|
ARİF HOCAYLA DİYALOG
Uğultular.
Kulak vınlamaları. Yollara Kürşad'lar uzanmış, ölü... Kılıç şakırtıları.
Zaferler getiren atların nalın şıkırtıları. Çatalca'nın Inceğiz
Köyü. Dudaklarda Hun Türküleri. Devler geçiyor, sarsarak köprüleri.
Karda kışta ayazda ne işim var hatıralar ülkesinde. Bilemiyorum..!
Uğrayana
imrenene, her mevsim,
Açıktır, açıktır kalbimiz bizim! ,,,
deyişi,
hatıralar ülkesinin giriş kapısına asılmış.
Az ileride, buzlu yolun başlangıcında-:
Pişman
olmaz kalan, gelip bu yurda...
Korkulmaz emânet etmekten burda,
Pamuğu ateşe, ateşi suya,
Kuzuyu kurda!
mısraları,
hatıralar ülkesine ilk ayak basanlar için büyük bir itimat kaynağı
. "Pişman olmazsın, gel. Korkma, gel yerleş temelli bu -Emânet
et kendini hatıralar ülkesine. Gel, pişman olmazsın, gel."
der gibi geliyor bu mısralar bana. Birden, durup dururken: "Delikanlım,
heeeeey delikanlım;" nidası dolduruyor kulaklarımı. Ardından,
"Hoş geldin yiğitim!" diyen tokça sesli bir Ülkü Devi
karşılıyor beni.
Caber
yok, Tiyanşan yok, Aral yok... ;
Ben nasıl varım?
Ağla, ey Tanrı dağlarından ;
İndirilmiş Tanrım!
demeseydi,
az kalsın tanıyamayacaktım o ağlamaklı sesi. Neden mi?
"İkonyum"u "Konya" yapan dille konuşurum
demeseydi, yüzüne bile bakmadan çekip gidecektim hatıralar ülkesinden
Neden mi dediniz? Söyleyeyim:
Ben
de, "Sangaryos"u "Sakarya" yapan dille konuşuyordum
da ondan!
Haşir
neşir oluyorum O'nunla birden. Yüreğim dolup dolup taşıyor O'na
baktıkça. Dalıp gidiyorum bir ara. Bir düşünce sarıyor beni, acaba
O'nun bu hatıralar ülkesinde ne işi var diye... Susturuyor O'nun
düşünceli hâli beni. Düşüncem düşünceli hâline mağlûp oluyor. Hatıralar
ülkesinin şâiri şiirine başlıyor:
Dokunmayın,
üzerine
Gölge ettim kanadımı...
Ninni söyleyin adıma,
Uyandırmayın adımı;
Böyle
emretti melekler,
Böyle emretti Yaradan:
Bir taşa verdim adımı,
Adsız girdim bu kapıdan.
"Adı
yok." yazsın kalemler,
Bildiklerimi söyledim.
Bir yolcuyum ki yollarda
Aç kaldım adımı yedim.
Hatıralar
ülkesinin adım saklayan şâiri neden saklarsın adını? Unutur mu hiç,
.........ülkesinin insanları, senin adını. Adını...... ülkesine
adayan çileli şâirim hey; Yetmez mi gayri, dil vermezliğin.adını
gizlemekliğin.
Ey
mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü...
Kızkardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
diyen
şâirin adı olmaz mı hiç? Hatıralar ülkesinde adın, varsın adsız
olsun. "Adı yok." yazsın kalemler, ne çıkar. Ama .........
ülkesinde sana adsız demeğe dilimiz; adsız taş dikmeğe elimiz varmaz
ki.
Tarihim,
şerefim, şiirim, her şeyim;
Yer yüzünde yer beğen
Nereye dikilmek istersen
Söyle, seni oraya dikeyim!
Küçücüktüm.
Bayrağımın gölgesinde top oynardım. Bana göz kırpan bayrağımın nereye
dikilmek istediğini nasıl bilebilirdim ki. Bana: tarihimi, şerefimi,
şiirimi, he rşeyimi öğrettin. Minnettarım sana. Zaferler getiren
atların yiğitleriyle otağ kurdurttu bana; Ötüken yaylasında, Mohaç
ovasında, göz kırpışma göz verir oldum. Bayrağımın şairi Arif Nihat
Asya' la uzaktan ahbâblık kurdum. Ya şimdi; Leylâsından ayrılmış
Mecnûn misâli solgun benizli Arif Nihat Asyamı; böylesi al'dan uzak
düştüğünü görmek.. Al'ına kurban olduğum Asyamı, böylesi sararmış
solgun görmek..
Melekler ağlar, yapma bu işi, dediler.
Melekler ağlasın diye yaptım...
diye sitem edişini, serzenişte bulunuşu işitmek var ya, deliye divâneye
döndürdü beni.
Asyam'a; gözü yaşlı, gönlü yaşlı giden Asyam'a bakamıyorum, feryat
edesim geliyor. Onun mahzunluğuna. Ağlamak, yırtınmak bağırmak istiyorum.
Asyam'ın yanına temelli uçmağa varmak istiyorum. Dursun kardeşimin
İmamoğluyla birlikte, bana hatıralar ülkesinde "hoş geldin!"
demesini istiyorum Ben, ben var ya, hatıralar ülkesinin temelli
üyesi olmak istiyorum!
Asya'mın
kuşkulu sesi isteklerimi sakin olmaya davet ediyor. Semâyi Bayrak
şâirinin sesi dolduruyor:
" - Gözlerimi Ankara'ya kapadım denizlerin durgunluğuna açtım.
Fakat türkü, kulağımın dibinde, hattâ içinde "Ankara'nın taşma
bak." diye cin çın çınlamakta devam ediyor."
Duruyorum
bir ara düşüncemi odaklaştırmaya çalışıyorum. Arif Hocam, ın işkillendiğini
hissediyorum. Hocam'ın kulaklarını çınlatanın Alparslan Gümüş'ün,
Yaşar Özcivlez'in ardından getirilen tekbirler olduğunu keşfediyorum.
Milletçe huzursuz olduğumuzu belirtiyorum Hocam'a,
Hocam'ın
teşhisi yerinde:
" - Bir gün gelecek huzurla koyun koyuna yatacağız. Üzerimize
de huzur taşları dikilecek.
Huzur
doğmasına doğacak., ama, sezaryen ameliyatıyla.
Belki
de bize:
Anayı
mı, çocuğu mu? diyecekler..."
Anladım
aziz hocam. Yaşarlar, Alparslanlar sancılı ananın gocuklarıydı,
anladım... Ama huzuru..
"
- Huzuru getirebilecekler mi dersin
Evet götürdükleri gibi...
Yani nasıl?
Nasıl olacak... elinden, kolundan, yeninden, eteğinden çekip saçından
sürükleyerek, bağırta çağırta..."
A.......... .......... ..........
Arif
Nihat Asya'nın bu müjdesine sığınıyorum. Boynu bükük huzûr bekleyenlere,
huzur içinde Tanrısına kavuşmayı özleyenlere, Arif Nihat Asya'nın
muştusunu vermek üzere, Hatıralar Ülkesini, - Ülkü Devi'nin de iznini
alarak - veda ediyorum. Ama; sadece, Hatıralar Ülkesine huzurlu
gelebilmek için...
MEHMET ÇAĞATAY ÖZDEMİR
Töre / Şubat 1976
|