|
27
MAYIS İHTİLÂLİ VE ALPARSLAN TÜRKEŞ'İN ŞAHSINDA
14'LERİN SÜRGÜNE GÖNDERİLMESİ
İhtilâli Hazırlayan Sebepler1957 milletvekili seçimlerinden
sonra gerek ortamın sosyo psikolojik durumu gerekse iktisadî sıkıntılar
iktidar ve muhalefetin dengeli bir politika izleyememesi ihtilâli
hazırlayan sebepleri ortaya çıkarmıştır. Bu sebepleri iktidarın tutumu,
bunların altında tahkikat encümeni, aleyhte propaganda, ordunun durumu
olarak incelemek mümkündür.İktidarın Tavrı İktidar, 1957 seçimlerinden
sonra muhalefete karşı daha sert bir tutum içerisine girmiştir. Yeni
dönemin başlangıcında TBMM iç tüzüğünde yapılan değişiklikler muhalefetin
gelişmesine engel olmak niyetiyle yapılmış düzenlemelerdi. Bu düzenlemeler,
özetle milletvekillerinin denetim haklarının kısıtlanması, dokunulmazlıkların
kaldırılmasının kolaylaştırılması ve verilebilecek cezaların artırılmasıdır.İktidarın
adlî konuda yaptığı tasfiye kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı.
CHP, meclis tahkikatı istemiş ve Ankara barosu toplantı yapmıştır.
Hâkimler çevresinde de DP iktidarına karşı güvensizlik yayılmıştı.Mevcut
basın kanunu zaten antidemokratik hükümler taşıyordu. Basına özgürlük
vaadleriyle gelen DP, bu hükümleri kaldırmak yerine yeni kısıtlamalar
getirdi. Bu durumu Celâl Bayar; "En iyi niyetlerle demokrasiyi
tesis etmeye gelmiş bir parti, basından vatandaş haklarına kadar bütün
anayasa alanlarında en geniş kapıları açmış fakat bu hürriyetlerin
suiistimali karşısında tedbir ala ala, dar hürriyetli bir idare hâline
gelmiştir" diyerek açıklamaktadır. Muhalefetin
propaganda boyutlarını göz önüne alırsak, açıklamanın bir anlamda
doğru olduğunu düşünülebiliriz. DP, basını sıkı bir şekilde kontrol
altına aldı. Üniversitelere de yeni yükümlülükler getirildi. 1954'de
memurlar hakkında çıkarılan kanun üniversite personeline de uygulanmıştı.
1956'da Ankara Üniversite-si'nde görevli bir fakülte dekanı küçük
bir sebepten üniversitedeki görevinden uzaklaştırılarak vekâlet emrine
verildi. Bu durum protesto edildi ve bazı öğretim üyeleri görevlerinden
istifa ettiler. Böylece üniversitelerde iktidar aleyhine hava yaratıldı.20
Nisan 1957'de işçi sendikaları konfederasyonu kapatıldı. Arkasından
büyük şehirlerde 5 sendika birliği daha kapatıldı. Aynı zamanda muhalif
partilere karşı sert tedbirler alındı. Partilerin seçim sebebiyle
propaganda dönemi dışında açık hava toplantısı yapmaları yasaklandı.
Kapalı yerlerdeki toplantılar da yörenin en büyük mülkî amirinin iznine
bağlandı. Hatta aynı kanunun 13. maddesi "hedef göstermeksizin
ateş açmak" yetkisini veriyordu.İktidarın muhalefete katlanamadığının
bir delili de 1954 seçimlerinden sonra kendilerine oy vermeyen şehirleri
cezalandırma yoluna gitmesiydi. Bu dönemde Malatya ikiye ayrılmış
ve ayrılan bölge Adıyaman adını almıştı. Kırşehir ise ilçe yapılmıştı.DP
iktidarı dış politikada bloklar arası soğuk savaşı körükleyerek Türkiye'ye
yapılan dış yardımı artırmayı amaçlıyordu. Ancak bu durum 1958 Temmuz'unda
Türkiye'yi sıcak savaşa sokma noktasına getirmişti. 1959 yazı sonunda,
on bir yıldır sabit tutulan Türk lirasının değeri dış piyasalarda
düşürüldü. Batıdan alınan yeni kredi taleplerine karşılık bir dizi
istikrar önlemi uygulandı. 4 Ağustos'ta yapılan devalüasyon ile Amerikan
doları birden bire 2.80'den 5 Liraya çıktı. Enflâsyon yüzde yirmilere
fırladı. İhtilâle kadarki dönemde iktisadî durum gün geçtikçe daha
kötüye gidiyordu. Enflâsyon sabit gelirli kesimleri korkutuyor, CHP
ise bu durumu kullanıyordu.İhtilâlin arifesinde Türkiye'nin gergin
bir ortam içinde bulunduğu bir gerçekti. Partiler arası münasebetler
tamamıyla bozulmuştu. İktidar, gittikçe artan tansiyonu, uygun tedbirler
almak suretiyle düşürmeyi başaramadı. DP'nin en önemli hatalarından
birisi olarak kabul edilen bu tedbirsizlik, CHP'nin işine yaramış,
silâhlı kuvvetleri, üniversiteyi ve basını iktidar aleyhine harekete
geçirmeyi başarmıştır. Türkiye'de iktidar ve muhalefet çekişmesinin
tırmandığı bu noktada gerginliği ortadan kaldırma görevi birinci derecede
iktidarın vazifesi olmakla birlikte ikinci derecede sorumlu muhalefettir.
CHP'nin de aynı yönde gayret sarf etmesi gerekirken bunu yapmamıştır.
Dolayısıyla Avni Doğan'ın da belirttiği gibi; "27 Mayıs ihtilâlini
CHP yapmamış ancak ihtilâli hazırlamıştır".Muhalefetin Tavrı
CHP tek parti dönemini ekonomik ve dış baskılar sonucu iktidarı bırakmak
zorunda kalmasına rağmen hem demokratikleşmeyi hem de iktidarı elinde
tutmaya devam edeceğini umuyordu. Bu yüzden 1946 seçimlerinde kendi
eliyle içinden bir parti kurmuş, ancak güçlendiğini görünce karalama
politikasına geçmişti. Amacı demokratik görünüm altında iktidarını
sürdürmekti dersek iddialı ama doğru bir tahmin olur.CHP'nin DP hükûmetine
karşı ilk günden yönelttiği, on yıl boyunca giderek dozunu arttırarak
devam ettirdiği propaganda İsmet İnönü'nün 1931 tarihli konuşmasında
sözünü ettiği düzenli ve daimî bir propaganda idi. Ulu orta yapılan
karalama ve kötüleme Türk demokrasisine pahalıya mal oldu ve rejimde
yaralar açtı. Bu hâl askerî ayaklanma ile devrilmesinde birinci derecede
rol oynadı. 27 Mayıs darbesini gerçekleştirenler işte bu yoğun propagandanın
etkisi altında kalınca saldırdılar. R.S. Burçak'ın bu tezinde öne
sürdüğü gibi muhalefetin yapmış olduğu aleyhte propagandayı, 27 Mayıs
hareketini hazırlayan yegane sebep olarak göstermesi isabetli bir
tespit değildir. Ancak bu tip bir propaganda şeklinin ihtilâlin oluşumunda
etkisi olduğu açıktır. Bunun yanı sıra ordu içindeki İnönü hayranlığının
olayın seyrinde yapmış olduğu etkiyi de göz ardı etmemek gerekir.
Nitekim İnönü de ordu üzerindeki tesirini kendisi ve partisi lehine
kullanmasını bilmiştir. Ancak İnönü'nün ihtilâl ile doğrudan bağlantısı
olup olmadığı kesin olarak ortaya çıkmadığından bu konuda kesin bir
hükme varmak mümkün değildir.1957 seçimlerinden önce engellenen muhalefetin
güç birliği 1958 sonbaharında gerçekleşti. Ekim ayında Türkiye Köylü
Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisine, kasımda Hürriyet Partisi CHP'ye
katıldı. CMP, CKMP oldu. CHP'nin ise adı değişmedi.1959 Ocak ortalarında
toplanan 14. CHP kurultayı bir "İlk Hedefler Beyannamesi"ni
kabul etti. Beyannameyle sağlanmak istenen güç birliği platformunun
amaçları ise şu şekilde tespit edildi;Partizanlığın kaldırılması,
ikinci meclisin kurulması, seçim güvenliği, anayasa mahkemesinin kurulması,
yüksek hakimler kurulu oluşturulması, Memurlara mahkemeye başvurma
hakkının tanınması, basın özgürlüğünün anayasa güvencesine bağlanması,
üniversite özerkliği, yüksek iktisat şurasının kurulması, sosyal adalet
kavramının anayasaya girmesi. Dikkat edilecek olursa CHP'nin muhalefet
olarak istekleri iktidarında kendisinden istenilen şeylerdir. Başka
bir açıdan bakıldığında DP'nin iktidara gelirken kullandığı sloganlardır.DP'nin
güç birliğine cevabı Vatan Cephesi'ni kurmak oldu. 1959 Ocak ayı içinde
kurulan Vatan Cephesi Ocakları ile iktidara partinin verebileceğinden
fazla taban bulunmaya çalışıldı. Vatan Cephesi'ne katılımlar teşvik
ediliyor, belli kesimlerden belli konumlardaki kişiler buna zorlanıyordu.Tahkikat
Encümeni1960 yılı Nisan ayındaki İnönü'nün Kayseri gezisi iktidar-muhalefet
gerginliğinin doruğa çıkmasına sebep olmuştu. İnönü'yü Kayseri'ye
götüren tren yetkililerce durduruldu ve İnönü'den Ankara'ya dönmesi
istendi. Geri dönmeyi kabul etmeyen İnönü üç saatlik bir gecikmeyle
yoluna devam etti. Ertesi gün DP meclis grubu, muhalefeti bir askerî
ayaklanma ve kargaşa tezgahlamakla suçladı ve muhalefetin faaliyetleriyle
ilgili gerçekleri ortaya çıkarmak için bir Meclis tahkikat encümeninin
kurulmasını istedi. Bu teklifi benimseyen TBMM, CHP'nin yıkıcı, gayrîmeşru
ve kanun dışı faaliyetlerinin ülke genelinde meydana geliş tarzı ve
bunların mahiyetinin nelerden ibaret olduğunu tahkik, tespit ve ülkenin
her tarafında yaygın bir hâlde görülen kanun dışı siyasî faaliyetlerin
çeşitli sebeplerine intikal etmek, matbuat meselesi ile adlî ve idarî
mevzuatın ne suretle tatbik edilmekte olduğunu tetkik etmek üzere
meclis tahkikatı açılmasını kabul ederek 18 Nisan 1960'ta "Tahkikat
Encümeni" kuruldu.Encümen üyeleri, cumhuriyet savcısına, sorgu
hâkimine, sulh hâkimine ve askerî amirlere ait bütün haklara sahiptiler.
Hükûmetin sahip olduğu bütün vasıflardan istifa etmeye hakları vardı.(Bkz.
Düstur, 3.Tertip, C.17, s.998.; AYDEMİR, s.259.) > kuruluşuna imkân
veren yasayı onayladı. Tamamıyla Demokrat Partililerin yer aldığı
ve tarafsız olması mümkün olmayan bu komisyon, kanun tasarısında da
belirtildiği gibi CHP'nin işlediği öne sürülen birtakım fiillere karşı
görevlendirilmiştir. Bu fiiller arasında, halkı kanunlara karşı gelmeye
teşvik etmek, parti mensuplarını silâhlandırmak, orduyu siyasete karıştırmak,
basınla iş birliği yaparak komünizm propagandası yapmak ve halkı hükûmetin
meşruiyeti konusunda şüphe ve endişeye düşürmek yer almaktadır. Bu
komisyonun kuruluşu ve ortaya çıkışı yasal olmakla birlikte, faaliyetleri
sırasında uyguladığı yöntemlerin aynı ölçüde yasal olduğu söylenemez.
Komisyon gerektiğinde Meclis dışında faaliyette bulunmaya yetkili
kılınmış ve görev süresinin üç ay sonunda bitirilmesine karar verilmiştir.
Kanuna göre Tahkikat Encümenine cezaî yetkiler dahil bütün yetkiler
tanınıyordu. Bir anlamda artık devlet demek, Tahkikat Encümeni demek
olacaktı. Bu durum Türkiye'de demokratik rejimin ve anayasal müstakil
düzenin tahrip edilmesi anlamına gelmekteydi. Tahkikat Encümeni'nin
kuruluşuyla Meclis İnönü'ye "Halkı isyana ve kanunlara karşı
gelmeye teşvik eden sözler sarf ettiği ve Türk milletine, orduya ve
TBMM'nin birliğine açıkça saldırdığı" için Meclis çalışmalarına
12 oturum katılmama cezasının verilmesi kararını aldı. CHP gençlik
örgütleri Ankara ve İstanbul'da gösteriler düzenleyerek bu karara
tepki gösterdiler. Hükûmet bu iki ilde sıkıyönetim ilân etmek zorunda
kaldı. Ayrıca gösterilerin yapıldığı illerde üniversiteler tatil edildi.
Üniversitelerden gelen bu tepkiyi daha sonra ordudan gelen tepki takip
edecektir.Silâhlı Kuvvetlerin Tavrı Çok partili hayata geçiş
ile birlikte Silâhlı Kuvvetlerin pozisyonu Demokrat Partililer için
daima önemli bir mesele olarak görülmüştür. Demokrat Partililer, İnönü'nün
CHP lideri olarak kaldığı süre içinde ordunun CHP'ye sempati duyacağı
ve hatta destekleyeceği yönündeki kanaatlerini iktidarları boyunca
üzerlerinden atamadılar. DP ordudan bu denli uzak olmalarının getireceği
muhtemel sıkıntıları aşmak amacıyla emekli Mareşal Fevzi Çakmak'ı
kendi saflarına çekmeye çalıştılar. CHP'nden gelen teklifleri reddeden
F.Çakmak 1946 seçimleri öncesinde 14 generalle birlikte DP listelerinden
seçime girdi. Çakmak'ı saflarına katan DP böylece İnönü'nün ordu üzerindeki
tesirini Fevzi Çakmak ile dengelemeye çalıştı.1946 seçimlerinden sonra
CHP yönetiminden memnun olmayan alt rütbeli subaylar DP saflarından
siyasete girdiler. Savaş ekonomisinin etkilerini en fazla hisseden
küçük memurlardan olan alt rütbeli subaylar büyük yoksulluk çektiler.
Bu yüzden CHP rejiminin yıkılmasını, DP yönetiminin daha iyi günler
getireceğini umdular. Oysa daha sonra aynı konudaki şikayetlerini
DP iktidarı hakkında dile getirmeye başlamışlardı.Hatta 1946 seçimlerinden
sonra birkaç genç DP'li parti üyesi, kendi saflarından hareket etmeye
istekli genç subaylarla ilişkiye girecek kadar ileri gittiler. Celâl
Bayar'ın engel olmasıyla CHP'ye karşı muhtemel bir darbe önlenmiş
oldu.DP'liler 1950 genel seçimlerini kazandıktan sonra, askerlerin
tepkisi konusunda endişeliydiler. Hatta seçimlerden hemen sonra bütün
generaller toplanarak İnönü'yü ziyaret etmiş ve seçim sonuçlarına
müdahale etmeyi teklif etmişlerdi. İnönü bunu reddetmiştir.Bu olaydan
yaklaşık bir ay sonra Menderes hükûmeti güvenoyu alır almaz yeni hükûmet,
sadakatlerinden kuşku duyulan diğer generallerle birlikte Genelkurmay
Başkanı ve kuvvet komutanlarını görevden alarak geniş çaplı tasfiye
hareketi gerçekleştirdi. Tasfiyenin doğrudan nedeni olarak bir albayın
darbe girişimini Menderes'e bildirmesi gösterilir. Ancak İnönü'nün
sınıf arkadaşı Abdurrahman Nazif Gürman, Genelkurmay Başkanı iken
Menderes'in iktidarda kendini rahat hissetmemesi normaldir. CHP yanlısı
basın, bu olayı siyasî istismar konusu yaptı, Silâhlı Kuvvetler de
DP karşıtı bir kampanyaya girişti. DP yapılması normal bir hareketin
istismar edilmemesi gerektiğini bildirerek CHP'ye uyarıda bulundu.DP,
yüksek komutanlardan gelebilecek ilk tehlikeyi bertaraf etmişti. Fakat
Silâhlı Kuvvetler içindeki huzursuzluk bu olaydan sonra da devam etti.1955'den
sonraki sosyoekonomik koşulların baskısı yüzünden orduda rahatsızlık
belirginleşti. CHP'nin baskıcı yönetimi görünüşte yıkılmış fakat yerine
gelen yeni iktidarla fazla bir şey değişmemişti. Çok partili sistemde
ordu önceden sahip olduğu prestije sahip değildi. DP'liler ekonomik
büyümeye her şeyden fazla önem verdiklerinden Silâhlı Kuvvetleri ihmal
ettikleri doğruydu. Orduya ayrılan bütçeden devamlı şikayet ediyorlar
ve ordu giderlerini NATO'nun karşılamasını istiyordu. 1957 Eylülünde
basında bazı subayların emekliye ayrılıp CHP'ye gireceklerine dair
haberler çıktı. DP böylelikle ordudaki gidişatı öğrenmiş oldu. Aynı
yıl aralık ayında dokuz subay tutuklandı. Savunma bakanlığı geniş
çaplı bir komplodan dolayı bu tutuklamaların olduğunu duyurdu. Subaylar
mahkemeye çıkarıldılar ve aleyhlerine hiçbir delil bulunmadığından
beraat ettiler. Celâl Bayar konu hakkında soruşturma istediyse de
meselenin hemen kapatılmasına isteyen hükûmet olayı kapattı. Ancak
tehlike ortadan kalkınca gizli örgüt yeniden çalışmaya başladı. General
Necati Tacan hareketin liderliğini kabul ettiği günlerde kalp krizi
geçirerek öldü. Tacan'ın yerini alan Gürsel hareketin liderliğini
kabul etti. Gizli ihtilâl örgütü önemli stratejik görevleri tutmaya
başladılar. 1960 başlarında askerî istihbarat durumu sezdi ve Cemal
Gürsel 4 Mayıs'ta İzmir're tatile gitti.Alt rütbeli subaylar bu durumdan
paniğe kapıldılar. Yeni bir lider arayışı Genelkurmay Lojistik Daire
Başkanı Cemal Madanoğlu'nun kabul etmesiyle son buldu.DP, askerî tehdidin
daima farkındaydı. 5 Mart 1959 da ABD ile iç tehdit söz konusu olduğunda
yardım istemek üzere anlaşmaya varmıştı. Fakat ilginç olan, darbe
gerçekleştiği zaman Amerika yardım etmeyi düşünmemiştir. Mete Tunçay
bunu DP iktidarını Sovyet Rusya ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmasına
bağlar.27 Mayıs Hareketinin Hazırlık Safhasında Alparslan Türkeş'in
Yeri ve RolüAlparslan Türkeş, 27 Mayıs İhtilâli ile ele geçirilen
iktidar imkânından yararlanmayı Türkiye'nin temel meselelerini çözebilmek
için en büyük fırsat bilmiş ve değerlendirmek istemiştir. Bu niyetiyle
de ihtilâlin ilk gününden itibaren bütün dikkatleri üzerine toplamış
ve uyguladığı hareket tarzı ile ihtilâlin "Kudretli Albayı "olmuştur.
İhtilâlden hemen sonra ortaya çıkan ortamda başbakanlık müsteşarlığının
önemini kavrayan tek isim Türkeş'tir. İhtilâl sonrasında bu göreve
gelecektir. Alparslan Türkeş, Cumhuriyet tarihimizde ihtilâl fikrinin
köklerinin çok daha gerilerde olduğunu ve bu tarihin 1941'lere kadar
uzandığını söyler. Türkeş bu fikrini şöyle açıklamaktadır; "İhtilâl
fikri bu memlekette CHP iktidarı devrinde başlamış ve bu fikir, partilerin
memleketin kaderini daima uçurumlara doğru sürüklemeye devam ettikleri
27 Mayıs 1960 yılına kadar gelmiştir. Bilmem kaç milyon taraftarı
olan bir DP'yi askerî kuvvetin muhatabı olarak değerlendirmek 27 Mayıs'ı
asıl gayeler ile anlamamış, anlayamamış olanların, acz dolu kanaatlerinden
başka bir şey olamaz ". Alparslan Türkeş, Türkiye'nin 1940'lı
yıllardaki durumunu şöyle anlatır; "Memleket tek parti diktatörlüğü
altındaydı. Devletin başında bulunan İnönü askerlikten yetişmesine
rağmen orduya karşı vefasız ve ilgisizdi. Etrafındaki general ve yüksek
rütbeli subayların fikri de değişik değildi Asker ocağı bakımsız ve
perişandı. Subaylık bir mahkûmiyet ve mahrumiyet mesleği hâline gelmişti.
Türk ordusunun bakımı noksandı. Askere yeteri kadar ayakkabı, elbise,
donatım, battaniye verilmiyordu .O sıralarda yavaş yavaş ortaya çıkmaya
başlamış olan başka devletlerin modern zırhlı birliklerine karşı Türk
Ordusunun elinde at ve manda arabaları ile deve ve merkep kolları
bulunuyordu. Ordu ve millet bu durumda iken Millî Şef ve etrafındakiler
kendi köşklerinde rahat bir şekilde yaşayıp gidiyorlardı. Köşkle halkın
arasındaki irtibat tamamen kopmuştu. Durum korkunçtu. Memleket baştan
başa bir facia içindeydi. Bir tarafta ahlaksızlık diğer tarafta hastalık
ve açlık , perdenin iplerini ellerine almış, trajedinin sonunu ilân
etmek ve sahneyi bitirmek için sabırsızlanıyordu. Bu perdeler kapansaydı,
bugün bir Türkiye olmayacaktı ve biz harbi, II. Cihan Savaşı'na katılmadan
en feci şekilde kaybetmiş olacaktık...". Türkeş'in çizdiği bu
tablo Türkiye'de ihtilâl fikrinin doğmasına ve gelişmesine zemin hazırlayan
sebeplerdir. Türk toplumunun içine düştüğü buhran orduda da etkisini
göstermiş, bir grup subay İnönü idaresini devirmek üzere 1942-1943
yıllarında teşebbüse geçmişti. Ancak bu ilk teşebbüs sonuçsuz kaldı.
Hemen hemen aynı dönemlerde gerçekleştirilen ikinci teşebbüste, daha
çok alt rütbeli subaylar toplanarak ihtilâl gruplarını oluşturmuşlar
ve ciddî bir çalışma devresine girmişlerdir. Bu dönemde üç ayrı tarih
üzerine anlaşma sağlanmış olmasına rağmen merkez ihtilâl kadrosu üyeleri,
sivil iktidara son bir müddet daha verilmesi hususunda fikir birliğine
vararak harekâtı son anda durdurmuşlardı. Buna rağmen bazı gruplar
aralarında toplantılar yapmaya devam etmişlerdir. İhtilâl plânından
vazgeçilmesindeki asıl sebep ise II. Cihan Harbi'dir. Toplantılarına
ara vermeyen grup içinde olan Türkeş, 27 Mayıs Hareketi'ni hiçbir
zaman bir ihtilâl olarak kabul etmemiştir. Onun ihtilâli değerlendirmesi
şu şekildedir; "Biz bu harekete bir asayiş hareketi ve Ak Devrim
dedik, 27 Mayıs bir ihtilâl değildir, bir ihtilâl olarak hazırlanmamıştır".
Türkeş 27 Mayıs Hareketi'ne katılışını da şöyle nakleder; "ihtilâle
1958-1959 yıllarında muttali oldum ve ondan sonra arkadaşların arasına
katıldım. İlk defa Talat Aydemir'den böyle bir teşkilâtlanma olduğunu
duydum .Bir gün beni ziyarete geldi "Biz bu hükûmeti devirmek
istiyoruz siz de bizimle beraber olur musunuz? " diye bana teklifte
bulundu. Ben "Devirip ne yapacaksınız?" diye sordum, "Halk
Partisi'ni, İsmet Paşa'yı getireceğiz. İsmet Paşa büyük adamdır vs,
gibi şeyler söyledi." Buna Türkeş'in tepkisi sert olmuştur. "Ben
ordunun politika dışı kalması görüşündeyim. Atatürk'ün de bir gelenek
olarak orduya tavsiye ettiği çok eskiden beri bu olmuştur. Binaenaleyh
bunu tasvip etmiyorum, ayrıca da bir siyasî partiyi tutup onunla beraber
olmayı diğer bir partinin iktidarına karşı hareket yapmayı da Türk
Silâhlı Kuvvetlerinin şerefine uygun görmüyorum, çünkü Türk Silâhlı
Kuvvetleri beraberliği temsil eden bir kuvvettir. Herhangi bir partiyle
iş birliği yapıp milletin yarısından çoğunu temsil eden diğer bir
partinin üstüne yürümesi onun iktidarına devirmesi o partiye karşı
hareket etmesi millî birliği zedeler. Bu sebeplerden teklifinizi kabul
edemem" demiştir. Talat Aydemir'e ret cevabı vermesine
rağmen Kurmay Albay Faruk Ateşdağlı'nın kendisini ziyaret ederek Silâhlı
Kuvvetler içindeki oluşumun içinde yer almasını istemesine karşı çıkmamıştır.
Ateşdağlı'nın teklifini kabul eden Türkeş Elazığ'da bulunduğu 1958
yılında ordu içindeki gizli teşkilâta girmiş oluyordu. Daha sonra
yarbaylığa terfi ederek Ankara'ya tayin oldu. Ankara'da iken Albaylığa
yükselen Türkeş burada gizli teşkilâtın Ankara grubu ile temasa geçti.
Türkeş, Ankara'da bulunduğu sıralardaki temaslarında ihtilâlin kaçınılmaz
bir hâl aldığını ve bunu yapmaya kararlı grupların Ankara, İstanbul
ve Konya illeri başta olmak üzere varlığının farkındaydı. Fakat bu
kişilerin ülkenin durumunu düzeltecek bir programları da yoktu. Türkeş,
ihtilâlcilerin fikrî yapılarını ve ihtilâlin niçin ve kimler için
yapılmak istediğini tespit etmişti. İşte bu anlayışladır ki, ihtilâle
katılabilmesi için gerekli ve vazgeçilmez şartlarını tespit etti;
"DP iktidarını devirip Halk Partisi'ni iktidara getirmek çözüm
değildir. Bütün partilere karşı adaletli, iyi niyetli ve tarafsız
bir tutum içinde davranılmalıdır. Şayet DP'lilerin suçlu olanları
varsa onlar mahkemeye verilir. Haklarındaki hüküm ancak mahkeme kararıyla
tespit edilir ."Gizli örgüt içerisinde özellikle Ankara grubu,
yapılması düşünülen muhtemel hareketin DP'yi devirip yerine İsmet
Paşa'yı geçirme gibi Türkeş'e göre çok farklı bir amaca yönelik mahiyet
arz etmekteydi. Ankara'da cereyan eden toplantılarda daima İsmet Paşa
ve CHP tartışması meydana gelmekte dolayısıyla gizli örgüt kuruluş
amacında uzaklaşmaktaydı. 27 Mayıs Hareketi'ni gerçekleştiren bu kadronun
fikrî ayrılığı, hareket sonrasında da etkisini göstermiş 27 Mayıs'ın
kendi içinde geliştirdiği mantığı başlangıçtaki hedef ve ilkelerden
saptırmıştır.Bu noktada Alparslan Türkeş'i fikrî anlamda farklı kılan,
27 Mayıs Hareketi'ni, DP'ye kızarak CHP taraftarlığına dönüştürmemek,
dolayısıyla siyasî partilere eşit mesafede bulunmak şeklindeki düşüncesidir.
Alparslan Türkeş daha sonraki dönemlerde farklı bir çizgi takip ederek
ihtilâlin nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiği hususunda müstakil
bir program ortaya koydu. Alparslan Türkeş'in ihtilâlden önceki plânı
şu şekildeydi;1. İhtilâlden sonra idareyi ele alacak olan Millî
Birlik Komitesi tam manasıyla demokratik bir meclis olarak çalışmalıdır.
Yasama Meclisi, askerî bir karargâh ve cunta hüviyetinde olmamalıdır.
2. Millî Birlik Komitesi idare cihazı, siyasî gruplara karşı mutlak
bir tarafsızlık göstermelidir.3. Devrim adaleti, siyasî tercih ve
tesirlerden uzak tutulmalıdır.4. Seçim alelâcele değil, en uygun zamanda
ve ortamda yapılmalı, mutlak dürüstlüğe riayet edilmelidir. 5.
Demokrat Parti'ye oy veren vatandaş kütlelerini suçlu görmek, siyasî
haktan mahrum etmeyi düşünmek hatadır. Seçimin meşru ve dürüst sayılabilmesi
için halka sadece seçme hakkı değil, tercih etme imkânı da verilmelidir.
Hazırlanacak anayasada belirtilecek prensipleri benimseyen yeni partilerin
kurulmasına müsaade edilmelidir.6. Seçimlere kadar geçecek süre içinde
Millî Birlik Komitesi uzun yıllar köhnemiş siyasî kadro ve liderlerin
oy kaygısı, zümre menfaati düşünmesiyle ele alamadığı ana millî davaları,
halk vicdan ve idrakine sunacak ve bu konularda köklü reformlara girişecektir.
7. Millî Birlik Komitesi, seçimlere kadar bir Kurucu Meclis'le
birlikte teşrii organı olarak görev yapacak, seçimlere Millî Birlik
Partisi olarak girecektir.Türkeş'in yaptığı ihtilâl hazırlıklarına
en fazla desteği Talat Aydemir, Dündar Seyhan ve Sadi Koçaş veriyordu.
Türkeş daha sonraki gelişmeler içinde şöyle diyor; "Kurduğumuz
ihtilâl teşkilâtı 14 Eylül 1959'da, Millî Birlik Komitesi adı altında
faaliyete geçti. Ondan evvelki hazırlıklarımız bir proje hâlindeydi.
Fakat temeli 14 Eylül 1959'da atılmıştır. Komitemiz çalışmalarında
tam bir birlik teminini kabul etmiştir. 27 Mayıs şimdiye kadar eşi
görülmeyen, gayet güzel ve örnek derecede plânlanmanın eseridir. Bunun
içindir ki 27 Mayıs sabahı üç buçuk saatte memleketin bütün idaresini
ele almıştır". Türkeş'in 14 Eylül günü Ankara Gençlik Parkı'nda
yaptığı bu gizli toplantıya kendisinden başka Sezai Okan, Osman Köksal,
Suphi Karaman, Sadi Koçaş, Kadri Kaplan, Dündar Seyhan, Orhan Kabibay,
Orhan Erkanlı ve Rıfat Baykal katıldılar. Toplantıda Alparslan Türkeş,
hazırladığı ihtilâl programını anlatarak arkadaşlarının desteğini
aldı. Toplantının sonucu Kara Kuvvetleri Komutanı olan Cemal Gürsel'e
bildirildi ve Gürsel komiteye on birinci üye olarak katıldı.27
Mayıs Hareketi 1960 yılı Nisan ayına gelindiğinde DP ve CHP'nin
hesaplaşması hat safhaya ulaşmıştı. Her iki parti lideri Türkiye'nin
çeşitli yörelerine giderek yaptıkları konuşmalarda birbirlerini suçluyorlar
ve zaten yüksek olan siyasî tansiyonu daha fazla körüklüyorlardı.
Bu arada 25 Nisanda Ankara ve İstanbul'da sıkıyönetim ilân edildi.Artık
"ihtilâl" sözcüğü siyasî çevrelerde telâffuz edilmeye başlamıştı.
İnönü Saidi Nursi'nin desteği ile hareket eden Menderes ve ekibini
hedef göstererek "şartlar tahakkuk olunca ihtilâl bir hak olur"
deme gafletini gösterebiliyordu. DP ise "CHP ihtilâl bayraktarlığı
yapan tehlikeli bir fesat ocağı hâline geldi" şeklindeki beyanlarıyla
âdeta ihtilâlin oluşumunu kolaylaştırıyordu.1960 yılı Mayıs ayında
Menderes, halk üzerindeki prestijine rağmen üniversite, basın, ordu
ve bürokrat desteğini tamamen kaybetmişti. Ordu içerisindeki ihtilâlci
subaylara fırsat veren kargaşa ortamı 27 Mayıs gününe kadar devam
etmiştir. İhtilâli hisseden DP, 27 Mayıs'ın hemen öncesinde askere
yeni ve yüksek derece ve lojman sözü verdi. Ayrıca 21 Mayıs yürüyüşünde
tutuklanan Harp Okulu öğretmenleri ve daha önce tutuklanmış subaylar
serbest bırakıldı. Ancak geç kalınmış bu tedbirler ihtilâli durdurmaya
yetmedi. Sonuçta beklenen ihtilâl nihayet gerçekleşti. 26 Mayıs günü
akşamı İstanbul ve Ankara ihtilâl grupları harekete geçti. İhtilâl
aynı gece Harp Okulu'nda başladı. Ankara Radyosu Alparslan Türkeş
tarafından ele geçirildi. Türkeş'in bizzat kaleme aldığı ilk tebliğ
ihtilâlin amaçlarını ortaya koyması bakımdın tarihî önemi haizdir.
Alparslan Türkeş tarafından okunan ilk tebliğ şu şekildeydi; "Aziz
Vatandaşlar; Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son
müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek
maksadıyla Türk Silâhlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır.
Bu hareket Silâhlı Kuvvetlerimiz, partiler içine düştükleri uzlaşmaz
durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret
ve hakemliği altında, en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak
, idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir
ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs
hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz hiç kimse hakkında
şahsîyata müteallik tecavüzkâr bir fiile teşebbüs etmeyeceği gibi
edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi
partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş kanunlar ve hukuk
prensipleri esasına göre muamele görecektir.Bütün vatandaşların partilerin
üstünde aynı milletten, aynı soydan gelmiş evlâtları olduklarını hatırlayarak
ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri
ıstıraplarımızın dinmesi ve millî varlığımızın selameti için zaruri
görülmektedir.Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silâhlı Kuvvetlerine
sığınmalarını rica ediyoruz. Şahsî emniyetleri kanun teminatı altındadır.
Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz
Birleşmiş Milletler Anayasasına ve İnsan Hakları prensiplerine tamamıyla
riayettir.Atatürk'ün "Yurtta sulh, Cihanda sulh "prensibi
bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO'ya
inanıyoruz ve bağlıyız CENTO'ya inanıyoruz ve bağlıyız. Tekrar ediyoruz
düşüncemiz "Yurtta sulh, Cihanda sulh"tur". Bakanlar
ve meclis üyeleri 27 Mayıs günü yakalanarak Kara Harp Okuluna götürüldüler.
Siyasî partiler faaliyetten alıkondu. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar köşkten
alındı. Menderes ise Eskişehir'de tutuklanarak Ankara'ya getirildi.
27 Mayıs Harekâtı'nın mana ve maksadı, Türk milletine ve bütün dünyaya
ilk defa Türkeş'in beyanı ile açıklanmış ve duyurulmuştur. Bundan
önce üç adet tebliğ yayımlanmış olmasına rağmen hiçbirisi hareketin
amaçlarını tam manasıyla açıklayacak mahiyette olmadığından Türkeş'in
Ankara Radyosundan okuduğu tebliğ "İhtilâlin ilk sesi ve mesajı"
olarak kabul edilmiştir. Bu konuşma aynı zamanda Türkeş'in hareket
konusundaki düşüncelerin aksettirmesi bakımından da önemlidir. Türkeş
bu konuşmasında Türkiye'nin niçin ve nasıl böyle bir noktaya getirilmiş
olduğuna en doğru teşhisi koyuyordu. Açıklamanın tatmin ve ikna edici
olması Demokrat Partililerin bile ihtilâlcilerin ilk beyanlarına güvenerek
memnuniyetlerini dile getiren açıklamalarda bulunmalarına sebep olmuştur.
Türkeş, bu harekete Silâhlı Kuvvetler vasıtasıyla partilerin içine
düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtulması ve partiler üstü tarafsız
bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve
serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun
seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiştir."Girişilmiş
olan bu teşebbüs hiçbir şahsa ve zümreye karşı değildir. İdaremiz
hiç kimse hakkında şahsiyete müteallik tecavüzkâr bir fiile teşebbüs
etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa
olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş kanunlar ve
hukuk prensipleri esasların göre muamele görecektir" diyerek
27 Mayıs Hareketi'ne muhatap olanlara teminat vermiş oluyordu.Yine
ihtilâlin ilk gününde Türkeş yerli ve yabancı basın mensuplarına hareket
hakkında bilgi vermiş, "Türkiye'de demokrasiyi saplandığı
çıkmaz sokaktan kurtarmak istedik. Hiçbir şahsî ihtirasımız yoktu.
Sadece millete hür ve serbest seçimlerin yapılması imkânını sağlamak
gayesiyle hareket ettik..." demiştir. Türkiye'de ordunun
idareyi ele alması, batı âleminde müspet karşılanmış ve "beklenen
hadise" olarak yorumlanmıştır. İtalyan gazeteleri 27 Mayıs Hareketi'ni
"Atatürk'ün ruhu Türkiye'de galip geldi" başlığıyla duyurmuş,
İngiliz basını ise "Genç Türklerin Hareketi" başlığıyla
konuya geniş yer vermiştir. Yunanistan 27 Mayıs Hareketi'ne karşı
tepkisiz kalmış, Güney Kore, DP iktidarının devrilmesini memnuniyetle
karşılamış, Irak ise "olay Türkiye'yi ilgilendiren bir iç meseledir"
yorumunda bulunmuştur. Türkeş'in şahsî gayretlerine rağmen 27 Mayıs
hedefinden saptırılmış, tarafsızlığını koruyamamıştır. Türkeş bu konuda
şöyle diyor; "İlk gününden itibaren tarafsızlığına adaletli tutumuna
saldırılar başladı. Şahsen beni birçok kimseler ziyaret ettiler. Siz
bu tarafı yıktınız, bu taraf hiçbir zaman sizi tasvip etmez, bir kere
o tarafın düşmanlığını üzerinize çektiniz. Şimdi CHP'ye karşı çıkıyorsunuz.
İsmet Paşa'ya da el uzatmıyorsunuz. Onunla da iş birliğine yanaşmıyorsunuz.
O hâlde kime dayanacaksınız dediler". Hâlbuki 27 Mayıs hiçbir
parti ve zümreye karşı, herhangi bir zümre veya parti lehine yapılmış
olmayıp Türk milletinin lehine yapılmıştır.İhtilâlcilerden bir grubun
DP'yi yıkıp, yerine hemen İnönü'yü ve CHP'yi iktidar etme heyecanı
ihtilâlin tarafsızlığını ortadan kaldırılmasına sebep olmuştur. Diğer
önemli âmil de ordunun başardığı harekâtın birtakım ilim adamı hüviyeti
taşıyan kimselerin fikrî yapısına teslim edilişidir. Millî Birlik
KomitesiAskerî darbeyi gerçekleştiren subaylardan 38 kişinin yer
aldığı Millî Birlik Komitesi 18 Haziran 1960 tarihinde ilk açıklandığında
şu isimlerden meydana gelmekteydi;
Orgeneral Cemal Gürsel, Orgeneral Fahri Özdilek,
Tümgeneral Cemal Madanoğlu, Tuğgeneral İrfan Baştuğ, Tuğgeneral
Sıtkı Ulay, Albay Ekrem Acuner, Albay Mucip Ataklı, Albay Osman
Köksal, Albay Fikret Kuytak, Albay Sami Küçük, Albay Haydar Tunçkanat,
Albay Alparslan Türkeş, Yarbay Refet Aksoylu, Yarbay Fazıl Akkoyunlu,
Yarbay Orhan Kabibay, Yarbay Mustafa Kaplan, Yarbay Suphi Karaman,
Yarbay Sezai Okan, Yarbay Ahmet Yıldız, Binbaşı Emrullah Çelebi,
Binbaşı Orhan Erkanlı, Binbaşı Vehbi Ersü, Binbaşı Suphi Gürsoytrak,
Binbaşı Kadri Kaplan, Binbaşı Muzaffer Karan, Binbaşı Mehmet Özgüneş,
Binbaşı Şükran Özkaya, Binbaşı Şefik Soyuyüce, Binbaşı Dündar
Taşer, Yüzbaşı Münir Köseoğlu, Yüzbaşı Selahattin Özgür, Yüzbaşı
Rıfat Baykal, Yüzbaşı Ahmet Er, Yüzbaşı Numan Esin, Yüzbaşı Kâmil
Karavelioğlu, Yüzbaşı Muzaffer Özdağ ve Yüzbaşı İrfan Solmazer.
Menderes döneminde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Orgeneral Cemal Gürsel
emekli olma hazırlığı içerisindeyken ihtilâl kadrosu tarafından MBK
Başkanlığına getirilmiş harekâtın hemen sonrasında ise Devlet Başkanlığı
görevini de üzerine almıştı. Aynı zamanda Silâhlı Kuvvetler Komutanı
ve askerî hükûmetin başbakanı durumundaydı. Esasında Cemal Gürsel
27 Mayıs Hareketi için alelâcele aranan ve son anda bulunan bir başkan
konumundaydı. Hiçbir zaman 27 Mayıs Hareketi'nin ağırlığı ve sorumluluğunu
üzerine alabilen bir lider olamadı. Çünkü lider, teşkilâtçılığı ile
tebarüz edebilen ve halkın önünde gidebilendir. Lider tayin olunmaz,
kendi kendini tayin eder. Lideri toplum yaratır ve toplumun istek
ve temayülleri besler. MBK'nin faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte
komite içinde iki farklı temayülün ortaya çıktığı görülmektedir. Birinci
temayüle göre; MBK en kısa zamanda yeni bir anayasa ve seçim yasası
hazırlayarak ülke yönetimini yapılacak seçimler vasıtasıyla sivillere
devretmeliydi. Bu temayülün liderliğini İnönü ve CHP yapmaktaydı.
İkinci temayüle göre ülkenin içinde bulunduğu anarşiden siyasî partilerin
sorumlu olması nedeniyle askerî yönetim birkaç yıl sürmeli ve birtakım
reformlar gerçekleştirildikten sonra yönetim sivillere bırakılmalıydı.
Bu temayül ise özellikle Türkeş ve ekibi tarafından benimsenmiştir.
MBK, 12 Haziran 1960'da bir anayasa değişikliğini benimseyerek kendi
yönetimine hukukî bir dayanak sağlamıştır. 12 Haziranda yapılan değişiklikle
1924 Anayasasıyla TBMM'ne ait olduğu kabul edilen bütün görev ve yetkiler
MBK'ye devredilmiştir. Ayrıca yasa ile DP iktidarı yargılanmak üzere
bir "Yüksek Adalet Divanı" kurulmuştur.MBK'nin en önemli
tasarrufu 2 Ağustos 1960'da gerçekleşti. Ordudan beş bin subay emekliye
ayrıldı. 42 sayılı kanunla gerçekleştirilen bu tasfiye hareketi ordunun
reorganizasyonu ve gençleştirilmesine yönelik olduğu kadar, MBK'nin
ordu üzerindeki otoritesinin sağlamlaştırılmasına da hizmet etmiştir.
28 Ekim 1960'da ise 147 öğretim üyesi üniversiteden uzaklaştırıldı.
Üniversiteden tasfiye edilen profesörlerin aşırı solcu, partizan ve
ahlâkî zaafları olduğuna dair iddialar bu hareketin meydana gelmesindeki
yegane sebep olarak görülmektedir. MBK tarafından gerçekleştirilen
ordudaki tasfiyelere o günkü şartlarda önemli bir tepki gösterilmezken,
komitenin üniversitede giriştiği tasfiye eylemi tartışma ve tepkilere
yol açmıştır. Tembel, yeteneksiz veya rejim düşmanları oldukları iddiasıyla
147 öğretim üyesinin üniversiteden atılmaları üzerine üniversite rektörleri
Turhan Feyzioğlu, Sıddık Sami Onar, Fikret Narter ve Suat Kemal Yetkin
istifa ederek, MBK'nin tasfiye hareketini protesto etmişlerdir. Ord.Prof.
Ekrem Şerif Egeli, Ord. Prof. Ali Fuat Başgil, Ord.Prof. Recai Galip
Okandan, Ord.Prof. Mazhar Şevket İpşiroğlu, Ord.Prof. Ratip Berker,
Prof. Tarık Zafer Tunaya, Prof. Takiyettin Mengüşoğlu, Prof. Sahabattin
Eyüboğlu, Prof. Yavuz Abadan, Prof. Bülent Nuri Esen, Prof. Aziz Köklü,
Prof. Emin Bilgiç, Prof. Hasan Eren, Prof. Zafer Baykoç, Prof. Nusret
Hızır, Prof. Tevfik Berkan, Prof. Memduh Yaşa, Prof. Mina Urgan, Doç.
İsmet Giritli, Doç. Adnan Benk, Doç. Mukbil Özyörük, Dr. ihsan Ünlüer,
Doç. Haldun Taner, Asistan Özer Ozankaya... gibi çeşitli ilim dallarındaki
çalışmaları ile tanınan 147 öğretim üyesine ancak 28 Mart 1962'de
çıkarılan kanun ile üniversiteye dönme imkânı sağlandı.147'ler olayı,
MBK ve ordu faaliyetleri destekleyen aydınlar arasında da ciddî sürtüşme
ve kırgınlığa yol açmıştır.Türkeş, ihtilâlden sonra Başbakanlık Müsteşarlığı
görevine getirilmişti. Ancak O, Cemal Gürsel'in kendisine olan itimadı
ile fiilen başbakanlık görevini de ifa ettiğini belirtmektedir. Bunu
yaparken de çok aksayan şeylerle karşılaştığını, hiç arzu edilmediği
hâlde kendi nam ve hesaplarına haksızlıklar, baskılar, tecavüzler
yapıldığını tespit ettiğini söylemektedir. Türkeş'in tarafsız tutumu
bazılarının düşünce ve niyetlerine büyük engel teşkil ediyordu. Türkeş
bu durumu eserinde şöyle açıklar; "Benim bir iki partiye karşı
da tarafsız tutumum derhâl Halk Partisi'nden ve komitedeki Halk Partili
arkadaşların arasında aleyhime bir cereyanın yaratılmasına sebep oldu.
Ben ortada kaldıkça iktidar koltuğuna ulaşamayacaklarını biliyorlardı.
İnönü'nün uzun yıllardan beri kendi emellerine engel saydığı kimselere
karşı kullandığı feci iftiralar ve propagandalarını bu defa da bize
karşı seferber ettiler. Bunlardan birisi ırkçılık ve komünistlerin
deyimi ile "Kafatasçılık" ithamı idi. Vaktiyle de Turancılık
ve Irkçılık davasını nasıl bir evham ve kötü niyet esasına dayanarak
uydurulmuş olduğu ve bu dava dolayısıyla yapılan işkenceler, adaleti
lekeleyen tutumları hatırlamak icap eder... İnönü ve çevresi eski
oyunlarına yeniden başvurmuşlardır". Türkeş, Millî Birlik Komitesi'ne
ağırlığını koyarak, ihtilâle ve onun tarafsızlık vaadine gölge düşürmemesi
için, siyasî partilerle temas edilmemesi yolunda bir karar alınmasına
muvaffak olmuştur. Fakat ne yazık ki alınan bu kararın uzun süre geçerli
olmasına komite üyelerinden bazılarının art niyetleri engel olmuştur.
CHP ile MBK arasında kurulan bağ ile Halk Partisi yöneticileri komitede
cereyan eden görüşmeler ve kararlar hakkında bilgi sahibi oluyorlar
ve parti görüşlerini empoze etme imkânı buluyorlardı. İnönü'nün aradığı
fırsatı da zaten bizzat Cemal Gürsel İnönü'yü telefonla arayarak yaratmıştı.
MBK'de cereyan eden bütün görüşmeleri ajanları vasıtasıyla anında
öğrenen İnönü, seçimlerin vadedilmediği gibi en kısa zamanda yapılacağından
endişe etmeye başlamıştır. Bu nedenle bir emrivaki yaparak Cemal Gürsel
ile görüşmüş ve MBK'nin tarafsızlık ilkesi böylece ihlâl edilmiştir.
Gürsel-İnönü görüşmesi Türkeş grubu üzerinde son derece menfi bir
tesir yaratmıştı. Telâfisi için bir çare gerekliydi. Türkeş grubu
kamuoyundaki yanlış intibaı silmek için, Bölükbaşı'yı Cemal Gürsel
ile görüştürme formülünü buldu. Ve bu görüşme gerçekleşti.Türkeş grubu,
baştan beri takip ettikleri tarafsızlık tutumunun bir gereği olarak,
CHP'nin tavırlarına karşı açıkça vaziyet alınmasına karar vermiş ve
bu maksatla da 32 numaralı MBK tebliğini yayımlatmışlardır.
"Aziz Vatandaşlar,Bazı kimselerin millî inkılâp
hareketini, kendi partilerine mal ederek vatandaşlar arasında
propaganda yapmakta ve diğer parti mensupları üzerinde baskıya
yeltenmekte oldukları muhtelif kaynaklardan öğrenilmiştir....Millî
İnkılâp, hiçbir şahsın hiçbir zümrenin lehine yapılmış bir hareket
değildir. Muhterem halkımızın, köylü ve işçilerimizin demokrasiye
kavuşması, hak ve hürriyetlerinin teminatı, iktisadî kalkınması,
ana prensibimizdir. Vatandaşların hususi işlerinde her türlü çalışma
yerlerinde, kardeşlik duyguları ve huzur içinde bulunmaları esastır.İdarî
makamların bölgelerinde vaki olacak bu gibi hareketlerin üzerinde
hassasiyetle durmalarını rica ederim".
Tebliğ Cemal Gürsel'in imzasını taşıyordu. Yine aynı şeklide Türkeş
ve arkadaşlarının tesir ve telkiniyle Cemal Gürsel 27 Haziranda Türkiye
Radyolarından bir de konuşma yapmıştır. Daha önce de belirtildiği
gibi ihtilâlin amacından sapmasındaki bir diğer amil de "ilim
adamları" olarak davet edilen kişilerin tutumu olmuştur. Türkeş
tanınmış hukuk profesörlerinin normal hukuk kurallarına itibar etmeyip,
ihtilâlin kendisine has hukukunun işlerliğini telkin edişlerini de
şöyle izah etmektedir ; "Yassıada mahkemeleri için hazırlık yapıldığı
bir sırada bazı profesörlerden bir teklif geldi.Celâl Bayar, Refik
Koraltan'ın yaşları ileridir. Bunları işledikleri suç itibariyle idam
cezası verilmelidir. O hâlde Türk Ceza Kanunu'ndaki 65. madde değiştirilmeli.
Ben buna karşı çıktım. Hukukta bir prensip vardır, cezalar makable
şamil olmaz. Değiştirdiğimiz kanunu o tarihten öncesi fiiller için
uygularsak, tarih önünde sorumlu oluruz. Bunu yapmayalım, dediğimiz
zaman bir profesör kalktı bana dedi di; "Hayır siz yanlış düşünüyorsunuz.
İhtilâllerde bu olur. Şimdi normal hukuk cari değildir. İhtilâl hukuku
caridir. Yani ihtilâl hukukunda böyle bir prensip bahis konusu edilemez"
bunu bana söyleyen Prof. Dr. Muammer Aksoy'du".Türkeş'in normal
hukuk kurallarından yana oluşu bazı arkadaşlarının da tepkisine sebep
olmuştur. Türkeş ise "Madem böyle düşünüyorlar, hukukçular bir
teklif hazırlayıp altını imza etsinler. Ona göre MBK da böyle bir
kanun tadilâtı yapsın, hukukçulardan imzalı bir teklif gelmesi üzerine
komite de o maddeyi değiştirdi" diyordu. Türkeş, DP'nin
kapatılması için yapılan tekliflere asla itibar etmemiştir. Türkiye'deki
bütün partilerin katılımıyla demokratik nizamın devam etmesini istemiştir,
DP'nin kapatılması mahkemeye yapılan bir ihbarla olmuştur. İki sene
kongresini yapmadığı için mahkeme kararı ile kapatılmıştır ".Türkeş,
radyoda yaptığı konuşmasının mana ve ruhuna her zaman bağlı kalmıştır.
"İhtilâlin hiçbir şahsa ve zümreye karşı yapılmadığı" ifade
edilirken, özellikle DP yöneticileri ve DP'li vatandaşlar zikretmiştir.
Yine bu beyanda "Partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret
ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırılacaktır"
denilmiştir. En önemlisi "idarenin hangi tarafa mensup olursa
olsun seçimi kazananlara devir ve teslim edileceğinin" vadedilmiş
olmasıdır. Bu da DP yöneticileri ve DP'li seçmenler için büyük bir
teminat olmuştur. Sonuçta Türkeş ve arkadaşları, başı koparılan DP'ye
oy ve gönül vermiş büyük vatandaş kitlesine sahip çıkmak ve onları
CHP hırsı karşısında yeniden organize edip siyasî bir güç hâline getirmek
istemişlerdir. MBK'nin iktidarı devralmasından sonra Alparslan Türkeş'in
tesir ve telkinleriyle günümüzde faaliyet gösteren birtakım önemli
müesseselerin ihtilâlden hemen sonra kurulmuş olduğu görülmektedir.
Bu müesseselere en güzel örnek Devlet Plânlama Teşkilâtıdır(DPT).
Bununla birlikte bir Konservatuar Kanunu ve İş Seferberliği Kanunu
hazırlatmış, 212 Sayılı Basın Kanunu ile basın mensuplarının bağımsız
görev yapmalarına imkân sağlamıştır. Bu yöndeki çalışmalar daha sonra
Basın İlân Kurumunun doğmasına yol açmıştır. Alpaslan Türkeş'in uzun
vadede gerçekleştirmeyi plânladığı reformlar arasında şunlar sayılabilir;
Toprak Reformu, Tarım Kooperatifleri ve Köy Üniteleri, Yedek Subay
Öğretmenlik Sistemi, İdarî Reform, İşçi Seferberliği ve Sağlık Hizmetlerinin
Sosyalizasyonu. Türkeş ve arkadaşları ülkenin sosyal, iktisadî ve
siyasî yapısında kısa ve uzun vadeli reform hareketlerini plânlarken
diğer tarafta günlük bir gazete çıkararak ileride kurmayı düşündükleri
Millî Birlik Partisi vasıtasıyla kendi seslerini duyurmayı düşünüyorlardı.
Bu çalışmalar sonucunda "Öncü" adlı bir gazete kurulmuştur.
Gazete, gerçekte 14'lerin yayın organı olmasına rağmen bu durum kamuoyuna
resmen duyurulmamıştır. Türkeş'in 1960 İhtilâli sonrasında sosyal
ve kültürel alanda meydana gelen boşluğu doldurmak amacıyla kurdurmuş
olduğu "Türk Kültür Derneği" ayrı bir öneme sahiptir. Derneğin
kuruluş gayeleri arasında köylere hitap etmesi düşünülmüş olmakla
birlikte temel felsefesi, Türk gençliğini Marksist ve bölücü ideoloji
tesirine karşı uyarmak, onları millî kültürle yoğurmak, teşkilâtlandırmak
olarak bizzat Alparslan Türkeş tarafından tespit edilmiştir. Türkeş,
Türk Kültür Derneği'nin başına ise yakın arkadaşı Şahap Homriş'i getirmiştir.
Dernek çok kısa süre faaliyet göstermiş, Türkeş'in sürgüne gönderilmesiyle
atıl kalmıştır. Bugünkü Ülkü Ocakları'nın orijini olarak kabul edilmesi
gereken Türk Kültür Derneği, kuruluş felsefesi ve gayesi ile Alparslan
Türkeş'in fikir babalığını yaptığı bir misyonun uygulama alanındaki
ilk örneği ve teşebbüsüdür. Menderes ve Arkadaşlarının İdamı Meselesi
Yassıada duruşmaları 14 Ekim 1960'da başlatıldı. Demokrat Partilileri
yargılamak üzere kurulan Yüksek Adalet Divanı adlî ve askerî
yargıçlardan meydana gelmekteydi. Salim Bozal'ın mahkeme başkanı,
Ömer Altay Egesel'in ise başsavcı olduğu mahkeme, verdiği ölüm ve
ağır hapis cezalarıyla olağanüstü dönemlerdeki askerî rejim hukukuna
aykırı davranışlarıyla tarihe geçmiştir. Yassıada'da 11 ay süren mahkemelerde
592 kişi yargılanmış, 288 kişi hakkında idam cezası istenmiştir. Sonuçta
Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edilmiş,
31 kişi ömür boyu hapse, 418 kişi 6 aydan 20 yıla kadar çeşitli hapis
cezalarına çarptırılmıştır. 123 kişi beraat etmiş, 5 kişinin davası
düşmüştür. Türkeş, MBK'ye yapılan bütün baskılara rağmen DP'li milletvekillerinin
tutuklanmasına hatta hükûmet mensuplarının bile hapis edilmesine lüzum
olmadığını, bunların hepsinin yurt dışına gönderilmelerinin uygun
olacağı görüşünde idi. Cemal Gürsel de ona katılıyordu. Hatta Türkeş,
Dışişleri Bakanı Selim Sarper ile bu konuda görüşmüş, Dışişleri bakanı
yabancı devlet temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda İsviçre
Hükûmeti'nin DP liderlerini kabul edeceklerini öğrenmişlerdi. Ancak
MBK bu duruma büyük tepki gösterince mesele bir müddet durdurulmuştur.
Bu engeller karşısında DP liderlerinin yurt dışına gönderilmeleri
mümkün olmadı. Ancak Türkeş, Yüksek Adalet Divanından idam kararının
çıkması durumunda bu kararların MBK'nin tasdikinden geçmesini hükme
bağlatmıştı. Böylece idam kararları çıktığı taktirde bu hükümlerin
tasdik edilmesini engellemeyi düşünmüştür. Fakat Alparslan Türkeş'in
plânlarını bozan ve hesapta olmayan gelişme, 13 Kasım'da 14'lerin
sürgüne gönderilmeleriyle ilgili gelişmelerdir. Böylece idamlar önündeki
en büyük engel olan Türkeş'in lideri olduğu 14'ler grubu saf dışı
bırakılmış ve Cumhuriyet tarihimizdeki hazin sonu hazırlanmıştır.Yassıada'da
idam kararlarının çıkacağını hisseden Alparslan Türkeş, Hindistan'da
sürgünde olmasına rağmen Dışişleri Bakanı Selim Sarper vasıtasıyla
Cemal Gürsel'e gönderdiği mektupla idamlara karşı çıkmıştır. Türkeş,
1960 yılı Haziran aylarının başlarından itibaren başlayan Yassıada
olayına görevde kaldığı 6 ay boyunca karşı çıkmış, Menderes ve arkadaşlarına
verilebilecek en ağır cezanın sürgün olması gerektiği hususundaki
düşüncelerini sonuna kadar savunmuştur.Alparslan Türkeş'in Cemal Gürsel'e
gönderdiği 7 Eylül 1961 tarihli mektubu tarihî önemine binaen aşağıya
alınmıştır;
"Orgeneralim, Yeni Delhi, 7 Eylül 1961
Size asla yazmak niyetinde değil idim. Fakat bugün memleketin
yüksek menfaatleri bakımından bazı hususların dikkatinize sunulması
zaruri oldu.Şöyle ki:Yüksek Adalet Divânı birkaç güne kadar
eski iktidar mensupları hakkında hükmünü verecektir. Adaletin
hükmüne müdahale etmek ve daima hürmetkâr bulunmak şarttır.
Ancak, hükümlerin infazı yurtta mevcut durumun nezaketi göz
önüne getirilince, ayrıca incelenmeğe değer görülmüştür.Yüksek
Adalet Divânı'nın vereceği cezalar içinde idam hükümleri mevcut
bulunduğu takdirde bunların tadil edilerek hafifletilmek cihetine
gidilmesi çok faydalı olacaktır. Çünkü:a) İdam cezalarının infazı,
13 Kasım'dan beri atılan çok hatalı adımlar dolayısıyla memlekette
meydana gelmiş olan huzursuzluğu daha çok arttıracaktır.b) Ölüm
cezalarının infazı, yurt dışında da milletimiz ve devletimiz
aleyhinde tepkilere yol açacaktır.c) Ölüm cezalarının infazı
hâlinde, milletimizi bölen kin ve garaz duyguları şiddetlenecek
ve 27 Mayıs'ın amacı olan Millî Birlik ruhunun geliştirilmesini
güçleştirecektir.ç) Yukarıda sıralanan mahzurlarına karşılık,
cezaların infazı ile memlekete sağlanacak hiçbir fayda yoktur.Esasen
siyasî suçlardan dolayı, ölüm cezaları verilmesi bugünün insanlık
duygularına uymamaktadır.Buraya kadar sıralanan mutalâalara
ilâveten, hukuk bakımından da şu hususların incelenmesi lüzumludur.I-
Yüksek Adalet Divanının vereceği idam kararlarının nihaî incelenmesi,
bununla ilgili kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tek meşru yasama
organı bulunan 27 MAYIS MİLLÎ BİRLİK KOMİTESİ'ne ait idi.II-
Bugün ise, yasama organı yalnız başına 13 KASIM KOMİTESİ değil,
Temsilciler Meclisi ile birlikte Komite'den meydana gelen Kurucu
Meclis'tir.III- Türk Anayasası'na göre, idam hükümlerinin nihaî
incelenmesi, yasama organlarına aittir. Şu halde, bugün Yüksek
Adalet Divanı'nın vereceği idam kararlarının yalnız 13 KASIM
KOMİTESİ'nce incelenmesi hukukî ve meşru olamaz.Aksi hâlde,
millet ve tarih önünde sorumlu olacağınızı hatırlatırım.Saygılarımla,Alparslan
Türkeş
Mektup incelendiğinde Türkeş'in idam cezalarına karşı çıkması, siyasî,
sosyal ve hukukî temellere dayandığı görülmektedir. İdamların ülkede
huzursuzluğa yol açacağını ve bölünmelere sebep olacağını savunan
Türkeş aynı zamanda ülkenin dış itibarının da zedeleneceğine işaret
etmiştir. Hukukî açıdan ise 13 Kasım tasfiyesi ile meydana gelen yeni
MBK'nin idam kararlarını incelemesi ve onaylamasının hiçbir hukukî
dayanağının olamayacağının iddia ederek, idamları engellemeye çalışmıştır.13
Kasım Tasfiyesi ve Alparslan Türkeş'in Sürgüne GönderilişiMBK
içindeki bir grup, en geç iki ay içinde seçim yaptırıp iktidarı sivillere
devretmek düşüncesindeydiler. Bu "siviller" kavramı aslında
"İnönü ve CHP" demekti. Oysa Türkeş ve arkadaşları hemen
bir seçim yapılmasına taraftar değillerdi. Çünkü memlekette bir DP
gerçeği vardı ve bu partiye mensup vatandaşlar her fırsatta İnönü
iktidarını istemediklerin dile getiriyorlardı. Türkeş ve arkadaşları
MBK'yi bir siyasî parti hâlinde organize etmeyi düşünmüşlerdi. Cemal
Paşa da uygun görmüş ve bu görev Türkeş'e verilmişti. Türkeş bu konuda
şöyle diyor; "Bizim görüşümüz bugün başsız kalmış bir DP'li
vatandaş kitlesi var. Mademki ileride demokrasiye dönmekten bahsediyoruz,,
bu DP'li vatandaş kitlesini toparlayalım,organize edelim, sonra da
seçime gidelim. Ben öyle zannediyorum ki bu şeklide hareket edersek
seçimi kazanabiliriz ve bu seferde seçim kazanmış iktidar olarak işe
devam ederiz. İşte bizim düşüncemiz buydu".İktidarın Halk
Partisine devredilmesine karşı olan Türkeş ve arkadaşları bir toplantı
yaparak meseleyi müzakere ettiler. Toplantıda alınan kararlar şunlardı;
1. Yalan ihbarlarla ilgili bir bildiri yayımlanacak,
bu kabil ihbarlarda bulunanlar hakkında şiddetli cezalar tatbik
olunacağı bildirilecektir.2. İdare amirlerine bir genelge gönderilerek,
vatandaşlara keyfî baskı ve tazyik yapılmasına mani olunması istenecektir.3.
Milli Birlik Komitesi ve idare mekanizması partiler üstü kalacaktır.4.
Memleket şartları henüz seçime müsait değildir
O gece varılan fikir birliği komiteye de aynen intikal ettirilmiştir.
İhtilâl idaresinin dört yıl daha iktidarda kalması teklif olunmuş,
ayrıca bunun halk oyuna sunulduktan sonra gerçekleşmesi istenmiştir.
MBK'nin 25 üyesi bu önergeyi imzalamıştır. Türkeş ise dört yıl sonra
yapılacak seçimlerde CHP karşısına Millî Birlik Partisi olarak çıkılmasının
27 Mayıs ilkelerine uygun düşeceğini belirtiyordu. Türkeş, Millî Birlik
Komitesinin kuruluş gayesini anlatarak, Komitenin ihtilâl hareketini
başardıktan sonra memlekette köklü reformlar yapmak, müsait seçim
zemini hazırlamak ve seçimlere Millî Birlik Partisi adıyla katılmak
için kurulmuş olduğunu söyledikten sonra şöyle dedi;
"27 Mayıs İhtilâli'nin gayesine ulaşabilmesi
için Komitenin kuruluş sebeplerini ortadan kaldırması lâzımdır.
Reformları gerçekleştirinceye kadar idareyi elimizde bulundurmak
mecburiyetindeyiz".
MBK Başkanlığına verilen 25 imzalı bir önerge ile, ihtilâl idaresinin
dört yıl iktidarda kalması, bunun için de referandum yapılarak halkın
arzusunun tespit edilmesi isteniyordu. Bu önergeyi imzalayan üyeler
şunlardı: Cemal Gürsel, Cemal Madanoğlu, Sıtkı Ulay, Fahri Özdilek,
Osman Köksal, Sami Küçük,Suphi Gürsoytrak, Kamil Karavelioğlu, Suphi
Karaman, Muzaffer Yurdakuler, Kadri Kaplan, Mehmet Özgüneş,Orhan Kabibay,
Orhan Erkanlı, Muzaffer Özdağ, Rifat Baykal, Fazlı Akkoyunlu, Ahmet
Er, Dündar Taşer, Numan ;Esin, Mustafa Kaplan, İrfan Solmazer, Şefik
Soyuyüce, Muzaffer Karan ve Münir Köseoğlu.Önergenin okunması üzerine
Türkeş yeniden söz aldı. Arkadaşlarıyla aynı görüşte olduğunu, fakat
dört yıl sonunda yapılarak seçimlere Halk Partisi'nin karşısında Millî
Birlik Partisi olarak gidilmesinin 27 Mayıs ilkelerine uygun düşeceğini
belirtti. Ahmet Yıldız, Haydar Tunçkanat, Şükran Özkaya, Selahattin
Özgür, Emanullah Çelebi, Sezai Okan, Fikret Kıytak, Vehbi Ersü, Mucip
Ataklı, Refet Aksoylu ve Ekrem Acuner önergenin tümüne itiraz ediyorlardı.
Bunlar eski görüşlerini ısrarla savunuyorlar ve seçimlerin en kısa
zamanda yapılmasının ve iktidarın seçimim kazanacak partiye devredilmesinin
, böylece 27 Mayıs günü millete yapılan vaadin yerine getirilmesinin
gerektiğini belirtiyorlardı.Başkan Cemal Gürsel, Türkeş'in görüşüne
katıldığını söyleyince, önergede imzaları bulunduğu hâlde çekimser
davranan bazı üyeler de meselelerine sahip çıkmışlardı. Uzun tartışmalardan
sonra, Millî Birlik Komitesinin dört yıllık iktidarda kalması, köklü
reformlar yapması, bunun için referanduma başvurulması ve dört yıl
sonra yapılacak seçimlere Millî Birlik Partisi olarak iştirak edilmesi
11'e karşı 26 oyla kabul edildi. Komite bu kararı 1960 yılının Eylül
ayı başında almıştı.Kararın alınmasından sonra bütün Komite üyelerinin
halkla temasa geçmeleri, onların arzularını öğrenmeleri ve edinecekleri
intibaı Komiteye getirmeleri için bir gezi programı hazırlanmış teklif
edilmişti. Bu teklif de kabul edildi ve Komite üyelerini 15 Eylül'de
başlamak ve Eylül sonunda tamamlanmak üzere yapacakları gezileri programlaştırmak
için bir komisyon kuruldu. Bu olaylar cereyan ettiği sıralarda Komite
14'ler, 11'ler, 7'ler ve 5'ler olmak üzere dört gruba ayrılmıştı.
14'ler grubunu Alparslan Türkeş, Orhan Kabibay, Orhan Erkanlı,Muzafer
Özdağ, Rifat Baykal Fazıl Akkoyunlu, Ahmet Er, Dündar Taşer, Numan
Esin, Mustafa Kaplan, İrfan Solmazer, Şefik Soyuyüce, Muzaffer Karan
ve Müner Köseoğlu; 11 ler grubunu Ahmet , Haydar Tunçkanat, Şükran
Özkaya, Selahattin Özgür, Emanullah Çelebi, Sezai Okan, Fikret Kuytak,
Vehbi Ersü, Mucip Ataklı, Refet Aksoyoğlu ve Ekrem Acuner; 7 ler grubunu
Sami Küçük, Suphi Gürsoytrak, Kâmil Karavelioğlu, Suphi Karaman, Muzaffer
Yurdakuler, Kadri Kaplan ve Mehmet; Özgüneş; 5'ler grubunu da Cemal
Gürsel, Cemal Madanoğlu, Fahri Özdilek, Sıtkı Ulay ve Osman Köksal
teşkil ediyorlardı. 14'ler grubunun lideri Alparslan Türkeş, 11'ler
grubunun lideri Ahmet Yıldız, 7'ler grubunun lideri Sami Küçük ve
5'ler grubunun lideri de Cemal Gürsel idi. 14'ler Komiteye hâkim gruptu
ve toplantılardan istediği kararı çıkarmasını biliyordu. Maksadı dört
yıl iktidarda kalmak, daha sonra parti olarak Halk Partisi'ni karşısında
seçimlere girmekti. Türkeş, Komite bu konuda karar almadan önce meseleyi
Devlet ve Hükûmet Başkanı Cemal Gürsel'e de açmış Milli Birlik Komitesinin
Millî Birlik Partisi hâline getirilmesi için onun mutabakat ve muvafakatini
almıştı. Gürsel'in talimatı üzerine bazı politikacılarla bu konuda
temasa geçen Türkeş meseleyi Ekrem Alican, Aydın Yalçın ve Necip San'la
görüşmüş, hatta partinin tüzüğünü hazırlamak üzere CKMP Milletvekili
olan Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Albay Fuat Uluç'u görevlendirmişti.
13 Kasım İhtilâli yapıldığı sırada partinin tüzüğü kısmen hazırlanmış
bulunuyordu. 11'ler grubunun maksadı, seçimleri en kısa zamanda yapmaktı.
Bunlar böylece 27 Mayıs İhtilâli'nin hedefine varmış olacağına inanıyorlardı
ve Halk Partisi ileri gelenleri ile sıkı temas hâlinde bulunuyorlar.
Onların görüşlerinden istifade ediyorlar, hatta bu görüşleri zaman
zaman Komite toplantılarına bile getiriyorlardı.7'ler grubu, 14'ler
ve 11'ler arasında denge unsuru olarak vazife görmek istiyordu. Daha
ziyade 14'ler grubuna yatkın fikrî çalışmalarda bulunuyordu. Çoğunluğu
generallerden kurulu 5'ler grubu ise bütün grupların üstünde tarafsız
ve uzlaştırıcı bir politika takip ediyordu. Bununla beraber 5'ler
grubu da çok zaman 14'ler grubunun fikri temayülleri istikametinde
hareket ediyorlardı.Aynı tarihlerde İnönü tarafından "Tabiî Senatörlük"
olayı ortaya atılmıştı. Türkeş ve arkadaşları böyle bir şeyin millet
huzurunda edilen yemine ihanet olacağını ileri sürerek buna karşı
çıkmışlardı. Sonuçta 26'ya 11 çoğunlukla bu fikir de reddedilmişti.
Türkeş MBK üyesi subayları şu üç kategoriye ayırır;1.
Yarışçılar; Milletimiz kendi ayakları üzerinde kurabilecek kuvvetli
ve müreffeh bir seviyeye getirmek gücünü kendilerinde bulanlar,
2. İstikballerini CHP'ye Bağlayanlar; İktidarı CHP'ye devredince
her şeyin düzelebileceğini sanıp kendilerine teklif edilen ebedî
parlâmento koltuklarını ve altın heykelleri hayal eden gafiller,3.
Olaylara Seyirci Kalanlar : Hiçbir mesele ile ilgilenmedikleri
için olayların akışına tâbi olanlar.
İşte bu bölünmüşlük ihtilâli yok etmenin başlangıcı olabilirdi. Ayrıca
Türkeş grubunun, Tabiî Senatörlük fikrini reddetmelerinin kendilerine
karşı düşmanlığı arttırdığı açıktır.Bir diğer sebep ise komünistlerin
27 Mayıs'tan azamî ölçüde faydalanma çabası içinde olmaları ve milliyetçi,
Türkçü, aynı zamanda radikal reformcu ve sosyal adaletçi hareketlere
karşı her türlü propaganda faaliyetini gerçekleştiriyor olmalarıydı.İnönü'nün
ortaya atmış olduğu ırkçılık ve Turancılık suçlamalarıyla hem yurt
içinde hem de yurt dışında Türkeş'i tanımayan çevrelerde fanatik ve
korkunç bir insan tipi doğmuştur. Bu da 13 Kasım'ın meydan gelmesinde
önemli rol oynamıştır. Türkeş, 13 Kasım Hareketi'nin ortaya çıkmasına
sebep olarak mason olma tekliflerinin reddedilmesini gösterirken bir
diğer sebep de şuydu; Türk milletini çağdaş medeniyete ulaştırmak,
ülkü, kültür birliği yoluyla manevî bir kalkınma sağlamak sosyal ve
iktisadî reformları milliyetçi bir açıdan gerçekleştirmek amacı gütmek
yerine hemen bir anayasa düzenleyerek memleketin yönetimini hukuk
esasına bağlamak yoluna gidenler meşru ve haklı davranışlarına tahammül
edemedikleri bir kısım MBK üyelerine karşı Anayasayı ihlâl ederek
bir ihanet hareketinde bulunmuşlardır.Türkeş'in ifadesinden 13 Kasım
Hareketi'ni çok önce sezmiş olduğu anlaşılmaktadır: "Eylül
ayından itibaren komite artık birbirine düşman iki grup hâlindeydi.
İnönü 'de komite de olup bitenleri dikkatle takip ediyor ve endişeye
kapılıyordu. İnönü yanına partinin ileri gelenlerini de alarak Gürsel'i
ziyaret etti. Kendisiyle uzun bir görüşme yaptı. Ertesi gün görüşmeler
alt kademelerde cereyan etti, fakat gizliliğine son derece dikkat
olundu. Ne olmuşsa bu görüşmelerden sonra olmuş, 13 Kasım İhtilâli
ufukta görülmeye başlamıştı ". Ayrıca Türkeş ve arkadaşları "Kurucu
Meclis" fikrine de karşıydılar ve "Millet Şurası" adlı
bir meclisin acele toplanmasını istiyorlardı. Konu hakkında Türkeş
şunları söylemektedir; "1960 Ekiminin son günlerinde MBK bir
Kurucu Meclis kurulmasını faydalı mülahaza etti ve bunun için gerekli
hazırlıkları yaptırmak vazife ve yetkisini Cemal Gürsel Paşa'ya verdi...Gürsel
Paşa'nın toplanacak Kurucu Meclis'in Anayasasını hazırlamak ve gerekli
düzeni yapmak üzere üç kişilik bir kurul kurduğunu öğrendik. Bunlar
CHP'li idiler. Böyle bir kurulun hazırlayacağı Kurucu Meclisin partizan
bir kimliğe bürüneceği yolunda büyük endişelere düştük... Paşa tarafından
seçilmiş olan üç kişinin CHP'li oluşunu şiddetle tenkit ettik ve bunun
mahzurlarını belirttik Kurula tarafsız ilim adamlarından ve diğer
partilerden dört | |