BALKANLAR’IN TÜRKLEŞMESİ/İSLAMLAŞMASI VE İSKAN POLİTİKASI

 

Burak ÖZGÜVEN

Balkanlar yüzyıllarca birçok ulusa ev sahipliği yapmış, birçok milletin yaşam alanı olmuş, coğrafi ve jeopolitik yapısı nedeniyle çokça savaş görmüştür. Balkanlar Hun Devletinin, Perslerin, Roma ve Bizans’ın ve daha sonrasında Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında kalmıştır. Osmanlı Devletinin bölgeye hüküm sürmeye başlaması ile birlikte Balkanlarda tarih farklı yazılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminde Anadolu’dan birçok Türk aileleri/aşiretleri bölgeye taşınmıştır. Osmanlı Devleti bölgede ki insanların dini yaşantılarına saygılı ve hoşgörülü bir şekilde davranırken “iskan politikası” ile birlikte bölgenin Türkleşmesini de sağlamıştır.

Osmanlı’nın Balkanlara geçişinin önemli ilk adımı 14.yüzyılın ortalarında Çimpe Kalesinin alınmasıdır. Çimpe Kalesinin alınması ile birlikte Balkanlarda seyir değişmiş ve sonrasında Osmanlı Devleti özellikle Orhan Bey ve I. Murad dönemlerinde Balkanlarda önemli ölçüde toprak kazanmıştır. Türklerin ilk Balkan Fetihlerinden sonra bölgede belirli bir Türk nüfusunun oluştuğu ve Türkçe isimler taşıyan birçok köy olduğu fark edilmektedir.  Başlangıç olarak örnek teşkil eden bu durum tarihin ilerleyen dönemlerinde daha da artacak ve bir devlet politikası halinde uygulanacaktır. Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un fethinden sonra artan fütuhat hareketleri ile birlikte Balkanlar net bir şekilde Türk devleti egemenliğinde olmuştur.

Osmanlı Devleti fethettiği topraklarda gayrimüslimlere ayrıcalıklar tanımış, dinlerini hür bir şekilde yaşama imkânı vermiştir. Ayrıca bölgenin de bir Türk yurdu hailinde gelmesi için “iskân politikası” uygulamıştır. Gayrimüslimlere gösterilen hoşgörü ve bölgenin Türkleşmesi için uygulanan iskân politikası, fethedilen toprakların sadece askeri önlemler ile elde tutulmayacağından dolayı büyük bir stratejik kazanç olarak görülmelidir.

Fethedilen bölgelerde yaşayan gayrimüslimlere hoşgörü ile bakan Osmanlı, dini fark etmeksizin her topluma vicdan hürriyetini sağlamıştır. “İstimalet Politikası” ile birlikte fethedilen yerlerde bir süre daha o bölgenin kuralları geçerli olmuş, din ve ibadet serbestliği tanınmıştır. Balkan fütuhatının ilerlemesi ve gerçekleşmesi sadece kılıçla değil, yerli gayrimüslimlerin himayesi, dini özgürlük verilmesi, vergi muafiyeti tanınması gibi ısındırıcı politikalarla gerçekleşmiştir. Bu siyaset İstimaletname gibi yazılı kâğıtlarla belgelenerek devletin reayaya verdiği taahhütler resmileştirilmiştir. Bu sayede fethedilen bölgede yaşayan toplumların Osmanlı Devleti’ne daha ılımlı bakmaları ve yeni yönetimi daha kolay benimsemeleri sağlanmıştır. Gayrimüslim reayayı düşman baskılarına karşı korumak, din ve mezhep çatışmalarından uzak özgür bir yaşam sunmak, güvenli bir hayatı vadetmek devletin bölgede ki egemenliği ayakta tutan sebepler olmuştur. Özellikle eski feodal rejimin baskısından, anarşiden bıkmış olan ekseriyetle köylerde yaşayan Balkan toplumu Osmanlı Devleti’nin merkeziyetçi ve hoşgörülü yapısından dolayı Türkleri kurtarıcı gibi görmüşler ve yeni yönetimi kolayca benimsemişlerdir.

Balkanlarda ki iskân politikası fetihlerin yönleriyle de doğrudan ilişkilidir. Osmanlı kuvvetleri fetihler sırasında Roma ve Bizans’ın yapmış/kullanmış olduğu yollardan yararlandılar. Bu yolları üç ana kol üzerinden irdelemek mümkündür. Sol kol; İpsala, Gümülcine üzerinden Tırhala ve Üsküp’e ulaşıyordu. Orta kol;  Çirmen, Zağara üzerinden ikiye ayrılarak Sofya ve devamında Niş ve Belgrat’a ulaşıyor, diğer ayrım da Köstendil üzerinden Üsküp’e bağlanıyordu. Sağ kol ise Trakya’dan başlıyor, Kırklareli ve Edirne üzerinden iki ana hat üzerinden birleşerek Tuna Nehrine bağlanıyordu. Niğbolu, Dobruca, Babadağ gibi önemli merkezler bu hat üzerinde yer alıyordu. İstanbul’un gıda ihtiyacının karşılanmasında büyük faktör olması, karayolu ve denizyolunun kullanımı ve Köstence, Varna, Burgaz gibi limanların bulunması bu kolun önemini arıtıyordu.

14. asrın ortalarında Doğu Trakya’ya fetih hareketleri başlatan Osmanlı kazanılan toprakları öylece bırakıp devam etmek yerine, bölgenin idari ve askeri kontrolünü de ele almıştır. Katılan topraklara ilk olarak fetih sırasında yakın civarda ki ( Balıkesir- Manisa bölgeleri) yerlerden Türklerin göç ettirilmesi ile “İskan Politikası” başlatılmıştır. Rumeli’ye geçtikten sonra sadece askeri güç ile bölgenin egemenliğini kontrol altına almakta zorlanacağını bilen Osmanlı Devleti, Anadolu’dan göçler ile bölgede daha kolay tutunmayı sağlamıştır. İlk olarak 1357 yılında Balıkesir’de yaşayan bir grup Türk aşiretini önce Gelibolu’ya sonra Hayrabolu’ya yerleştirildi.

Fetihten sonra, takip eden yıllarda, Karesioğulları, Karamanoğulları ve Menteşeoğulları iskân ettirilen ilk ailelerdi. Karesioğulları ve Menteşeoğulları’nın iskân ettirilmesi nedeni olarak Rumeli’ye yakınlık kayda değer iken Karamanoğullarında durum daha farklıdır. Karamanoğulları Osmanlı’ya alternatif olabilecek en güçlü belki de tek beyliktir. Karamanoğulları kendilerini Selçukluların devamı ve varisi olarak görmektedir. Osmanlı Devleti Karamanoğullarını iskân ettirmekle sadece Balkanlarda değil Anadolu’da ki gücünü de arttırmıştır. Osmanlı bu politikalardan farklı olarak zaviyelerin bölgede kurulmasını teşvik etmiştir. Şeyh ve ahilerin bölgeye gidip nüfusu çekmeleri doğrultusunda; bu nüfusun askeri açıdan güvenliği sağlaması, köyleri cazibe merkezi haline getirmesi; özellikle ticaretin ve seyahatin güvenilir olmadığı bölgelerde yerleşim oluşturması ve bayındırlaşmayı sağlaması gerçekleştirilmiştir.

Devlet-i Aliyye iskân politikasında öncelik olarak askeri bakımdan stratejik öneme sahip toprakların Türkleşmesine önem vermiş ve bu şehirlerin Türkleşmesine/İslamlaşmasına öncelik tanımıştır. Politik olarak önem addeden bölgelere Türklerin iskân ettirilmesi ile askeri açıdan güvenlik sağlanmıştır. Bölgeye gelen Türkler hem askeri açıdan güvenliği sağlarken aynı zamanda fetihlere devam eden ordunun motivasyon ve gücünü artırmıştır. Ordunun daha ileriye gitmesi, fütuhatı sürdürmesi için bölgenin tam olarak ele geçirilmesi ve Türkleşmesinin sağlanması gerekliliği iskân politikası sonucu sağlanmaktadır.

Osmanlı Devleti iskân politikasını uygularken, göç ettirilecekleri belirlemede, özelikle hedef kitle olarak konar-göçer Türkleri seçmiştir. Anadolu’da konar-göçer olarak yaşamını idame ettiren Türklerin Trakya’ya nakledilmesiyle, Rumeli’ni İslamlaştırmanın yanı sıra tebaasının yerleşik hayata geçişini de sağlamıştır.  Osmanlı uyguladığı Türkleştirme politikasının tamamında, Anadolu’dan iskân ettirilecek kitleyi seçmede özenle davranmış, harikulade bir politika ortaya koymuştur. Anadolu’da asayişi bozan veya bozma potansiyeli olanlar, ayaklanma çıkarma ihtimali mevcutlar, aileler/aşiretler arası anlaşmazlık ve uyumsuzluk içerisinde bulunanlar iskân politikasına tabi tutularak, Rumeli’de ki hedeflerin ötesinde, Anadolu’da ki asayiş ve huzurun da tesisi sağlanmıştır. İskâna tabi tutulan göçmenlerin ise tekrar Anadolu’ya gelişleri kısıtlamış hatta geçerli bir neden olmaksızın dönüşleri yasaklanmıştır. Bu kısıtlamanın beraberinde devlet, göç ettirilenlerle yakından ilgilenmiştir. Politika uygulanırken iskâna tabi tutulanların daha önce yaptıkları işe, yaşadıkları ve yaşayacakları bölgenin iklim uyumuna dikkat edilmiştir. İskân ettirilen ailelere vergi muafiyeti sağlanmış ve fazlasıyla toprak verilmiştir; bu durum göç edecekleri teşvik etmiş ve Anadolu’da ki reayayı da özendirmiştir.

14. Yüzyılda Balkanlara adım atan Türkler pek çok şehirde konuşlanmış, yeni yaşam alanları oluşturmuş, bölgeyi Türkleştirmiştir. Rumeli fütuhatının başlangıcı ile birlikte bölgeye yerleşen Türkler yüz yıllar boyunca yaşamlarını sürdürmüşler ve bölgeyi yurt addetmişlerdir. Özellikle Cumhuriyetin ilanına kadar olan süreç de Rumeli’nde ki birçok bölgede Türk nüfusu gayrimüslim nüfustan fazla olmuştur. Gümülcine, Ferecik, Çirmen, Zağra, Hasköy kazalarında 15.YY sonu 16.YY başında ki ölçümlere göre gayrimüslimlere nazaran yaklaşık on kat kadar Türk hanesi mevcuttur. 1923 yılında Batı Trakya’da ( Gümülcine, Dedeağaç, Sofullu, İskeçe ) toplam nüfusun yüzde 67’lik kısmı Türk, kalan kısmı gayrimüslimdir. İskân Siyaseti sonucu Balkanlara yerleşmeye başlayan Türklerin önemli bir kısmı 93 harbi ve nüfus mübadelesine kadar bölgede yaşamaya devam etmişlerdir.

Balkanlarda iskân eden Türkler yaşadıkları bölgelere bağlı bulundukları boyun veya geldikleri yerin isimlerini verdiler. Canikli, Geredeli, Saruhanlı, Menteşeli, Oğuzlar, Balabanlı, Tatarlar, Hasköy gibi isimlerle bölgelerin adlarını Türkçeleştirdiler.

Bölgelerin isimleri ile birlikte Rumeli’ni Türkleştirme içerisinde olan Türkler bölgede ki birçok yapıt ve eserle de Türkleşmenin kalıcı olmasını sağlamaya çalıştılar. Yaklaşık beş yüz yıl Balkanlara hüküm süren Osmanlı Devleti bölgede camiler, hanlar, çeşmeler, köprüler ve çeşitli eserler ile bölgeye damga vurmuştur.

Osmanlı Devleti bazı bölgeleri tamamıyla kendi mimarisine göre şekillendirmiş, Osmanlı ve Selçuklu modelleri üzerine şehirlerin siluetini değiştiren eserler inşa etmiştir. Osmanlı’nın bölgenin Türkleşmesi için yaptığı mimari çalışmalar büyük önem arz etmektedir. Balkanlarda ki Türkleşmesi ve İslamlaşmasına verilebilecek en güzide örnek “Adakale’dir.” Tuna Nehri üzerinde kurulmuş, dönemde Tuna Nehri üzerinde ki ticareti kontrol eden “Adakale”  1691 yılında fethedilmiştir. 18.YY’ın başlarında Avusturyalıların eline geçen ada 1738’de tekrar Osmanlı tarafından fethedilmiştir ve uzun süre Osmanlı’nın Avrupa’da ki önemli savunma noktası olmuştur. Adakale; Osmanlı kayıtlarında “Kilid-i memleket-i Erdel ve Macar ve miftah-ı ülkât-ı Belgrad ve Tamşıvar”, yani “Macaristan’ın kilidi ve Sırbistan ve Romanya’nın anahtarı” şeklinde tarif edilmiştir. Osmanlı mimarisinin özelliklerini tam anlamıyla yansıtan Adakale 1923 yılında Romanya’ya verilmiştir. 1967 Romanya ve Yugoslavya’nın Tuna Nehri üzerinde baraj inşa etmesi ile birlikte ada 1972 yılında sular altında kalmıştır. Ada sular altında kalacağından boşaltılana kadar Türk nüfusu orada yaşamaya devam etmiştir. Adada yaşayan Türklerin büyük kısmı Anadolu’ya, küçük bir kısmı ise Köstence ve Bükreş’e göç etmiştir. Adakale bir Türk Devleti hâkimiyeti içerisinde bulunmadığı zamanlarda dahi; yüzyıllarca Türk nüfusuna ev sahipliği yapmış, bir Türk yurdu olarak kalmıştır.

Balkanların Türkleşmesinde en büyük rol, bugüne kadar ulaşan kalıcı kültürel eserledir. “Prizren”, Adakale gibi Türkleştirme politikasının bir diğer örneğidir. Osmanlı ‘da Pürzerrin, Zerrin, Pürzeyn isimlerini alan şehir bugün Kosova’da bulunmaktadır. Prizren’de ki hemen tüm kültürel eserler Osmanlı döneminde yapılmıştır. 1455 yılında kesin fethi ile birlikte inşa edilen namazgâh ile beraber birçok cami yapılmıştır. Sinan Paşa Camii, Cuma Camii, Müderris Ali Efendi Camii bölgenin önemi kültürel eserlerindendir. Ayrıca Prizren ile özdeşleşmiş olan Taşköprü 15.YY’ın sonlarında Osmanlı mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir. Şehrin nüfusunun büyük bölümü Arnavutlardan ve yaklaşık yüzde 20’si ise Türklerden oluşmaktadır. Şehrin çok büyük bir bölümü Müslümandır. Prizren’de Türkçe hala önemli bir yer tutmaktadır. Şehirde ki tabelalar, levhalar, panolar Arnavutça, Sırpça ve Türkçe olarak üç dilde yazılır. Şehirde Türk nüfusu yüzde 20 dolaylarında iken Türkçe bilen oranı yüzde 70lerin üzerindedir.

Günümüz Bosna Hersek’te yer alan iki önemli eser uluslararası tanınırlığa sahiptir. Mimar Sinan tarafından yapılan, Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü ve Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından 1566 yılında inşa edilen Mostar köprüsü Bosna-Hersek’in maskotu haline gelmiştir. Şehrin batısında Hırvatlar ve doğusunda Müslümanlar yaşamaktadır. Bu iki yakayı birbirine bağlayan Mostar Köprüsü 427 yıl ayakta kaldıktan sonra Sırplar ve Hırvatlar tarafından yıkılmıştır.2004 senesinde aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.

Balkanlarda Makedonya’da Harabati Baba Tekkesi, Bosna-Hersek’te Mostar şehri ve köprüsü, Sokullu Mehmet Paşa köprüsü, Kosova’da ki camiler ve Taşköprü, Arnavutluk’ta, Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Sırbistan’da yer alan birçok Türk eseri bölgeyi kültürel mirasa sahip kılmaktadır. Balkanlarda ki birçok bölge de hala Türk ve Müslüman nüfus azımsanmayacak kadar fazladır.

Mamafih, Balkanlar’da hala Türk izinden, İslamiyet’in etkisinden fazlasıyla söz etmek mümkündür. Osmanlı Devleti’nin 14.YY’da başlayan iskân politikası, hala etkisini göstermektedir. Zira bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması yaklaşık yedi yüz yıl geçmesine, bölgede yaşanan birçok savaşa rağmen günümüzde geçerliğini yitirmemiştir. Bırakılmış kültürel miras ile mimariyle, hala etkin olan dil ile Türkler Balkanlarda ki etkinliğini daima sürdürmüştür. Savaşların dahi bitiremediği Türklüğün izi, bundan sonra ki zamanlarda da sürecektir.

KAYNAKÇA

Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı Kimliği Ve Aşiretler,  Babıali Kültür Yayınları

Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı Toprak Düzeni Ve İskan Politikası Makalesi

Halil İnalcık, “Osmanlı Döneminde Balkanlar Tarihi Üzerinde Yeni Araştırmalar”, 2012

Haberbosnak.com

İlber Ortaylı, Osmanlı’da Milletler ve Diplomasi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarıi, 2014

Halil İnalcık, Türkler Ve Balkanlar, OBİV Yayınları, İstanbul 1993

Kemal Karpat, “Balkanlar’da Osmanlı Mirası Ve Milliyetçilik”, İmge Yayınları, 2004

Orhan Köprülü, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesindeki İtici Güçler”, Yeni Türkiye sayı 31

Batı Trakya Türk Azınlığı, T.C. Dışişleri Bakanlığı

 

 

 

 

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter