|
Yirminci
Asırda Türklüğün Öncüsü
Mustafa Kemal ATATÜRK
|
|
Gazi
ÇEVİK
|
Sarı
saçlı, gök gözlü, kurt bakışlı bir deha. Devlet adamı, büyük
komutan, Türk soy şuurunu, Türk milliyetçiliği ülküsünü yüreğine
işlemiş yiğit öncü. Yüce Tanrı'nın yirminci asrın başlarında
Türk milletine önder olsun diye gönderdiği bir yolbaşçı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün ataları Orta Anadolu'dan Makedonya'ya
göçmüşler. Kültür Eski Bakanlarımızdan Sayın Namık Kemal Zeybek'İn
Makedonya'da yapmış olduğu araştırmalar sonucu, halen yörük
oldukları bilincinde olanların yaşadığı bir köyde Büyük Atatürk'ün
dedesine ait ev bulundu. Bu köylüler Konya yörükleri. Geçen
yıl yayımlanan Yeni Avrasya Dergisi'nin Eylül 2000 sayısında
konuyla ilgili geniş bilgiye yer verildi.
Oğuz Kağan'ın "Gök çadırımız, güneş tuğumuz olacaktır"
ülküsü, Çiçi Yabgu'nun "Boyun eğmeyeceğiz" diye
başlayan nutkundaki direnişi, Bilge Kağan'ın "Ey Türk
titre ve kendine dön!" sözündeki haykırışı Göktürkler'den
Karahanlılar'a oradan Büyük Selçuklu'ya ve buradan Anadolu'daki
Osman Bey'e geldi. Bu bağımsızlık ülküsü, bir milletin ortadan
kaldırılması düşünülürken Türk tarihinin soylu sayfalarında
yer alan bir yolbaşçıya, Mustafa Kemal'e devredildi.
Bu kutlu bayrak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel ilkeleri
arasına "Milliyetçilik" ilkesi olarak konuldu.
Türk milleti yeniden özüne dönmeye başlamıştı. Tarihini, kültürünü,
töresini yeniden canlandıracak kurumlar oluşturuldu. Büyük
Atatürk Orta Asya'dan gelen Türkçü aydınları bu kurumların
ve üniversitelerdeki birimlerin başına getirdi. Yeniden kitaplar
yayınlanmaya, Türk milleti bilinçlendirilmeye başlandı.
Yüce Türk milletinin onuru, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde
herşeyin üstünde tutuldu. Dünya milletleri arasındaki yerinin,
soyluluğuna yakışır düzeyde olması Atatürk'ün ülküsüydü. Bu
ülküyü şöyle tarif ediyor: "Göreceksiniz neler olacak.
Göreceksiniz bağlı olmakla övündüğüm Türk milleti nasıl bütün
milletlerin medeniyet rehberi olacak!". Türklük O'nun
en değerli varlığıydı. "Yaradılışımda bir fevkaladelik
varsa, O da Türk olarak dünyaya gelinenidir" deyişiyle
bunu en güzel şekliyle ifade ediyor.
Geçmişine sahip olmak, geçmişindeki özü tanıyarak, oradan
kaynaklı değerlerle geleceğe yön vermek O'nun büğe kişiliğinin
temeliydi. Bu temeli şu sözlerle ifade ediyor: "Büyük
devletler kuran ecdadımız, büyük ve geniş ufuklu uygarlıklara
sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek Türklüğe ve dünyaya
bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu atalarını tanıdıkça
daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!".
İnsanoğlunun başarabileceklerini, Yüce Türk Milleti'nin başarmaması
için hiçbir neden olmadığını, bilakis bu başarıda Türk milletinin
her zaman daha şanslı olduğunu gösteren, "Muhtaç olduğun
kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" sözü
umutlarımızı daha güçlü kılmıştır.
Türk milletinin bütün sadeliği ile dindar olması, Kutlu kitabımız
Yüce Kuran-ı Kerim'i kendi diliyle anlaması için Elmalılı
Hamdİ Yazır'ın tefsirini ve Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalini
çoğalttı. Türk milletinin İslam'a hizmetinde çıkar gözetmeksizin,
fedakarca yola çıktığını en içten ifadelerle dile getirmiştir,
"Türk milleti dindar olmalıdır, bütün sadeliği ile
dindar olmalıdır".
Türk milletinin, yeryüzünde benliğinden koparılmış toplulukların
bulunmasına taraftar olmadığını, sömürgeci güçlere fırsat
verilmemesi yönünde mücadele ettiğini her zaman ifade etmiş
ve mazlum milletlerin yaşamasına örnek olmuştur. Bu nedenle
"Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında
demokrat doğan yegane millet Türklerdir" demiştir.
Kut bulmuş, ileriyi gören bir bilgeydi Mustafa Kemal. Rusya'nın
er geç dağılacağını ve Orta Asya'daki soydaşlarımızın bağımsız
olacaklarını 29 Ekim 1933 günü Cumhuriyetin onuncu yılında
Yüce Türk milletine müjdelemişti. İşte özünü tanıyıp geleceğe
yön vermek budur.
Milliyetçiliğini şu sözlerle ifade etti: "Ben bir
Türk milliyetçisiyim, böyle doğdum, böyle öleceğim".
"Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Ama biz öyle milliyetçiyiz ki, bizimle işbirliği eden bütün
milletlere hürmet ve riayet ederiz". "Türkçülük
bir bayrak gibidir; tıpkı Türk bayrağı gibi. Bu bayrağı vatanın
her köşesinde durmadan dalgalandırmak her Türk'ün ilk ve milli
vazifesidir".
Bu bayrak Atsız Bey'ler , Necdet Sançar'larla birlikte Başbuğ
Alparslan Türkeş'e ve Türk ülkücülerine emanet edildi.
Yiğit ülkü devleri, alpler, erenler, yolbaşçılar, başbuğlar
ruhlarınız şad, konağınız Yüce Tanrının uçmağı olsun. Yüreği
pusatlı yiğitlere selam olsun.
Tanrı Türk'ü Korusun!
|