5
- CİNSEL AHLAK
Eski Türklerde, cinsel ahlak da çok yüksekti. Yakutlarda,
eski yunanlıların Venüs'üne karşılık, bir doğum tanrıçası vardır ki Ayzıt adı
verilir. Bu tanrıça, kadınlar doğuracağı zaman imdatlarına yetişir; onların
kolayca doğurmasına yardım eder; üç gün lohusanın baş ucunda bekledikten sonra,
beraberindeki dere, tarla, ağaç, çiçek perileriyle gökyüzünün üçüncü katındaki
sarayına döner. Bununla beraber, Ayzıt'ın, hiç hoşgörü kabul etmeyen, bir şartı
vardır: Namusunu korumamış olan kadınların yardımına, ne kadar yalvarırlarsa yalvarsınlar,
ve ne kadar değerli kurbanlar ve hediyeler sunarlarsa sunsunlar bir türlü gelmez. Bundan
başka, Ayzıt'a özgü bir yaz bayramı vardır. Bu bayramın sabahında evlerin her
tarafı son derece temiz ve süslü bir hale konulur, her fert en güzel elbisesini
giyer, en çok sevdiği yemeklerine ise onları yer, herkesin yüzü mutlaka neşeli,
şen ve tebessümlü olur. Bu sırada Ak Şaman, elinde sazı olduğu halde gelir (kış
ayinlerini Kara Şaman, yaz ayinlerini Ak Şaman yürütür) dokuz genç kızla dokuz
delikanlı seçerek bunları ikişer ikişer, el ele tutturarak asker gibi dizer. Ve
kendisi sazını çalar, onları gökyüzüne çıkarıyormuş gibi, ileri doğru yürütür.
Sazını çalarken, Ayzıt hakkındaki ilahileri de söyler. Bu estetik alay, güya üçüncü
kat göğe geldikleri zaman, Ayzıt'ın sarayını koruyan yasakçılar ellerinde gümüş
kırbaçlar olduğu halde meydana çıkarlar, Alay içinde namusça kusuru olanlar varsa
onları geri çevirerek diğerlerini Ayzıt'ın sarayına girmesine izin verirler. İşte
namusun bu dini yaptırımları eski, Türklerde cinsel ahlakın yüksek olduğu ve erkekler
kadının bu ahlakla aynı derecede sorumlu olduğunu gösteriyor. Eski Türk kadınları,
tamamen özgür ve serbest oldukları halde, boş işlerle uğraşmazlardı. "Ahlak-ı
Alai" kitabında yazıldığına göre, Selçuklu prenseslerinden birisi, Kazvin
şehrinin sahibesi idi. Her yıl, ilkbaharda, bu şehrin kenarına gelerek yeşil bir
çimenlikte otağını kurardı. Bir yıl, kazvinliler şehre genel bir lağım yaptırmak
üzere aralarında para toplamışlardı. Gerekli miktarlar ulaşması için, biraz daha
altına ihtiyaçları vardı. Şehirliler, bu parayı da hanım sultandan istemeğe karar
vererek, ileri gelenlerden bir kurul Hanım Sultan 'ın huzuruna gönderdiler. Bu
kurul otağa yaklaşınca, otağın önündeki bir sandalye üzerinde oturan Hanım Sultan'ın
bir örgü örmekte olduğunu görerek: "Bu cimri kadının bize para vermesine
imkan yoktur" diye, geldiklerine pişman oldular. Fakat, Hanım Sultan tarafından
görüldükleri için, geri dönmeleri de mümkün değildi. İster istemez, Sultan'ın
huzuruna geldiler ve halkın teklifini sundular. Sultan, bütün masraflar kendisi
tarafından verileceğinden, toplanan yardımları sahiplerine geri vermelerini emretti
ve, hazinedarını çağırtarak, lağımlar için gereken bütün paraları kurula teslim
etti. Heyet içindeki bir ihtiyar, Sultan'a elindeki örgü işinden dolayı zihinlerine
gelen haksız kuşkuyu söyleyince ve, Hanım Sultan şu cevabı verdi: Evet, benim
el işiyle uğraştığımı gören bütün iranlılar şaşıyorlar. Oysa ki, benim ailem içinde
bütün kadınlar, benim gibi, sürekli el işiyle uğraşırlar. Biz sultanlar böyle
el işiyle uğraşmazsak, ne ile uğraşacağız. Havadan sudan şeylerle mi? Böyle bir
şey bizim soyumuza yakışmaz. Biz saltanat işlerinden kurtulduktan sonra, boş kalmamak
için, fakir kadınlar, gibi, hep el işleriyle ve ev işleriyle uğraşırız. Bu hareket,
bizim soyumuz için, bir ayıp değil, belki büyük bir şereftir.
|