderilmelerini
istiyordu.
Ankara'da bu süreç devam ederken ihanet çarkları tüm hızıyla dönüyor,.Milli
Birlik Komitesi bölünmeye başlamış Türkeş ve arkadaşlarının tasfiyesi
için çeşitli gerekçeler bulunmuştu.Başbakanlık müşavirliği görevinden
alınarak Hindistan'ın Başkenti Yeni Delhi'ye Hükümet Müşaviri olarak
atandı. Diğer arkadaşlarıda farklı ülkelere gönderildiler.Artık
daha fazla çalışmak ve zamanı tekrar kazanmak lazımdı.Tarihte 14'ler
olarak adlandıralan arkdaşlarıyla görüşmelerini gizlice sürdürdü.
Türkiye'de ise idamlardan bahis olunmaktaydı.Türkeş idam konusunda
Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e DP yöneticilerinin İsviçre'ye gönderilmeleri
tavsiyesinde bulunmuştu.Ne yazık ki tarihe bir kara leke olarak
geçen 16 -17 eylül geceleri Menderes ve arkadaşları idam edildi.
23 şubat 1963 sürgünden yurda dönüş...
Talat Aydemir Türkeş'e tekrar bir darbe girişiminde bulunmaktan
bahseder Türkeş ise''Artık hergün memlekette ihtilalcilik oynanmaz.
Türkiye, Suriye gibi her erken kalkanın darbe yapacağı bir ülke
olamaz. Seçim yapılmıştır,particilik faaliyettedir.meclis çalışmaktadır.Bu
durum da demokratik düzen içinde meşru siyasi faaliyetle hizmet
çaresine bakmalıyız.''der ve bahsi kapatır. Başarısız bir darbe
girişiminde bulunan Aydemir ve arkadaşlarının sonu hüsran olur.
CKMP Osman Bölükbaşı partiden ayrılmasıyla başsız kalıyor .Türkeşin
katılımyla 14'lerden 9 kişide CMKP katılılır.1965 Seçimlerinde Milletvekili
seçilerek ve ilk kongrede partiye genel başkan olup demokrasi yolunda
ilerlemeye başlar. 1969 yılında Adana'da büyük kurultay toplantısı
yapılarak partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirildi
Ülkücü gençler teşkilatlandırılıp Ülkü ocakları ve diğer Ülkücü
dernekler kurulmaya başlandı.Hareket büyümeli herkese ulaşmalı ve
mutlaka iktidar olup demokrasi ,adalet, huzur dağıtmalıydı.
1973 seçimleri sonrasında Türkeş Adana dan parlemento'ya girdi.
20 Temmuz 1974 tarihinde silahlı kuvvetler Kıbrıs'a müdahale bulunur.
CHP-MSP hükümeti işi götüremeyerek istifa ederler,Cumhurbaşkanı
yeni hükümeti kurmak için Sadi Irmak'a görev verir fakat meclisten
yeterli oyu alamaz.Cumhurbaşkanı Ülkenin hükümetsiz kalmaması için
Sadi Irmak'ı başta tutarak , diğer partilere kendi aralarında anlaşmalarını
tavsiye eder.
Yıllarca Siyasetin içinde bulunan ve bu ülkenin tarihine damgasını
vuran bilge lider boş durmayarak Türkün üstün vasfı teşkilatcıulığını
göstererek AP,MSP,CGP,DP liderleriyle görüşmelerde bulunur.Sadece
DP yönetiminden hükümet kumak için anlaşamaz.
Artık fikride kendiside iktidardaydı.Yıllar sonra tekrar başbakanlıkta
başbakan yardımcılığı görevinde hizmet için vardı.Ülkede en önemli
sorunların başında ola kaçakçılık ortadoğu ülkelerinin de meselesiydi.
Kaçakçılık ve yolsuzlukla mücadele için Türk örf ve adetleriyle
yetiştirilmiş bir genç kuşağı gümrüklerde görevlendirmeye başlandı.Gümrükler
kontrol altına alınmıştı.
Türkiye'de yeni bir Pazar kuruluyordu, otellerde milletvekili transferleri
yapılıyor sözde demokrasi adına.
Tarih yaprakları 11 eylül 1980 'i gösterdiğinde, ülke karışık, karabulutlar
Ankara semalarında, Demirel veda konuşmasında....
Gece yarısı Silahlı kuvvetler yönetime el koyuyor , hemen koalisyon
liderlerinin tutuklanması emrediliyor. Demirel ve Erbakan tutuklanıyor
ama Türkeş bulunamıyor ta ki 3 gün sonra tekrar evine dönen Türkeş
sıkı yönetim komutanlığını arıyarak evinden alınmasını isteyene
kadar. Böylece darbe başarıya ulaşıyordu(!).tarihte doğumundan önce
işlemiş olduğu suçlarla yargılanan belkide tek insan olacaktı.800
kişi Ülkücü kuruluşlar davasıyla 219'u ise idam itemiyle yargılanıyor.
4,5 yıl hapis ,1985 te tahliye ediliyor.Siyasi yasakların kalkmasıyla
Albay tekrar kadrosunun başında yarınlara bakıyor ve diyorki;''
Emanet olan davayı kucakladım.Hiç arkaya bakmadan tereddütsüz,hiçbir
şeye aldırmadan yürüyorum.İleriye doğru yürüyorum.hızlanıp koşmak
gayreti içindeyiz.koşacağız.. ileriye gittilçe geride kalmayıp beni
takip edin ...Bu mücadelede herhangi bir sebeple ben düşersem bayrağı
kapın daha ileriye gidin.'
4 Nisan 1997......
İşte o insan ki hayatını vatanına,milletine, davasına bahşetmiş
bir savaşçı.Bu yolda her türlü çileye,zorluğa,engele rağmen bıkmadan,usanmadan
yorulmadan mücadelesine devam etmiş.O'nun yaktığı bu meşale ile
bizler nice karanlıkları aydınlığa dönüştüreceğiz.Başbuğum sancağı
bize teslim ederek uçmağa vardı. Bizler kutlu sancağı yere düşürmeden,kirletmeden
nefesimizin yettiğince ileriye taşıyaçağız.
Rahat uyu Türk'ün Hakan'ı Ruhun şad olsun.
ATİLLA YILMAZ
EMREDİN BAŞBUĞUM
Yıl 1978. Mermi sesleri , boykotlar , işgaller , kurtarılmış bölgeler
cenneti haline getirilmiş bir ülkede
olup biteni anlamaya , okumaya calışan onbir , oniki yaşlarında
ortaokul
öğrencisi bir küçük yürektim.
Saçı sakalı birbirine karışmış , ne söylediklerini bir türlü anlayamadığım
sinsi tiplerle , bıyıkları yerçekimine uygun aşağı doğru sarkık,
dimdik
yürüyen gözleri çakmak çakmak , nur yüzlü tipler arasında
tercih yapmak zorunda kaldığımı hissedince ; hilâl bıyıklı tarafa
aktı gitti
yüreğim...
Sokaktan geçen üç hilâl bayraklı arabalara el sallarken buldum kendimi
,
arabalardan yükselen ses
dalga dalga ruhuma yayıldı gitti : Başbuğ Türkeş , Başbuğ Türkeş
, Başbuğ
Türkeş... Farkında bile olmadan yürüyüşüm , bakışlarım değişmişti.
Yeni
öğrendiğim mısraları mırıldanarak ,
dimdik yürüyordum artık : Çırpınırdı Karadeniz , bakıp Türkün Bayrağına...
O günlerin tozu dumanı arasında ülkücülük ne , komünistlik ne bilen
kim ,
sorgulayan kim ? Aklıselim yitirilmiş ,her köşebaşı kan ve karşıma
dikilen
yegâne soru : Ecevitçimisin , Türkeşçimisin ? Birbuçuk yıla yakın
bir süre
hemen hemen hergün okulda dayak yememe sebep olsa da kararımı vermiştim
.
Türkeşçiyim...
Hemen sonraki yıllar. Lise yıllarım ve her nasıl oluyorsa bir gecede
bir
düdük sesiyle bitiveren terör.
Yeni bir dönemin başlangıcında dipçik zoruyla kurulan sehpalardan
yükselen
tekbir sesleriyle titredi , sarsıldı yüreğim : Allahuekber , Allahuekber
,
Allahuekber.........
Sinir bozucu bir sessizliğin hüküm sürdüğü dönemde başlayan üniversite
hayatım ve kimsesizliğimizin acısını şiirlerle , bağlamamla paylaştığım
ilk
günler...
Muhafazakar Parti kurulmuş , İsmail Hakkı Yılanlıoğlu Genel Başkan
, Başbuğ
Mamak'ta...Parti seçime giremediği için bağımsız adaylarla verilen
mücadelede sokak sokak el ilanı dağıtan , afişe çıkan bir delikanlı
olmuştum
, bıyıklarım yeni çıkıyordu. Sabırsızlanıyordum az daha uzasa uçlarını
sarkıtacaktım...
1985 yılı. Mamak çıkışında Başbuğumun evinde gerçekleşen fiziki
ilk
karşılaşmamız. Bende korkunç bir duygu fırtınası . İlk elini öpüşüm
ve daha
sonra binlerce kez tekrarlayacağımı , hayatıma damgasını vuracağını
hiç
düşünmeden ağzımdan dökülüveren iki kelime : Emredin Başbuğum
1987 yılında yapılan referandum çalışmaları , siyasi yasakların
kalkması ,
Milliyetçi Çalışma Partisinin kurulması , Bizim Ocak (Ülkü Ocakları)
dergisi temsilciliklerinin teşkilatlanması derken , teşkilat hiyerarşisi
içinde ilk görev almam ve Afyon ilini ziyaretlerinde iki kişiyi
(Başbuğum ve
şimdiki MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli) evsahibi sıfatıyla
teşkilatımızın kapısında tamı tamına 11 (onbir) ülküdaşımla
karşılarken sesim daha bir inançlı , daha bir netti : Evinize hoşgeldiniz
,
Emredin Başbuğum.
1991 yılında meclise 19 milletvekili ile giren MÇP Genel Başkanı
Başbuğ
Türkeş'e G.K.S.O.D. (Gençlik kültür ve sanat ocakları) Ocak genel
başakan
yardımcısı olarak , teşkilat şölenlerimizde halk ozanı olarak ,
1993
Söğütözü kongresi çıkışında yeniden MHP Genel Başkanı olan Başbuğuma
sunucu
ve koruma olarak , 1997 de son yolculuğunda emek verdiği milyonlarca
ülkücüden biri olarak aynı ses aynı sözü binlerce kez , bıkmadan
usanmadan
inançla tekrarladı durdu : Emredin Başbuğum...
1985 yılından 1997 yılına kadar O'nunla geçen dolu dolu 13 yıl...
1992 yılında ülkücü ozanların çoğu gibi bende siyasi rakiplerimizi
eleştiren , hicveden türküler söylüyor , destanlar okuyorum. Aynı
günlerde
partimiz MÇP 19 milletvekilimizle Demirel-İnönü koalisyon
hükümetine dışarıdan destek veriyor. Bir ilimizde Başbuğumun da
katılacağı
bir şölene gitmiştim. Akşam nasıl bir proğram yapacağım konusunda
tereddüte
girdim. Proğram öncesi kaldığı otele gidip kendisine
durumu arzettim : Efendim , ben proğramlarımda sizin ve partimizin
dışarıdan
destek olduğu liderleri ve politikalarını eleştiriyorum. Sizinde
bulunduğunuz bir yerde tavrımın yanlış anlaşılmasından endişe ediyorum.
Bu durumda ne yapmam gerektiğine karar veremediğim için sizi rahatsız
ettim.
Siz nasıl emrederseniz öyle yapacağım dedim. Gülümseyen bir yüz
ifadesiyle
söyledikleri bana hayat dersiydi. ''Evlâdım , bugüne kadar ne yapmışsan
onu
yap. Neyin doğru olduğuna inanıyorsan yine onu söyle . Ben yıllardır
yaptığınız çalışmalardan dolayı şahsınızdan ve samimiyetinizden
eminim.
Hükümetle ilgili politikalar ve tavrımız itibarıyla sizde partimizden
ve
benden emin olunuz , bu günler geçecektir. Cenabı Hakk hepimizin
yardımcısı
olsun.''
Rahatlamıştım , içimden derin bir oh çekip çıkmak için izin istedim.
Odanın
kapısına yürüdüm tam çıkmak üzere iken ilk kez ismimle hitap ederek
, ''
Ahmet Evlâdım '' diye seslendi. Hemen döndüm , ''Emredin Başbuğum''
Ve...
''Milletimize söyleyeceğin sözler için gerekçesi ne olur ise olsun
sakın ola
kimseden izin isteme. Ülkücü bir ozana yakışmaz.''
Uçarcasına koştum sanki , iki adımda yanındaydım. Ellerine kapandım
,
ağlıyordum. Elini öpmeme izin vermedi. Sağ eli benim ellerimde ,
sol eliyle
önce gözümdeki yaşları sildi sonra gülümseyerek hafifçe saçlarımı
okşadı.
Sözleri hala kulağımda : ''Eğilme'' dedi. ''Görevini yap''
Halk Ozanı
Ahmet YILMAZ
Aşk'a Dair...
"Bütün medeniyetler aşka dayanır"
Bu cümle sahibinin dünyaya bakışındaki kaliteyi sergilemesi ulaşabileceği,
bir arada yaşama noktasındaki en olgun aşamayı aşka dayandıran bir
şahsiyet herhalde ölümsüzlük şerbeti ile tanışmış demektir.
Çekilen onca sıkıntıya onca işkence faslındaki hayata ve zorlu hallere
rağmen aşkı ulvileştirmiş aşkla tarif etmiştir tefekkre dayalı varlığını...
Sert, özü demir kertiği bir kişilik ve aşk Alpalan Türkeş'in pek
tanınmayan, tanıtılması engellenen yönüdür sanat ve bütünüyle aşk...
O'nun sanata ve edebiyata olanilgisi de pek bilinmez. Aşk'ı tarif
etmedeki ustalığı böylesine gözardı edilen bir insanın ulaştığı
sevgi toplama ve milyonlara varan bir insan varlığı üzerinde sevgi
insiyatifi oluşturma başarısını neye bağlayabiliriz ki...
Bizzat tanığı olduğum bir mecliste, okuduğu şiirlerin ve zor divan
edebiyatı tekniği ile anlattığı manzum eserlerin magazinel değeri
olmayacaktır elbette. Çünkü o hayatının hiçbir döneminde tükenilesi
işler yapmadı. Attığı her adım aldığı her nefeste yeni bir adım
ve yeni bir nefes üretti. Adımlar adımlara, nefesler nefeslere karıştı.
Sadece asker kişiliği ile öne çıkarılan ve halkın ilgi ve sevgisini
otorite ambalajı ile bloke eden zihniyet onun sanata ve sanatçılara
olan ilgisini alakanında ötesine taşıyarak kurumlaştırdığını biliyorlar
elbette.
Türkiuye'de sinema emekçileri ilk kez onun döneminde ve kendisinin
bizzat hazırlatıp meclise verdiği bir teklifle sosyal haklara kavuşturulmuştur.
Sinemanın propagandif açıdan ekmeğini yiyenler zor şartlarda yoksul
imkanlaral yeşilçama hayat verenleri yurttaşlık haklarından mahrum
bırakırken, faşist diye ünlemeye çalıştıkları bir liderin ellerine
terketmişlerdi sinemanın istikbalini...
O'nun sanat açısından açtığı yolda bugün ilerleyen ve Türkeş geleneğini
her alanda yaşatmaya çalışan MHP grubu, yine bir ilke imza atıp
"Telif Yasasını" oluşturmuştur.
Milliyetçilik ve sanat ayrılmaz ikilidir. Sanat milletin gelişimini,
değerlerini yaşatma ve kuşaklara aktarma noktasınmda bir işlev üstlenerek
sürdürür. Milliyetçilik için sanat olmazsa olmaz ölçüsündedir. Alparslan
TÜRKEŞ bu gerçeğin şuurunda bir lider olarak hatırası ilkeleri,
ülküsü ve geleneği ile ölümsüz bir liderdir.
Ne mutlu O'nun geleneğini yaşatanlara...
Sanatta da...
Ahmet ŞAFAK
TÜRKEŞ SAYESİNDE...
Bu yazıyı yazabilmek için,çokça "Türkeş Sayesinde" ifadesini
kullanmam gerekiyordu.Türkeş,bir neslin,bir milletin mimarı oldu
hiç şüphesiz.Ancak
ben,sadece şöyle bir kendime dönüp
bakmayı düşündüm ve hayatımda "Türkeş Sayesinde" diyebileceğim
o kadar çok
şey buldum ki...
Ben,Türkeş sayesinde imanlı bir genç olmaya çalıştım.
Türkeş sayesinde cesur,asil,yiğit bir Türk olmanın önemini anladım.
Ben,milletime yapılan zulme ve haksızlığa başkaldırıyı Türkeşten
öğrendim.
Mıymıntı bir şair olmaktansa,asi bir şair olmanın asaletini Türkeş
sayesinde farkettim.
Ben,mazluma merhameti,dosta Yunus olmayı,küfrüne dahi dilsiz olmayı
ondan
öğrendim.Ondan soyumu hesapsızca sevdim.
Bugün,sıkılı yumruklarımla,avuçlarımı kanatarak yazdığım şiirlerimin
gücü
budur,başka birşey değil.
Bir yemen türküsünde bağrımı kanatmayı Türkeş sayesinde biliyorum.
Türkeş sayesinde, fildişi kulemde oturan bir popçu değil,halkımın
hizmetindeyim.Onun için alçaldıkça yükseldiğime inanıyorum.
Kısaca,ben "adam" olmayı Türkeş'ten öğrendim.Yapabildiklerim
O'nun
sayesindedir,yapamadıklarım benden...
Mimarım,ustam,Başbuğum,teşekkür ederim.Sana layık olmaya çalışacağım.
Hakkını helal et.......
ALİ KINIK
|