Atsız’da Büyük Adam Figürü – Gökhan Gökçek

“Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür hocaefendi!”
Fethi Gemuhluoğlu

Dünya tarih serüveni milletlerin hayatları üzerinden seyir alır. Bir yekün halinde yığınlar oluşturan milletler milli ülküleri/mefkureleri yolunda veyahut dıştan müdahaleler neticesinde bu serüvenlerini sürdürürler. Milletlerin tarih sahnesindeki yerlerini değiştiren hatta bazen tüm seyri alaşağı ederek yeni bir çehre kazandıran insanlar da görülmüştür. Bu insanlar milletleri özelinde büyük olmakla beraber, başarılarının insanlık tarihine etkisine matuf olarak da dünya tarihi genelinde yerler edinmişlerdir. Bazen vahiy taşıyan kutlu peygamberler, bazen onların muştucuları veliler, bazen çağlara uzanacak şekilde bilgiler bırakan alimler… Lakin çokça devlet adamlarından, komutanlardan da bir milletin ve tüm insanlığın kaderine etki eden kişiler çıkmıştır. Etkileri, izleri hala bıraktıkları neticesinde bazen mütebessim bazen acı hatıralar taşıyarak yaşamaktadır. Biz bu yazımızda Hüseyin Nihal Atsız’ın bir metninden hareketle ‘büyük adam’ figürünün özelliklerini tahlil etmeye çalışacağız.
Merhum Hüseyin Nihal Atsız ‘adam’ kavramını beşe ayırarak açıklıyor. Birinci sıradakiler için kahramanlar tabirini kullanıyor. Kahramanlar; milleti uğrunda canla başla çalışan, hiçbir karşılık beklemeden kendisini vatan-millet yolunda harcayanlardır , diyor. Atsız birinci sınıfa dahil ettiği kahramanlar’ı diğer sayacaklarının üzerinde tutuyor. Milletin beklediği, daima aradığı adamlar olarak zikredebilecek bu zümre için “Onların sayısı oldukça azdır” demeyi de ihmal etmiyor.
İkinci sınıfa ise iyi vatandaşlar diyor. Onlara da epeyce bir hüsn-ü zan beslediği şu sözleri ile anlaşılıyor: “Bunlar tek başlarına ve zaman kendilerini –kendi istekleriyle- feda edemeseler bile, iyi bir ad bırakmak pahasına kendilerini feda edebilen insanlardır.” Lakin görüldüğü üzere birinci sınıfa nazaran biraz da müsamahakâr bir tavır sergiliyor. Bu tavra rağmen onlardan birçok kişinin birinci sınıfa yaklaşma temayülüne sahip olduğunu da söylemeden edemiyor: “Kutlu görevler için, kutlu ülküler için kendilerini harcayan bu iyi vatandaşlar, yanlarında kendilerine benzeyenleri gördükçe cesaretlenir ve birinci sınıfa yaklaşırlar.
Üçüncü sınıfa ise kaçmayı düşünmeyen vatandaşlar diyor. Onları ise yaratılış, huy itibariyle zayıf bulmakla beraber zor durumlarda onların da sorumluluk alabilecek ahvalde olduklarını şu sözlerle belirtiyor: “Kendilierini feda edebilecek yaratılışta olmamakla beraber, başka her hususta fedakârlığa katlanabilen, hatta kendisini feda etmek gerektiği zaman, bu fedakârlığa hiçbir istek duymadığı halde katlanan”lardır diyor.
Dördüncü sınıf için ise Atsız özetle kötü bir sınıf diyor. Mezkûr sınıfa mensup olanları yaratılış itibariyle en zayıf zümre olarak gördüğü anlaşılıyor. Daima çıkarlarının peşinde olan, vatan ve millet için karşılıksız hiçbir fedakârlığa yapmayacaklarını belirtiyor. Bedbaht olarak nitelendirilebilecek sınıf için şöyle söylüyor: “Vatan ve millet için ancak başka bir kazanç karşılığında fedakârlık yapabilen, fakat hiçbir zaman kan fedakârlığına girişemeyen ve kan fedakârlığından kaçınmak için her çareye başvuran, her hileyi yapan kötü bir sınıftır.”
Beşinci sınıfı ise tabir-i caizse gayrimeşru kabul ederek onlara hainler adını veriyor ve ekliyor: “Onlardan bahsetmeyi lüzumsuz buluyorum. Hafızaları yormakla bunun birçok örneğini hatırlamak ve sıralamak mümkündür.”
Atsız’a göre ‘büyük adam’ olmak ancak fedakârlık neticesinde sağlanır. Kişiler fedakârlığın sözüm ona miktarına göre sınıflarda yerini alır. Atsız’a göre fedakârlık mutlak suretle karşılıksız olmalıdır. Bununla beraber karşılıksız gösterilen fedakârlıklar mutlak suretle vatan-millet başta olmak üzere kutlu görevler, kutlu ülküler içermelidir.
Mezkûr değerler cetveli üzerinden Atsız’ın bir tahlilini ele alalım. Atsız’a göre Osmanlı’nın Avrupa fütühatının durduğu vakitlerde genç yaşta tahta çıkan Sultan II. Osman büyük adamdır. Tarihe bilgiye matuf olarak II. Osman’ın nam-ı diğer Genç Osman’ın fütühat ya da idare, ekonomi alanında pek bir şey yapamadığı, ömrünün de buna yetmediği sarih bir gerçektir. Lakin Genç Osman devletin otoritesini yeniden tesis etmek, aksayan idari, iktisadi, askeri kurumları ıslah etmek bu mümkün değilse ilga ederek yerine daha iyisini getirmek istemiştir. Mezkur hedefleri, aksayan kurumların başını çeken ve 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar atılan tüm ıslah adımlarının önünde set gibi duran Yeniçeri Ocağı’na bağlı Yeniçeriler tarafından, şehit edilmesi neticesinde akamete uğramıştır. Atsız’a göre Sultan II. Osman ‘büyük adam’dır. Büyük işler başarmak için ömrü vefa etmese de, Genç Osman büyük fikirler taşımıştır. Sorunları görmüş, çözümleri ortaya koymuş ve çözüm yolunda ilerlerken şehit edilmiştir. Taşıdığı yükün farkında olması, büyük fikirlere sahip olduğu bilinmesi Atsız için Genç Osman’ı ‘büyük adam’ kılmaya yetmiştir. Atsız büyük adamın taşıdığı vasıfları, meziyetleri şu şekilde hülasa eder:
1. “Büyük adam, her şeyden önce iyi niyet sahibi adamdır. İcraatındaki amiller, toplumun yükselmesidir. Kendisinin hiçbir çıkar kaygısı yoktur.” Yukarıda da belirttiğimiz üzere Atsız, büyük adam için öncelikli olarak fedakarlığı, diğergamlığı birinci sıraya koyar. Diğergamlığının ardında milletine olan bağlılığı, ona olan hizmet etme aşkı yatmaktadır.
2. “Büyük adam, her devirde erdem ve meziyet diye tanınan vasıfların birçoğuna sahip olan adamdır.” Atsız büyük adam için vasıflar sayarken ona bir anlamda ölümsüzlük ve sözümona evrensellikte tevdi ediyor. Zaman, mekan veyahut şarta göre değişmeyen özelliklerin taşınması, her devre hitap edecek şekilde erdemlere sahip olunması gibi yüklenen anlamlar, Atsız’ın tayahhülündeki büyük adam’ın erdemlerinden ötürü ölümsüz ve evrensel oluşuna işaret ediyor.
3. “Büyük adam özel hayatında da yüksek ve temiz olan adamdır. Birtakım meziyetleri olan reziller, hiçbir zaman büyük adam değildir.” Atsız burada ahlaka da büyük atıf da bulunuyor. Ölümsüz, evrensel olarak anlam yüklediği büyük adam için bir ahlak abideliği vasfı da tevdi ederek, günümüzde ayyuka çıkan özel hayattaki hezeyanlara karşı bir göndermede bulunuyor.
4. “Mevkii için milleti feda eden değil, aksine, gerektiği zaman millet uğrunda mevkiini, hatta hayatını verebilen büyük adamdır.” Burada da nefs putuna, dünyalık mevki-makam sevdasına taş atıyor Atsız. Büyük adamın böyle şeylerden beri olduğunu, mevki-makam ile fedakarlık arasında kaldığı zaman millet lehine olmak üzere fedakarlık da bulunması gerektiğini söylüyor.
5. “Gerçekleri görebilen, acı gerçeklere cesaretle bakabilen, haksızlık bilmeyen adam büyük adamdır.” Atsız burada acı hakikatlere işaret ediyor. Büyük adam’ın şartlar ne olursa olsun gerçekleri görebilecek ferasete sahip olduğunu, hakikat ne olursa olsun haksızlık yapmayan, haksızlığa karşı Hz. Musa misali dik duracağını belirtiyor.
6. “Sözü ile işi arasında zıtlıklar bulunmayan, yalan ve hileden payı bulunmayan adam büyük adamdır.” Burada çok güzel bir noktaya temas ediyor Nihal Atsız. Kişilerin yaşadığı şahsiyet bunalımının söylenen söz ile yapılan davranış arasındaki farkı yansıdığı muhakktır. Atsız burada bu acı gerçeği işaret ederek düşünce ile eylem, zikir ile amel arasında uçurumlar olanlara sesleniyor. Büyük adam’ın bundan uzakta olduğu belirterek yalanın, hilenin büyük adam nezdinde bırakın yerinin, büyük adam’ın bunlarda herhangi bir payının olamayacağını söylüyor. Bu vasfı okuyunca aklımıza Hz. Mevlana’nın meşhur sözü geliyor: Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün!
7. “Büyüklüğün şartlarından biri de zekadır. Ahmaklardan büyük adam çıktığını tarih kaydetmemiştir.” Atsız büyük adam için zekayı şart koşarken daha çok ahmaklığı yeriyor. Büyük adamların, büyük zekaya en azından talihlerini değiştiren adımları atacakları sırasında sahip olmaları gerektiği makul bir kabuldür. Lakin ahmaklığın büyüklük ve adamlık hatta insanlık için bir tehlike olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Hz. İsa’nın koşarak uzaklaştığın gören bir kişi nedenini sorunca Ruhullah “Ahmaktan kaçıyorum ahmaktan!.. Git bana mani olma ki, kendimi kurtarayım!..” buyurmuştur. Ve Hz. İse vakıanın devamında şöyle buyurur: “Ahmaklık, kahr-ı ilahi olan bir hastalıktır. Lakin ekseriya başkasını yaralar ve zarar verir.”
8. “Adam seçmesini, her işin ehlini bulmasını bilen adam büyük adamdır.” Atsız burada ilkesel duruşuna kalın bir çizgi daha çekiyor. Ehliyetin her tasarruf ve meziyetten önce geldiğini belirtiyor. Bununla beraber liderlik vasfı atfederek adam seçme hususunda büyük adam ferasete işaret ediyor. Hz. Peygamber’in “Emaneti ehline veriniz” hadis-i şerifleri elbette ki mezkur ilkenin çıkış noktasındadır.
9. “Büyük adam olmak için ailevi şartlar da vardır. Her aileden büyük adam yetişmez. Soysuzlaşmış, çürümüş, morfinman veya alkolik ailelerden büyük adam çıkmaz.” Mezkur umde de Atsız çok mühim olan lakin pek çok zaman göz ardı edilen meselelere dikkat çekiyor. Yaptıkları işlerin şöhreti neticesinde vatan-millet nezdinde değeri kalmamış ailelerden büyük adam çıkmayacağını söylüyor. Kötülükler ile bezenmiş ailenin kötü çocukları olması da genel itibariyle kaçınılmazdır. Aralarından iyi insanların hatta büyük adam’ların çıkabileceği de pek tabii olarak kader güzergahına atfen mümkündür. Lakin Atsız; alkol ile, uyuşturucu ile iğdiş edilmiş bedenlerin, zihinlerin büyük adam olamayacağı gerçeğine işaret ediyor.
10. “Büyük adam şeref hususunda çok titizdir. Verdiği sözden asla dönmez.” Bahis edilen mesele günümüz insanlığı özelinde en dertli, şikayet olunan konuların belki de başında gelmektedir. Bizim toplumumuzda söz, namus sayılır. “Sözüm senettir” deyimi de buradan mülhemdir. Yaşadığımız modern dönemde maalesef ki bu umde pek çok kez bizlerce adeta yok sayılmaktadır. Lakin Atsız’ın tarif ettiği büyük adam için söz, şereftir.
11. “Büyük adam sorumluluktan kaçmaz.” Atsız’ın büyük adam tarifinde bu umde sonda yer alır ve adeta ideal insanı, adamı yani büyük adam’ı tamamlar. Sorumluluk içgüdüsel bir asilliğe, vicdani bir ferasete sahip olmaktan geçer. Sorumluluk büyük adam için belki de ilk sıradaki gerekliliklerden. Çünkü sorumluluk duygusunun varolmadığı bir ortamda, bir kişi de ne büyüklük ne de adamlık emaresi görülemeyecektir.
Merhum Nihat Atsız, büyük adam figürünü mezkur ilkere matuf olarak tarif etmiştir. Ona göre büyük adam kutlu ülküler için karşılıksız şekilde fedakarlık yapabilen, bu uğurda canını, kanını gözünü kırpmadan feda edebilen kimsedir. Yukarıda zikredilen ve bizimde –haddimiz olmasa da- izah etmeye çalıştığımız büyük adam, Nihal Atsız’ın tahayyülünde bu şekildedir. Milletler için cevher, sürükleyici güç olan büyük adam’lara Türk tarihinde çok şükür ki çokça rastlanabilmektedir. Bize düşen tarihin o eşsiz deryasından parlayan büyük adam’ların ışıklarını takip etmektir. Nihal Atsız, ışığı yüzyıllarca yıl sonra diri bir şekilde parlayan büyük adam’ların meziyetlerini de bizlere tahlil etmiştir. Yine bize düşen bu meziyetleri bünyemize mal etmek olacaktır.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter