5
- YENİ TÜRKÇE'NİN MİLLİLEŞTİRİLMESİ VE İŞLENMESİ.
Bazıları,yeni Türkçe'yi,
yalnız oluşsuz ilkelere sahip zannederler: Dilimizde, Osmanlı edebiyatının soktuğu
fazla ve zararlı birçok sözler çekimler tamlamalar, edatlar vardır. Yeni Türkçe,
yalnız fazla unsurların dilimizden çıkarılması ile meydana gelemez. Bu hedef,
yeni Türkçe'nin yalnız olumsuz amacıdır. Yeni Türkçe'nin, olumlu amaçları da vardır.
Çünkü eski Osmanlıca'nın hastalığı, yalnız, fazla sözleri çekimleri, kelimeleri,
edatları içermesinden ibaret değildi. Hastalık bundan ibaret olsaydı, bu fazla
unsurları atlamak dilimizi kolayca tedavi etmeyi başarabilirdir. Halbuki eski
Osmanlıca'nın ikinci bir hastalığı da, birçok kelimelerin eksik bulunmasıydı.
Türkçülüğün çıkışına kadar, dilimizde, yazılamaması, edebiyatta da dünya şaheserlerinden
hiç birinin açık ve doğru çevirisinin açık ve doğru yapılamaması bu eksikliğin
canlı kanıtlarıdır. O halde dilimizin tam bir iyileştirmesi bu eksik kelimelerin
aranıp bulunması ile ve dilimizin organizmasında yerli yerine konulması ile mümkündür.
İşte, yeni Türkçe'nin olumlu gayesi bundan ibarettir. Yazı dilimizde eksik
olan kelimeler, iki kısımdır. 1 - Milli deyimlerdir. İstanbul'da ve Anadolu'da
kullanılan birçok deyimler özel tamlamalar kural dışı özellikler ve cümleler vardır
ki henüz azı dilimize girmemiştir. Halbuki dilimizin milli zenginliğini, güzellik
hazinelerini bunlar oluşturur. Her şehrin öğretmenleri ile Türk Ocakları ve Etnografya
Müzesi bu özel deyimleri toplamağa çalışırsa, bunlardan birçoğunu elde etmek mümkün
olur. Halk kitaplarında, halk masalları, halk şiirlerinde ve atasözlerinde bu
gibi deyimlere ve dil özelliklerine çok rastlanır. Özellikle Dede Korkut Kitabı'ndan,
bu bakımdan, çok yararlanabiliriz. Çünkü bu kitap, Oğuzların "liyada"sı
niteliğindedir ve dili de eski Oğuzcadır. Demek ki, bize özgü Türkçe'nin anasıdır.
Bu kitap, hiç değiştirilmeksizin, yeni yazım ile, düzenli ve okunaklı şekilde
yeniden basılırsa, yeni Türkçe'mizin zengin bir hazinesi olacaktır. Başka Türk
lehçeleri ile yapılacak karşılaştırmalar da, bize Türk şivesinin birtakım ortak
özelliklerini gösterebilir. Mesela Orhon Kitabesi'nde işimi, gücümü kime vereyim?
İlim, törem hani?, beyli budunlu gibi deyimler görüyoruz. Bu deyimlerin birincisi
hala dilimizde (iş,güç) biçiminde kullanılmaktadır. İkincisi tarzında birçok deyimlere
rastgeliriz: Oymağımız, töremiz, yurdumuz, ocağımız, evimiz, bakımız, soyumuz,
sopumuz gibi. Üçüncüsüne benzeyen deyimlerimiz de şunlardır: İrili Ufaklı; büyüklü
küçüklü. Bunlardan başka, Kırgız-Kazakların Manas Destanı ve diğer Türk dillerinin
massalları ile şiirleri bize Türk lehçelerinin ortak ve özel şivelerini gösterebilir. 2
- yazı dilimizde eksik olan kelimelerin ikinci kısmı milletlerarası kelimelerdir.
Bir millet hangi medeniyet topluluğuna hangi milletlerarası birliğe üyeyse onun
bütün ilmi kavramlarını, felsefi görüşlerini, edebi hayallerini ve lirik duygularını
ifade edecek özel kelimeler sahip olması da gerekir. Türkler, şimdi, Avrupa Medeniyeti'ne
kesin ir biçimde girmeğe kararlı olduklarından bütün Avrupalı kavramları ve anlamları
ifade edecek yeni kelimelere gerek duymaktadırlar. Tercüme sırasında yurdumuzda
büsbütün yeni olan birçok kavramlara ve anlamlara rastlanılacağından bunlar için
karşılıklar bulmak gerekecek. Bunun için ne yapmalı? Önce, bu anlamların kelimeleri
yazı dilimizde yok olsa da, alet isimleri dilimizde çoktur. Coğrafi durumları
anlatacak kelimelerse, oldukça çoktur. İçten duyuları sezdirecek duygusal kelimelerimiz
de oldukça vardır. Demek ki, terimler ve yeni anlamları için, önce halk diline
başvurmamız gerekir. Bu kaynağa başvurduktan sonra bulamadığımız yeni anlamlar
kalırsa o zaman, Türk edatları, çekimleri ve tamlama kuralları ile yeni kelimeler
yaratmağa çalışmalıyız. Bu araç da yetişmezse, o zaman, zorunlu olarak, arapça
ve farsçaya başvurarak bunlardan yeni kelimeler alırız. Fakat şu şartla ki, alacağımız
kelimeler tamlama halinde bulunmamalı, tek kelime halinde olmalıdır. Mesela, evvelce
ilm-i menafiü'l-azam denilen fizyolojiye, şimdi, tek kelime ile gariziyat deniliyor.
Bunun gibi, ilmü'l-arz'a arziyat (Jioloji), ilm-i hayat'a hayatiyat (biyoloji),
ilmü'l-ruh'a ruhiyat (psikoloji) deniliyor. Bugün arapça yat edatı ile bütün yeni
bilimlere kolayca isimler takabiliriz. Asuriyat, Mısrıyyat, Cumudiyat v.b. Bununla
beraber, bazı yabancı kelimeleri aynen kabul etmemiz de gereklidir. Bunlar da
iki bölümdür, birinci bölüm, bir millete veya bir devre yada mesleğe özgü özel
durumları anlatan kelimelerdir ki, bunlardan hiçbir dile çevrilmemiş bütün diller
tarafından olduğu gibi benimsenmiştir. Feodalizm, şovalyelik, rönesans, reform,
jakobenlik, sosyalizm, bolşeviklik, aristokrak, demokrat, diplomat, tiyatro, roman,
klasik, romantik, dekadan v.b. İkinci bölüm teknik ve sanayiye ait her türlü
alet, makine, eşya adlarıdır. Bunlar çoğunlukla doğrudan doğruya hak tarafından
alınır ve bunlar da diğer milletler tarafından aynen kabul edilmiş tercümelerine
çalışılmamıştır: Vapur, şimendifer, telgraf, telefon, tramvay, gramofon ve benzerleri
gibi. Yeni Türkçe'nin modern bir dil olması için, yapılması gereken bir iş
daha vardır. Fransızca'dan Türkçüye sözlükleri inceleyin8ce görürüz ki, Fransızca
kelimelerin her anlamı için, Türkçe'den birkaç örnek gösteriliyor. Halbuki, her
anlam için yalnız bir kelimemizin bulunması yeterlidir. Karışlıkların böyle çok
olması, ilk bakışta, dilimizin zengin olduğunu gösterir. Oysa ki, iş öyle değildir.
Sözlüğün başka sayfalarındaki başka kelimelere bakacak olursanız, aynı kelimeleri
görürsünüz. Böylece bir Türkçe kelimenin birçok Fransızca kelimeye karşılık sayıldığını
görürsünüz. Bundan anlaşılıyor ki fransızca kelimelerin dilimizde tam, belirgin
açık karşılıkları yoktur. Aynı zamanda, herhangi bir dilin mükemmel oluşu da,
her kelimesinin yalnız bir anlama her anlamının da yalnız bir kelimeye sahip olmasıyla
meydana gelir. O halde, yeni Türkçe'yi, her kelimesi yalnız bir anlama gelecek
ve her anlamı da bir tek kelimeye sahip olacak hale sokmalıyız. Avrupa dilleri,
birbirlerinden kolayca çeviri yapabilirler: çünkü ingiliz, alman, rus, italyan,v.d.
dillerinin her kelimesi Fransızcanın bir tek kelimesine karşılık gelircesine bu
diller arasında bir paralellik meydana gelmiştir. İşte bir de yeni Türkçüye bu
biçimi vermeğe çalışmalıyız. Bu esas üzerine bir Türk lügati ve ir de Türkçe'den
Fransızca'ya ve Fransızca'dan Türkçe'ye sözlükler meydana getirmeliyiz. Yapılacak
Türk sözlüğünde kelimelerin Türkçe, arapça, farsça olduklarını göstermek doğru
olamaz. Çünkü ir milletin sözlüğüne giren kelimeler, artık o milletin milli diline
mal olmuştur. Bu kelimelerin ne biçimde oluştukları yalnız nereden türediklerini
gösteren ve parantez içine alınan kısaltmalarla anlatılır. Yeni Türkçe'nin yazılacak
yeni gramerinden de arapçanın ve farsçanın gramer ve sentaks kuralları çıkarılarak,
kitabın sonundaki türeme kısmına konulmalıdır. Yeni Türkçe, önce dilimizi
gereksiz arapça ve farsça deyimlerle tamlamalardan temizlemek ikinci olarak, ona,
henüz varlıkların bilmediğimiz milli deyimleri ve anlatım biçimlerini: üçüncü
olarak ise, henüz sahip olmadığımız için yaratmak zorunda olduğumuz milletlerarası
kelimeleri eklemekle meydana gelecektir. Bu tür işlemden birincisine temizleme,
ikincisine millileştirme, üçüncüsüne işleme adlarını verebiliriz.
|