AKP ve Meçhul Millî İrade – Mustafa Sarıkaya

        AKP on yılı aşan iktidar süresinin bilhassa ikinci yarısından itibaren milliyetçi söylem kategorisine sokulabilecek söylemlere oldukça sık yer vermektedir. Bunu yaparken tarihi milliyetçilik olgusunun motiflerinden faydalanmakta, ancak milliyetçiliğin motiflerinden faydalanırken bu olgunun gereklerini yerine getirmemekte, adına milliyetçilik demekten kaçınmakta, kendine göre “makul” ölçüde, sözde “icraata” dayalı bir milliyetçilik yapmaktadır.  Özellikle yüzde 50’ye yakın oy alınan dönemle birlikte, toplumun “öteki” kesminin nefretini ve güvensizliğini eşsiz bir biçimde üstünde toplamasıyla kullanmaya başladığı “milli irade” sloganı, Erdoğan’ın son dönemde sahiplenmeye çalıştığı popülist milliyetçilik anlayışının temelini oluşturmaktadır. Son dönemde sıklıkla gazetelerde, televizyonlarda, iktidar yanlısı konuşmalarda duymakta olduğumuz “milli irade” kavramı, milletin ortak iradesiymişçesine kullanılmaktadır. Ancak bu kavram, ne anlamsal olarak bütün bir milletin iradesini temsil etmekte, ne de kavramsal olarak sosyolojik kökeni itibari ile Rousseau’nun “Toplumsal Sözleşme” eserindeki “Volonté Générale” yani “Genel İrade” kavramı ile uyuşmaktadır.

       “Milli İrade” kavramı gibi sosyolojik ve kavramsal temelde çelişki içeren ve “milli irade”nin öznesi olan “millet” sözcüğünün ve “milliyetçiliğin”, söylemlerde hangi anlamda kullanıldığı üzerinde durulması gerekmektedir.

        Şubat 2013 tarihli haberlere göre, Midyat Köşk Meydanı’nda düzenlenen toplu açılış töreninde konuşan Erdoğan, “Bu süreçte kimse bizim karşımıza kürtlükle de Türklükle de çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız. Kuru milliyetçilik yok” demiştir.

        Buna karşın Erdoğan’ın Kasım 2010’da gerçekleşen partisinin grup toplantısındaki konuşması ise “Milliyetçilik kafatasçılık değildir. Milliyetçilik slogan atmak, çeşitli sembollerle tezahüratta bulunmak, hoşgörüsüzlüğü bir ideoloji olarak dayatmak hiç değildir. Milliyetçilik belli idealler, belli değerler etrafında buluşmak, bir gelecek vizyonu etrafında kenetlenmek, insanlığın tamamının huzur ve barışı adına tek yürek haline gelmektir. Ortak tarih ve kültür bilinci insanları bir arada tutar, bir millet olarak geleceğe taşır. Milliyetçilik asla ve asla ırkçılık değildir. Zira milleti teşkil eden ana unsurlar, kan bağı, genetik kodlar değil, tarihtir, kültürdür, ortak idealler, ortak değerlerdir. Aynı toprak parçası için, aynı bayrak için, aynı idealler ve değerler için şehit düşmüş ve aynı mezarlıkta yan yana yatan iki şehidi etnik kökeniyle, diliyle, kökeniyle, mezhebiyle birbirinden ayırmak şehitlere de, bu millete de, bu ülkeye de yapılacak en büyük haksızlık, en büyük saygısızlıktır. Bizler Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında toplanmış, aynı bayrağın, aynı İstiklal Marşı’nın, aynı ideallerin ve değerlerin etrafında kenetlenmiş bir milletiz. Biz milliyetçiliğe hep böyle baktık. Bu şekilde bakmaya da devam edeceğiz.” şeklinde olmuştur.

        Yine Erdoğan’ın bu konuşmalarına “açıklık” getirdiği sonraki konuşmasında da şu ifadelerde bulunmuştur: “Biz ırkçılık anlamında CHP’nin izinden giden BDP’nin milliyetçilik anlayışına da prim vermeyiz. Tek bir milliyet anlayışı dışındaki her milliyetçilik anlayışı bizim ayaklarımızın altındadır. Biz milliyetçiliği sloganlara sıkıştıran değil, millete hizmetle özdeşleştiren bir partiyiz.”

     Yukarıda Erdoğan tarafından verilmiş olan üç ayrı demeçte üç ayrı “millet” ve üç ayrı “milliyetçilik” anlayışı görülmektedir. Bu üç demeçtee karşı karşıya olduğumuz milliyetçilik anlayışı oldukça kaygan ve değişken bir yapıya sahiptir. Erdoğan’ın bu söylemlerindeki “millet” ve “milliyetçilik” hakkındaki belirgin ve süreklilik gösteren özellik ise “son derece pragmatik, esnek ve omurgasız” olmasıdır. 

        Birinci söylemde, tarihî bir olgu olan Türklüğe yönelik olumsuz bir ithamda bulunulurken, ikinci söylemde milleti teşkil eden ana unsurların tarih, kültür, ortak ideal ve ortak değerler olduğu öne sürülmektedir. Erdoğan’ın bu üç söyleminin yanı sıra söylemlerinin genelinde millet ve milliyetçilik sözcüğü ile kast etmek istediği olgu kimi zaman Türkiye’deki ulusalcılık ve ulus kavramları ile paralel özellikler göstermekte iken, kimi zaman da ortak vatan temelli Fransız milliyetçiliğinin karakteristik özellikleri ile paralellik arz etmektedir. Zira Fransız Milleti’ni millet yapan bir ırk veya kültür değil, ortak vatandır. Günümüzde var olan Türk Milleti’nin tanımı ise biyolojik/ırkî, sosyolojik/kültürel ve hukukî/vatandaşlık olarak üç ana maddede sınıflandırılabilir. Bilhassa Türkiye’deki en büyük siyasi-milliyetçi irade-hareket, bu üç tanımın üçünü de sahiplenmekte ve yurt içinde hiç bir şekilde ayrımcılığa prim vermemekte iken, sosyolojik ve tarihi gerçeklikten de kopmamış olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan ve kabul eden herkesi Türk olarak kabul ederken, Tuva’daki, Sibirya’daki ırktaşlarını da Türk olarak kabul etmekte, Osmanlı vs. vasıtası ile bağımızın olduğu, ırkı karışmış olmasına karşın kültürlerinde Türklüğün yaşadığı toplumları da Türk olarak görmekte ve bu üç tanımın kapsadığı kitleleri Türk Milliyetçiliği anlayışına dahil etmektedir. AKP’nin aksine, kendisine oy vermiş olan vermemiş olan, seven-sevmeyen bütün herkesi milletin bir ferdi olarak görmekte ve toplumsal uzlaşı yoluna giderek gerçek anlamda, kavramsal anlamı ile “Milli İrade”yi gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

        Erdoğan’a göre ise, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde yaşayan tek bir millet vardır. Bu millet “milli irade” göstererek kendilerini seçmiştir. Buradan yola çıkarak Erdoğan’ın kararları “milli irade” kaynaklı olacağı için, bu kararları tartışmak “milli irade” düşmanlığıdır. Dolayısıyla bu kararların karşısında olan kimselerin, söz konusu “millet”e dahil olmaları söz konusu değildir. Fakat sözkonusu milletin bir adı yoktur. Nitekim bu milletin, belirleyici ve sabit olan net bir tanımı da yoktur. Bu milliyetçilik anlayışı ve “millet” kavramının kapsayıcılığı iktidar ile yakınlıktan düşmanlığa doğru çizilecek bir çizgiye göre şekillenmektedir.

        Örneğin “milletin ne ırk ne de mezhep ile” ayrıştırılamayacağını söyleyen Erdoğan, meydanlarda bir parti genel başkanını Alevi olduğu için yuhalatabilmekte, paralel yapı olarak adlandırdığı bir cemaati tarif ederken, “bunlar Şia’dan da öte, Şia takiyyede, yalancılıkta bunların eline su dökemez” şeklinde konuşarak, toplumun yüzde 5’inden fazla Şii kesimini zan altında bırakabilmekte, yapılacak olan üçüncü köprüye “Yavuz” adını vererek toplumsal kutuplaşmayı arttırmak için çaba harcayabilmektedir. Bu mezhepsel kutuplaşmanın ve mezhepsel gerilimin arttığı günlerde ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Ne Yavuz’dan, Ne İsmail’den vazgeçeriz.” şeklindeki açıklaması “Milli Birlik” için gerçek anlamda “Milli İrade” mahiyetinde olmuştur.

        Erdoğan, Ülkücülere yönelik, ırkçı vb. ithamlarda bulunurken, Türklüğün millî sembolü bozkurta ve çeşitli millî imgelere seviyeyi oldukça aşağı düşürerek hakaret ederken, seçime yakın bir süre önce “Ülkücü kardeşim, MHP’li kardeşim” şeklinde nidalarda bulunabilmektedir. Ülkücü Şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubundaki “Yaşasın yolunda vermiş olduğum ve kellemi verdiğim Türk Milliyetçiliği.” ile “Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.” kısımlarını atlayıp okuyarak kelimenin tam manasıyla timsah göz yaşları dökerken, bir başka Ülkücü Şehit Hüseyin Uçar’ın katili Mahmut Esat Güven’i milletvekili yapabilmektedir.

        Ana muhalefet partisinin güçlü olduğu bir ilde, bir miting öncesi bir kişinin kendisine yaptığı el işaretini miting sırasında dile getirerek işte bu partililerin zihniyeti budur, bunlar böyle ahlak yoksunudur diyebilmektedir. Tamamını itham ettiği parti son yerel seçimlerde her 4 kişiden birinin oyunu almış bir partidir.

        “Bizler Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında toplanmış, aynı bayrağın, aynı İstiklal Marşı’nın, aynı ideallerin ve değerlerin etrafında kenetlenmiş bir milletiz.” diyen Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’ni bölücü, ayrıştırıcı faaliyetler içerisinde bulunulmasına göz yummakta, bu faaliyetler içerisinde bulunmuş şahsiyetleri destekleyebilmektedir.

        Erdoğan’ın ülke içi siyasette kullandığı “makul” milliyetçilik argümanının yanı sıra dış siyasetteki kullanımına ve vaziyetine de bakmak gerekmektedir. Zira iç siyasette kullandığı sloganların hedefinde “Güçlü Türkiye”, “Bir Türkiye” söylemi bulunmaktadır.

 

          Dış Siyaset.

     Aralık 2013 tarihinde, dış işleri bakanımızın “Biz isteriz ki Ermenistan ile ilişkilerimiz tüm komşularımızla olduğu gibi en üst düzeye çıksın. Yine Türk ve Ermeni halkları nerede olurlarsa olsunlar karşılıklı anlayış içinde ortak tarihimizin olumlu ve olumsuz intibalarını da açıkça paylaşarak bir şekilde yeni bir dostluk ilişkisi içine girsinler. Bu anlamda hükümetlerimizin son yıllarda ciddi çabaları oldu” şeklindeki konuşması medyada geniş yer bulmuştur. Oysa ki kuruluşundan itibaren temelinde Türk ırkına ve Türkiye Devleti’ne yönelik nefretin yer aldığı Ermenistan’da bir kaç yıl önce düzenlenen Ermeni dili ve edebiyatı yarışmasında öğrencilerden birinin, “Batı topraklarımızı Ağrı Dağı’yla birlikte geri alabilecek miyiz” sorusuna yanıt veren Cumhurbaşkanı Sarkisyan, “Bu sizin neslinize bağlı. Benim nesil üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi. 90′lı yıllarda vatanımızın parçası Karabağ bölgesini düşmanın elinden kurtardık. Her neslin bir görevi vardır. Siz de ileride bizim gibi görevinizi yerine getirip getirmeyeceğiniz birlik ve beraberliğinize bağlıdır.” şeklinde konuşmuştur.

        Yurtdışında Olumsuz Türkiye İmajı.

        Erdoğan’ın milliyetçi argümanlarından biri de katıldığı uluslararası toplantılarda yerdeki Türk Bayrağını yerden alarak cebine koyması olaylarıdır. Aynı Erdoğan Türkiye-Ermenistan maçında Ermenistan’la ilişkileri geliştirmek adına Türk taraftarların Azerbaycan Bayrağı ile girişini vali aracılığı ile yasaklamış ve bayrakları toplatarak çöpe attırmıştır. Futbol maçından yola çıkılarak, Erdoğan’ın bu noktadaki milliyetçiliğinin ne fikirsel anlamda ne de hareketsel anlamda milliyetçilikle uzaktan yakından alakasının olmadığı, Erdoğan’ın trübünlere oynadığı görülmektedir.

        Bir diğer argüman da, eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in Bush ve Clinton ile görüşmelerindeki fotoğrafları kullanarak geçmişte böyleydik, artık Obama karşısında bacak bacak üstüne atıyoruz şeklindeki sloganlardır. Bu argümana göre artık Türkiye’nin uluslararası imajı oldukça yerindedir. Ancak işin aslı geçmişe yönelik küçük bir araştırma ile ortaya çıkabilecek kadar açıktır.

        İç poltikada gündeme gelen olayların dış politikaya yansımasıyla ilgili geçmişten bir kaç habere bakılacak olursa;

        2011’de Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Simerini gazetesi, Rum Stratejik Araştırmalar Merkezinin “Türkiye-Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki Güç Dengeleri” başlıklı raporunu “Türkler, Havlar Ama Isırmaz” başlığıyla vermiştir.

        Rusya’da yabancı uzmanların oluşturduğu Valday Kulübü toplantısında Türkiye gündeme gelmiş, Kommersant gazetesine göre konuk uzmanlardan biri Putin’e Türkiye’nin AB üyeliğine nasıl baktığını sorunca, Putin gülerek “Türkiye’nin AB’ye giriş kağıtlarını verin imzalayayım. Bana ne zararı var?” demiştir.

        Irak Şam İslam Devleti Örgütü 20 Mart 2014’te yayınladığı bildiride Süleymanşah Türbesi 3 gün içinde boşaltılıp Türk bayrağı indirilmediği takdirde türbeyi yerle bir edecekleri tehdidinde bulunmuştur. Örgüt sözcüsü Youtube üzerinden yayınladığı videoda “Süleymanşah türbesinde ki Türk askerleri orayı boşaltması için 3 gün süre veriyoruz. 3 gün içinde türbeyi boşaltıp Türk bayrağını indirmedikleri takdirde türbeyi yerle bir edeceğiz.” diye konuşmuştur.

       2014’te Yunanistan Kültür Bakanı Panos Panayotopulos, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi yönündeki taleplere karşı çıkarak “Türkiye hükümetinin dünyanın en büyük katedrali olan Ayasofya’yı tekrar camiye dönüştürmeye yönelik herhangi bir girişimi en tehlikeli sonuçları doğurur” şeklinde konuşmuştur.

         Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nde Yunan grubunun başkanı olan Theodoros Pangalos, 20 Ocak günü Yunanistan NET televizyonunda yapmış olduğu bir konuşmada şunları söylemiştir: “Avrupa ülkelerinin her biri uygarlığa katkıda bulunmuştur. Türkiye çağdaş Avrupa’ya hangi katkıda bulunmuştur? Köftelerle mi? Haftaya Strasbourg’a gideceğim. Oraya, çoğu hayatlarında ilk defa Avrupa toprağına basacak olan 28 Türk milletvekili gelecek. Büyükelçimizden rica ettim, Büyükelçilikte resepsiyon versin. Köfte, dolma yesinler.”

           Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit, Brüksel’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptıkları görüşmenin ayrıntılarını açıklamış veErdoğan’ın yolsuzluk konusundaki soruları yolsuzluktan bahsetmeden nasıl cevapladığını şöyle anlatmıştır: Kendisine yolsuzluk soruşturmasını sorduk. Yüzde 4′lük büyüme olduğunu, okullar inşa edildiğini, çevrecilikle ilgili karnesinin geçmiş hükümetlerle kıyaslandığında en iyisi olduğunu söyledi. Kısacası Erdoğan, ekonomisi büyüyen bir ülkede yolsuzluk olmayacağını söyledi.

          Ocak 2014 tarihli haberde İngiliz The Guardian gazetesi, İzmir’deki aday tanıtım toplantısına üç boyutlu holog-ram görüntüsüyle katılan Tayyip Erdoğan’ı gazetenin mizah bölümünde ele alarak dalga geçmiştir.

          2007 tarihli bir habere göre Kuzey Irak bölgesel yönetiminin başkanı Mesud Barzani, Türkiye’yi açıkça tehdit etmiş, Barzani, “Eğer Türkiye, Kerkük’e müdahale ederse biz de Türkiye’de yaşayan 30 milyon Kürt için harekete geçeriz” demiştir.

          Görüldüğü gibi iç siyasette bir başarı olarak sunulan, gündemi aylarca meşgul eden pek çok olgunun, dış basında esasında Türkiye’nin aleyhine ne şekilde geliştiğinin görüldüğü açıklıkla ortadadır.

               Millet ve Milliyetçilik.

      AKP’nin, Erdoğan’ın ve kurmaylarının isimsiz millet ve milliyetsiz “milli irade” hakkındaki durumuna değindikten sonra Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in millet ve milliyetçilik şu sözlerinin maksadı daha iyi anlaşılmaktadır: “Dünya üzerinde insan toplulukları milletler halinde yaşamaktadırlar. Her millet kendi özelliklerini korumaya, geliştirmeye gayret etmekte ve kendi topluluğunu diğer milletlerden daha ileri, daha yüksek, daha refahlı yapmaya çalışmâktadır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve Türklüğü benimseyen, aynı tarihe mensup, aynı şuurunu taşıyan ve aynı kültürle yoğrulmuş, aynı dine mensup insan topluluğu bugünkü milletimizi meydana getirmektedir. Türk milleti dediğimiz gerçek nedir? Bugün Türk milleti dediğimiz gerçeği şu şekilde tarif etmek mümkün. Müşterek bir tarihten gelen ve müşterek bir târih şuuruna sahip bulunan, aynı dine mensup, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı devleti kurmuş, yaşatmış ve bugün de aynı devletin sahibi ve bayrağı altında yaşayan, sınırları içinde yaşayan insan topluluğu Türk milletini teşkil etmektedir.  Bugünkü Türkiye sınırları dışında kalan Türkleri Türk Milletinden saymayacak mıyız? Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalan Türkler de Türk milletindendir. Onlar da Türk milleti deyiminin içindedirler.” Başbuğ Alparslan Türkeş’in bu sözünü tamamlar nitelikteki Nejdet Sançar’ın sözleri de “Milleti meydana getiren unsurlardan hepsi bütün milletlerde bulunmamaktadır. Türk milleti; soy, dil, kültür, ülkü, vatan, tarih ve din unsuru ve birliği ile birbirine bağlı bir cemiyettir.” şeklindedir.

Kaynakça:
1. Toplum Sözleşmesi, Jean Jacques Rousseau
2. Türk Milletinin Tarifi, Nejdet Sançar
3. Siyaset, Andrew Heywood
4. http://www.youtube.com/watch?v=v5YG6jhK4g0
5. http://www.tdk.gov.tr/
6. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22621388.asp
7. http://www.hurriyet.com.tr/planet/18338718.asp
8.http://siyaset.milliyet.com.tr/erdogan-milliyetcilik-kafatascilik-degildir/siyaset/siyasetdetay/09.11.2010/1312211/default.htm
9. http://www.bianet.org/bianet/toplum/144661-basbakan-erdogan-cozum-icin-her-yola-basvururuz
10. http://www.ulusalpost.com/tayyip-once-alevi-diye-yuhalatti-simdi-ayrim-yapiyor-dedi-9184h.htm
11. http://www.uchilal.net/basbug/44-milliyetcilik.html
12. https://www.facebook.com/video/video.php?v=10151005826188485
13. http://www.gazeteport.com.tr/haber/55613/turkler_havlar_ama_isirmaz
14. http://t24.com.tr/haber/the-guardian-bir-hayalet-mi-hayir-yasiyor-aslinda-o-turkiyenin-basbakani/249649
15. http://ortadogugazetesi.net/haber.php?id=31670&haber=barzani-askinin-altindan-imrali-canisi-cikti
16.http://www.abhaber.com/?option=com_content&view=article&id=42904:pangalostan-yine-turklere-ve-turkiyeye-hakaret&catid=211:arsiv&Itemid=922
17.http://www.sabah.com.tr/Dunya/2014/03/21/isidten-turkiyeye-kustah-tehdit
18.http://dunya.milliyet.com.tr/-turkiye-nin-ab-ye-katilim-kagitlarini-verin-imzalayayim-/dunya/dunyadetay/16.11.2011/1463234/default.htm

Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter