İKİNCİ
BÖLÜM TÜRKÇÜLÜĞÜN PROGRAMI
I
DİLDE TÜRKÇÜLÜK
1 - YAZI DİLİ VE KONUŞMA DİLİ
Türkiye'nin
milli dili İstanbul Türkçesi'dir; buna şüphe yok! Fakat, İstanbul'da iki Türkçe
var: biri konuşulup da yazılmayan İstanbul Lehçesi, diğeri yazılıp da konuşulmayan
Osmanlı, dilidir. Acaba, milli dilimiz bunlardan hangisi olacaktır?
Bu soruya
cevap vermeden, dilimizi, başka dillere karşılaştıralım: başak diller de, milletlerinin
başkentlerine ait dillerdir. Fakta, başka başkentlerin hepsinde, konuşulan dille
yazılan dil yanı şeydir. Demek ki, konuşma diliyle yazı dilinin birbirinden başka
olması, sadece İstanbul'a özgü bir durumdur. Bütün milletlerde bulamayıp da yalnız
bir millette rastlanılan bir durum normal olabilir mi? O halde, İstanbul'da gördüğümüz
bu ikilik bir dil hastalığıdır. Her hastalık tedavi edilir; o halde, bu hastalığında
tedavisi gerekir. Fakat bu tedaviyi yapabilmek, yani dildeki ikiliği ortadan kaldırmak
için, şu iki şeyden birin yapmak gerekir. Ya, yazı dilini aynı zamanda konuşma
dili haline getirmek, veya konuşma dilini aynı zamanda yazı dili haline koymak.
Bu
iki seçenekten birincisi mümkün değildir; çünkü, İstanbul'da yazılan dil, doğal
bir dil değil, Esperanto gibi yapay bir dildir. Arapça, acemce ve Türkçe'nin sözlüklerini,
gramerlerini, sentakslarını birleştirmekle meydana gelen bu Osmanlı Esperantosu
nasıl konuşma dili olabilsin? Her anlam için en az üç eş anlamlı kelime, her tamlama
için en az üç biçim her edat için en az üç sözcük bulunan bu suni gereksizlikler
karışımı nasıl canlı bir idil haline girebilsin?
Demek ki, İstanbul'da yazı
dilinin konuşma dili haline geçmesi mümkün değil, bunun mümkün olmadığı yüzyıllarca
uğraşıldığı halde, başarıya ulaşılamamış olmasından da bellidir. Diyelim ki, bir
takım zorlayıcı yasalarla İstanbul halkı bu garip yazı diliyle konuşmağa başlamış
olsaydı bile, yine bu yazı dili, gerçekten milli dil olamazdı. Çünkü onu, konuşma
dili olarak, yalnız İstanbul 'un değil, bütün Türkiye'nin kabul etmesi gerekirdir.
Bu kadar büyük bir topluluğa ise zorla, hiçbir şey kabul ettirilemezdi.
O halde,
yalnız bir seçenek kalıyor; Konuşma dilini yazarak yazı dili haline getirmek!
Zaten halk yazarları bu işi eskiden beri yapıyorlardı. Osmanlı edebiyatının yanında,
halk diliyle yazılmış bir Tür edebiyatı altı, yedi yüzyıldan beri vardı. Demek
ki, dil ikiliğini kaldırmak için, yeniden hiçbir şey yapmağa gerek yoktu. Osmanlı
dilini hiç yokmuş gibi bir tarafa atarak, halk edebiyatına temel görevi gören
Türk dilini olduğu gibi milli dil saymak yeterli idi: işte Türkçüler, dilimizdeki
ikiliği kaldırmak için, şu prensibi kabul etmekle yetindiler: İstanbul halkının
ve özellikle İstanbul hanımlarının konuştukları dili yazmak. Böylelikle yazılacak
olan İstanbul' konuşma diline yeni dil sonar güzel Türkçe, daha sonra Türkçe adları
yeni verildi.