Ahıska Türkleri – Zeynel Uyar

Ahıska, Gürcistan sınırları içerisinde, Hazar Denizi ve Karadeniz arasındaki bölgenin Karadeniz’e yakın kısmında, Kars’a komşu ve Kars’ın hemen kuzeyinde bulunan bir bölgedir. Ahıska ya da Mesket Türkleri tanımları ise coğrafi bir isimlendirme olup Ahıska bölgesi ve Ahıska Türkleri, Anadolu Türklerinin coğrafi ve demografik yönden uzantısı mahiyetindedir. Coğrafi bir isimlendirmeye rağmen ve bundan da ziyade bu Türklerin toprakları ile bağlarının kopartılmasına karşın sahip oldukları milli bilinç, onların Anadolu’dan Türkistan’a, Türkistan’dan Sibirya’ya kadar olan bölgede ‘Ahıska Türkü’ olarak damga vurmalarının en güçlü kaynağıdır. Eski adı Meskhetia olarak da bilinen Ahıska Bölgesindeki Ahıska Türklerinin bölgeye yerleşimi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Ancak XI. yüzyılda Selçuklu Sultanı Alparslan’ın fetihlerini durduramayan Gürcü Kralın daveti ile XII. yüzyılda Kıpçak Türklerinin de bölgeye gelerek yerleşmesinin ardından Ahıska tamamen Türkleşmiştir.

Selçuklulardan sonra Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Safevî himayesi altına giren Ahıska, 1578’de Lala Mustafa Paşa’nın ve Özdemiroğlu Mustafa Paşa’nın Kafkasya Seferleri ile Safevîler’den alınarak Osmanlı toprakları katılmıştır. Osmanlı’nın bölgeye hâkim olmasından sonra Ahıska, Çıldır Eyaleti’ne de başkentlik yapmıştır.

250 yıl süren Osmanlı varlığı sonrasında ise 1828’de Ruslar tarafından işgal edildi. Rusların o dönemde de varlığını gösteren ‘Böl, parçala, yönet’ taktiği ve buna ilaveten Rus, Gürcü ve Ermeni ittifakı sonrasında Ahıska bölgesindeki Türkler, başta Anadolu’ya olmak üzere muhtelif yerlere göçe zorlandılar. Savaştan bir yıl sonra imzalanan Edirne Antlaşması’na göre ise Ahıska, savaş tazminatı olarak Ruslara bırakılınca bu bölgedeki Türklerin durumunun ehemmiyeti artmış ve çok vahim bir hal almıştır. Katliamlarla dolu bu süreç, 1944 sürgün yıllarında had safhaya ulaşmış ve günümüze kadar süregelmiştir. 93 Harbi, 1917 Bolşevik İhtilâli sonralarında Sovyetlerin ilan ettiği self – determinasyon hakkını kullanmak isteyen Ahıska Türkleri, Anadolu Türklüğüne katılmak istediklerini belirtti. 1918 yılındaki 11 Mayıs Batum Konferansında ise Türkiye, Ahıska bölgesinin kendilerine bırakılmasını istedi. Bunun Gürcistan Hükümeti tarafından kabul görmesine rağmen aynı yıl gerçekleştirilen Mondros Mütarekesi sonrasında istenilen sonuç alınamadı. Sovyetler Birliği’nin 1930’lu yıllarında az da olsa bir rahatlama yaşayan bölge, Stalin zamanında daha da büyük sıkıntılara maruz kaldı.

Milliyetçiliğinden hiç ödün vermeyen Ahıska Türklerine baskılar, Türklüklerini vurguladıkları için katmerleşerek artmış ve bunun vahim bir sonucu olarak 14 Kasım 1944’te malum sürgün gerçekleşmiştir. Bölgedeki 200’ün üstünde bulunan köy yerleşimlerindeki 90 bin Ahıska Türkünün evlerine bir gece yarısı Rus askeri girmiş ve güvenlikleri için götürülecekleri söylenerek hayvan vagonlarına bindirilmişlerdir. Kendilerine 3-4 gün içerisinde yurtlarına geri dönecekleri söylense de haftalarca sürecek olan gayri insani yolculuk başlamıştı. Hısım olanları dikkatle bir şekilde ayrı vagonlara bindiren Rus askerleri, ağır işkencelerden, açlıktan ve kışın sertliğinden dolayı hayatını kaybeden insanları vagonlardan atarak yollarına devam etmişlerdir. Sürgün esnasında yaklaşık olarak 30-35 bin Ahıska Türkünün hayatını kaybettiği kayıtlara düşmüştür. Türkistan’dan Sibirya’ya kadar dağıtılan Ahıska Türklerini artık daha büyük sıkıntılar bekliyordu. Her türlü olumsuzluklara rağmen bırakıldıkları bölgelerin dışında kendi mahalle ve yerleşimlerini kurmayı başarmışlardır.

Stalin’den sonra iktidara gelen Kruşçev, yaşanan sürgünün hiç bir askeri gerekçesinin olmadığını ve Türklere yöneltilen II. Dünya Savaşında Almanlarla işbirliği yapma suçlamasının Stalin tarafından uydurulmuş bir yalan olduğunu söyledi fakat Kruşçev de Ahıska Türklerine yurtlarına geri dönme imkânı vermemiştir.

Aynı yıllarda vuku bulan diğer sürgünlerde, sürgüne uğrayan diğer halklar geriye dönebilmişler ancak ne kadar abes sebepler sunulsa da Ahıska’nın Türkiye’ye sınır olmasından ve Ahıska Türklerinin milliyetçiliğinden dolayı bu halkın anayurtlarına geri dönmeleri engellenmiştir.
Yine sürgün sırasında Özbekistan’ın Fergana Vadisi’ne yerleştirilen Ahıska Türklerine, Özbekistan Halkı sıcak bakmamıştır. Bununla birlikte Sovyetlerin dağılma sürecine girdiği 1989 yıllarında bölgeye gönderilen provokatörler ortamı iyice kızıştırmıştır. Her şeye rağmen 45 yıl beraber yaşayan iki halk, Sovyetlerin dağılmasından sonra Gürcistan sınırı içindeki yurtlarına geri dönmek isteyen Ahıska Türklerine bir darbe vurmak için Sovyetler tarafından uygulanan ‘Böl, parçala, yönet’ yöntemi ile bir birlerine düşman durumuna getirilmiştir. Bu mevcut durum itibariyle artık kaçınılmaz gibi görünen ve beklenen olaylar 1989 yılının Haziran ayında vuku bulmaya başlamıştır. Özbekistan’da Fergana merkezli başlayan bu olaylar kısa sürede yayılmış, yüzlerce Ahıska Türkünün evinin yakılmasıyla, ölümlerle ve işkencelerle devam etmiştir. Olay sonrasında 20-30 bini sadece Fergana’da olmak üzere toplamda 100 binin üstünde Ahıska Türkü tekrar sürgüne tabi tutulmuşlardır.

Günümüz Türkiye’sinde ise Ardahan ve Artvin merkezli olmak üzere 1921 Rus işgali sonrasında bu bölgelerde yaşayan ve Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye’ye yerleşen toplam 190 bini aşkın Ahıska Türkü bulunmaktadır. Türkiye’den sonra en yoğun olarak 170 bin nüfusla Kazakistan’da yaşamaktadırlar. Rusya, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna’da ise 10 binlerce Ahıska Türkü yaşamakla birlikte dünya üzerinde 600 bini aşkın nüfusa sahiptirler. İlaveten Amerika’nın sahipsiz kalan orta batı eyaletlerine son 5 yılda yapmış oldukları göç ile birlikte Amerika’nın 20 eyaletinde toplam 20 bin Ahıska Türkünün varlığı söz konusudur. Amerikan Hükümeti ve Amerikan medyası tarafından özellikle Ohio eyaletine bağlı Dayton kentine vermiş oldukları canlıktan dolayı övülerek bahsedilmektedirler. Nerede yaşıyor olursa olsun milli kimliğini hiçbir zaman unutmayan Ahıska Türkleri, her zaman Türklüğü ile övünmüş, Türklüğü ile övünen herkesin yanında olmuş, vatanlarına geri dönme hayali ve umuduyla dünyanın dört bir tarafından bu milli ülkülerine sımsıkı sarılarak anayurtlarını kızıl elma bilmişlerdir.


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter