6
- DİLDE TÜRKÇÜLÜĞÜN İLKELERİ
Şimdi, burada, dilde Türkçülüğün ilkelerini
sıralayalım: 1) Milli dilimizi meydana getirmek için, Osmanlı dilini hiç yokmuş
gibi bir tarafa atarak Halk edebiyatına temel görevini gören Türk dilini aynen
kabul edip İstanbul halkının ve özellikle İstanbul hanımlarının konuştukları gibi
yazmak. 2) Halk dilinde Türkçe eş anlamlısı bulunan arapça ve farsça kelimeleri
atmak, eş anlamı olmayıp küçük bir nüansa sahip olanları dilimizin korumak. 3)
Halk diline geçip söyleniş ve anlam bakımından galatat adını alan arapça ve farsça
kelimelerin bozulmuş şekillerini Türkçe saymak ve yazımlarını da yeni söylenişlerine
uydurmak. 4) Yerlerine yeni kelimeler konulduğu için, fosil haline gelen eski
kelimeleri diriltmemeğe çalışmak. 5) Yeni terimler aranacağı zaman, önce hak
dilindeki kelimeler arasında aramak; bulunmadığı takdirde, Türkçe'nin işlek edatlarıyla
ve tamlama ve çekim yöntemleriyle yeni kelimeler yaratmak; buna da imkan bulunmadığından
arapça ve farsça tamlamasız olmak şartıyla yeni kelimeler kabul etmek ve bazı
devirlerin ve mesleklerin özel durumlarını gösteren kelimelerle, tekniklere ait
alet isimlerini yabancı dillerden aynen almak. 6) Türkçe'de arap ve fars dillerinin
kapitülasyonları kaldırılacak bu iki dilin ne çekimlerini ne edatlarını ne de
tamlamalarının dilimize sokmamak. 7) Türk halkının bildiği ve kullandığı her
kelime Türkçe'dir, hak için sevimli olan ve yapay olmayan her kelime millidir.
Bir milletin dili, kendisini cansız köklerinden değil, canlı kullanımlarından
kurulan, canlı bir organizmadır. 8) İstanbul Türkçe'sinin fonetiği, morfolojisi
ve leksik'i yeni Türkçe'nin temeli olduğundan, başka Türk lehçelerinden ne kelime,
ne çekim ne edat, ne de tamlama kuralları alınamaz. Yalnız karşılaştırma yoluşla
Türkçe'nin cümle yapısına ve özel deyimlerindeki şivesini anlayabilmek için bu
lehçelerin derin bir biçimde incelenmesine gerek vardır. 9) Türk medeniyetinin
tarihine ait eserler yazıldıkça,y eski Türk kurumlarının isimleri olmak dolayısıyla,
çok eski Türkçe kelimeler yeni Türkçe'ye girecektir. Fakat bunlar terim olarak
kalacaklarından, bunların hayata dönmesi, fosillerin dirilmesi biçiminde düşünülmemelidir. 10)
Kelimeler, gösterdikleri anlamların tarifleri değil, işaretleridir. Kelimelerin
anlamları köklerinin bilmekle anlaşılmaz. 11) Yeni Türkçe'nin, bu esaslar içinde
bir sözlüğüyle bir de grameri oluşturulması ve bu kitaplarda, yeni Türkçe'ye girmiş
olan arapça ve farsça kelimelerin ve deyimlerin yapılarına ve oluşturulma biçimlerine
ait bilgi, dilin fizyoloji değil, paleontoloji ve jeneoloji konusu olan türeme
bölümüne konulmalıdır.
|