Şehitler Tepesinde Ebedileşen
ARİF NİHAT HOCA
Arif
Nihat Asya gençlik çağında başladığı şairliği yetmiş yıllık ömrünün
sonuna kadar devanı ettirebilen nadir sanatkârlardandı. Onunla beraber
yola çıkanların çoğu bir noktada kalmışlardır. Çünkü yetiştikleri
devir ve sosyal çevre herkesi buna zorluyordu. Düşününüz : Savaştan
yeni kurtulmuş fakir ve dertli bir millet. Ha rap ve perişan bir
vatan.. Arkadan köklü ve hoyat bir kültür ihtilâli. Millî kültürün
red ve inkâr edilmesi. Türk şiir sanatının hor görülmesi. Bütün
mazinin kötülenmesi. Dokuz asırlık muhteşem yazı dilinin -değiştirilmeye
kalkışılması. Bizde hiçbir geleneği olmayan Batı San'at anlayışının
devlet eliyle kabul ettirilmesi Sonra tepeden inme ihtilâller inkılâplar,
darbeler. Tek partili baskı rejimleri: Saldırgan yabancı ideolojiler.
Yıkıcı ve bölücü akımlar. Mukaddes ve yüce bildiğimiz bütün milli
değerlerin yok edilmesi. Milliyetçiliğin ayıp, Türkçülüğün suç ülkücülüğün
çağ dışı sayılması Maddecilikle, Hümanizmin en itibarlı görüş olması.
Şiir zevk ve seviyesinin sıfır noktasına yaklaşması...
İşte
rahmetli Arif hoca hayatının tam elli yılını böyle bir cemiyette
geçirmiştir. Ama bu kötü şartların hiç biri Onu şairlikten vazgeçiremedi.
Onun şiirlerinin san'at seviyesini düşüremedi. Duygu coşkunluğunu
durduramadı, ilhamını kurutamadı. Hayal dünyasını daraltamadı. Ümitlerini
kırıp heyecanını sınırlayamadı.
Gerçekten,
edebiyat meraklıları kabul etmektedirler ki, geçen yarım asırda
şiir telakkisi defalarca değiştiği halde, Arif Nihat beğin eserleri
hem san'at değerini hem de şahsiyetini aynen muhafaza etmiştir.
Rahmetli şair, elli yıl boyunca, tekrara düşmeden devamlı yazmış
ve eskimeden kendini yenilemiştir. Dil ve üslupta olsun, tem ve
konuda olsun tamamıyla milli kalmış fakat çağın değer ölçülerinin
de üstüne çıkmıştır. Bilhassa, pek az san'atkâra nasip olan şekil
- muhteva ahengi ile milliyetçilik ve şairlik şahsiyetini en güzel
tarzda telif edebilmiştir. Arif Nihad Asya'nın şiirleri iki tarafı
da keskin kılıç gibidir. Yalnız milli heyecan duymak için okuyanlarda
aynı lezzeti alırlar. Dozu çok iyi tayin edilmiş her terkipte görüldüğü
gibi.
Arif
hoca Türkçeyi çok iyi biliyor ve yerli yerinde kullanıyordu. Her
sözün hakikî, mecazî tarihî ve mahalli mânâsından istifade ederdi.
İkinci Meşrutiyetten sonra gelişip Cumhuriyetin ilk on yılında zirvesine
ulaşan Türk edebiyat dilinin bütün incelik ve zenginliği Arif Nihad
Asyanın eserlerinde sergilenmiştir. Bu sayede, bir haçlı zihniyetiyle
üst üste saldırıya uğrayan güzel Türkçe ayakta kalabilmiştir. Bin
yıllık tarihi olan şiirimiz de son kırk yıl içinde aynı tehlikeyle
karşılaşmıştı. Cemiyet zorla maddeci dünya görüşüne itilince günün
edebiyatı da buna uydu. Kuru, soğuk, kaba ve laubali bir sür modası
ülkemizi istila etti. Manasız, cansız, çirkin ve cılız uydurma kelimeler
edebiyatımızın baş köşesinde yer buldu. Daha sonra bunu, tamamıyla
batıdan aktarılan taklitçi ve ihtilalci şiir takip etti. Böylece
şiirden uzak şairler, san'atla âlâkası kesilmiş romancı ve hikayeciler
türedi. Bunlar bir merkezden emir alıyormuş gibi, yularca, aynı
dağınık üslup ve uydurma dil ile üç beş konuyu: yazıp durdular.
Genç nesilleri bu tipi sahte edebiyata ve yalancı san'ata şartlandırmağa
çalıştılar. Ayrıca şiir ve edebiyatın halisine, millî, yerli ve
kendi köküne bağlı olanına insafsızca saldırdılar. San'atını bu
vadide devam ettirenleri, ağır bir suç işliyormuşçasına, ayıpladılar,
karaladılar.
İşte,
Arif Nihad beğ, böylesine saldırgan bir çevrenin ortasında dahi
milli ve halis san'at anlayışını değiştirmedi. Dilini bozmadı. Türk'ün
tarihine, kahramanlığına zengin kültür hazinelerine ve bin bir çilesine
sırt çevirmedi. Eski ve uzak vatanımızı, bir gün efsaneleşen Turan
İllerini ve yaslı yaralı Türkleri hiç unutmadı. Tabii Türkiye'nin
cennet köşelerini, buralarda yatan dünkü yiğitleri, gazileri, Alperenleri
ve yanımızda - yöremizde yaşayan dertli insanlarımızı da ihmal etmedi.
Savaşı, zaferi, şehit ve gazileriyle bütün milli tarihimiz Ona ilham
kaynağı oldu. Camilerimiz, Kervansaray, türbe, çeşme ve köprülerimizle
bütün milli san'at yadigarlarımız Onu coşturdu. Atımız, pusatımız,
kopuzumuz, davul, zurna ve halaylarımızla bize ait olan her değer
Onun mısralarında ebedileşti. Büyük başbuğlardan adsız kahramanlara
kadar nice yiğit Onda yepyeni hüviyetler kazanarak geçit resmi yaptı.
Ve O, elinde, en kutsal varlığımız olan Bayrakla Şehitler Tepesinde
ebedileşti ....
Doç. Dr. NECMETTİN HACIEMİNOĞLU
|