9 Nisan 2013 TBMM Grup Toplantısı Konuşmaları

Muhterem Milletvekilleri,

Değerli Misafirler,

Kıymetli Basın Mensupları,

Haftalık olağan Meclis grup toplantımıza başlarken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, 14-20 Nisan tarihleri arasında, efendimiz Hz. Muhammed’in dünyaya teşrif edişinin 1442’nci yıldönümü“Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri ile kutlanacak ve yüce hatırası yâd edilecektir.

Bu çerçevede idrak edeceğimiz 2013 yılı Kutlu Doğum Haftası’nın ana teması “Hz. Peygamber ve İnsan onuru” olarak belirlenmiştir.

Kutlu Doğum Haftası’nda efendimizin hayatı, mesajları, alemlere nur ve hidayet vaaz eden tebliği üzerinde bir kez daha ve samimi şekilde düşünülmelidir.

Buna ilave olarak insan olmanın anlamı, insanlık onuru ve insanın sahibi olduğu eşsiz değerleri de enine boyuna yorumlanmalı, ele alınmalı ve değerlendirmelerden kalıcı sonuçlar çıkarılmalıdır.

Şurası kesindir ki, Resulullah’ın ümmeti olmak, bizler için büyük bir şeref payesi, yeri hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek manevi haz ve lezzet kaynağıdır.

Sevgililer sevgilisi efendimizin yolundan gitmek, şefaatiyle müşerref olmak elbette nefis bir duygu, muazzam bir ayrıcalıktır.

O, kalbimizi ışıtan, huzurun ve bağışlamanın müjdesini veren, Cenab-ı Allah’ın emir ve yasaklarını öğreten, doğruluğun, güzelliğin ve iyiliğin zirvesine çıkmış insanlık onurudur.

Peygamberimizin örnek ahlakı, güzel sözleri ve kutlu mirası bizler için yegâne ümit kapısı, yegâne mutluluk ve kardeşlik vahasıdır.

İnanıyorum ki, Kutlu Doğum Haftası’nın derin anlam ve zenginliği, milyonlarca Müslüman tarafından benimsenecek, insanlık ve inananlar efendimizi bir kez daha tüm yönleriyle tanıyacak ve anlayacaklardır.

Daha iyiye, daha doğruya ve daha güzele ulaşmanın başkaca bir yolu yoktur.

O’nun yüce dinimiz İslam’ı tebliğ için gösterdiği eşsiz sabıra, zorluklara, engellere ve iftiralara karşı sergilediği muhteşem mücadele ve kararlılığa her zamankinden fazla ihtiyacımız olduğu tartışmasızdır.

Bu vesile ile herkesin, bilhassa manevi değer istismarına sapmayı marifet olarak görenlerin, Peygamberimizin eşsiz ahlakını ve kutlu tebliğini tam olarak özümsemesini diliyorum.

Efendimizin insanlığa tebliğ ettiği muazzam iman ve inanç kaidelerinin samimi bir şekilde sahiplenilmesini temenni ediyor, hasretle aranılan hoşgörü, istikrar ve gönül rahatlığının bu şekilde ortaya çıkacağına inanıyorum.

Yüce Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

Peygamberimizin yolu yolumuzdur, sözü sözümüzdür ve emanetleri sonsuza kadar da bizimledir.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Geçtiğimiz hafta sonunda Osmaniye’de bulunarak muhterem vatandaşlarımızla değişik ortam ve platformlarda bir araya geldik.

Osmaniye Belediyemizin düzenlediği temel atma ve açılış törenlerine katılarak hayırlı ve başarılı çalışmalarını iftiharla Osmaniyeli kardeşlerimizle buluşturduk.

Osmaniye’yi her gidişimizde biraz daha gelişmiş ve sorunlarından kurtulmuş şekilde görmek bizleri oldukça mutlu ve memnun etmiştir.

Bu aziz vatan köşesi sürekli, sürdürülebilir ve istikrarlı şekilde büyümekte, yatırımlarla, hizmetlerle meselelerinin üstesinden gelmektedir.

Osmaniye Belediyemiz çalışkan, dürüst ve herkesi kucaklayan bir anlayışla başarıdan başarıya koşmaktadır.

Buradan Osmaniye Belediye Başkanımız Sayın Kadir Kara Bey’i ve belediye meclis üyelerini bir kez daha kutluyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

Ziyaretimizin her ayağında, Osmaniye’nin her tarafında, vatandaşlarımızın yoğun ilgi, coşku ve yakınlığından oldukça bahtiyarlık duyduğumu da özellikle belirtmek istiyorum.

Osmaniye’nin milli ve manevi değerlere bağlılığı hepimiz için bir gurur vesilesidir.

Osmaniye’nin bölünmeye ve bölücü teröre kesif bir itirazı söz konusudur.

Osmaniye’nin teröristle müzakereye, terörle anlaşmaya ve canilerle uzlaşmaya öfkesi keskin ve katidir.

Allah’a şükürler olsun ki, Osmaniye’nin; zalimlere, eşbaşkanlara, bölücülük baronlarına, Türklük, milliyetçilik ve millet hasımlarına tahammülü çoktan bitmiştir.

Vatandaşlarım oynanan oyunların farkına varmışlardır.

Kurulan tuzakları görmüşler, işbirlikçi yüzleri tanımışlar ve kötü niyetlileri anlamışlardır.

Türkiye’nin nasıl bir karanlığın, Türk milletinin nasıl bir yıkımın içine çekildiğini açıklıkla idrak etmişlerdir.

√       Cumhuriyet’in temeli olan milli devlet ve üniter yapının bozulmasına,

√       Türk milletinin çözüm, barış ve süreç sloganlarıyla bölünmesine,

√       Milli kimliğimizin sakatlanmasına ve Türkiyelilik zırvasıyla değiştirilmesine,

√       Alt kimliklerin sivriltilerek, özendirilerek ve teşvik edilerek millete rakip olmasına,

√       Bayrağın inmesine, milliyetçiliğin ayaklar altına alınma saygısızlığına,

√       Bölücü terörün devlete muhatap haline getirilmesine,

√       Bin yıllık kardeşliğin kanlı kalemle üzerinin çizilmesine ve imhasına Osmaniyeliler şiddetle karşıdır ve en ufak müsamaha göstermemektedir.

Huzurlarınızda tüm Osmaniyelilere şükranlarımı sunuyor, varlık ve birlik yolunda onları mahcup etmeyeceğimizi bildiriyor, hepsine Cenab-ı Allah’tan sağlık, esenlik ve mutlulukla geçecek bir ömür diliyorum.

 

Muhterem Milletvekilleri,

Türk milletinin karşı karşıya olduğu tehditleri zaman, zemin ve zihin ölçeğinde iyi analiz etme ve yorumlama zorunluluğumuz bulunmaktadır.

Türkiye’nin iç burkan ve kaygıları kabından taşıran hadiseler yumağının hem arka, hem de ön yüzünü çift taraflı olarak iyi kavramak ve derinlemesine analiz etmek lazımdır.

Kaldı ki, içinden geçtiğimiz süreçte muhatap olduğumuz hiçbir mesele rastgele zuhur etmiş veya anlık gelişmelerin neticesinde meydana gelmiş değildir.

Failleri, fenalıkları ve fikriyatı tarihsel olarak inişli çıkışlı olsa da, müsait ve müzahir dönemlerde alanını genişleten, işbirliği sahalarını güçlendiren asırlık plan ve projeler hiç bitmemiş ve hiç de eksilmemiştir.

Bu nedenle aleyhimize gelişen, tökezlememizi ve tükenmemizi amaçlayan küresel bayağılıklar ana fikir olarak herhangi bir değişiklik göstermemiştir.

Millet ve devlet bekasını nişan alan emperyalizmin kanlı ve şirret provokasyonları ne yazık ki hiç azalmamış, hiç kesilmemiştir.

Tarihin her dönemi Türk milletine yönelmiş bazen açık, bazen de kapalı saldırı ve operasyonlara sahne olmuştur.

Ne zaman gerilemişsek, ne zaman buhranların pençesine düşmüşsek ve ne zaman darlıklarla boğuşmuşsak mutlaka içten ve dıştan namert bir kumpasın ve kirli bir kampanyanın varlığı hemen başını kaldırmıştır.

Maalesef Türk milleti ardı arkası kesilmeyen zalim senaryoların, bitmek tükenmek bilmeyen ayak oyunlarının her devirde hedefinde yer almıştır.

Yeri gelmiş topraklarımız gasp edilmiş, yeri gelmiş insanımıza göz dikilmiştir.

Yeri gelmiş bağımsızlığımıza ilişilmiş, yeri gelmiş milli varlığımız boğulmak ve yeri gelmiş geleceğimiz karartılmak istenmiştir.

Kimi zaman savaşlarla, kimi zaman pazarlıklarla, kimi zaman ıslahat girişimleriyle, kimi zaman da gizliden gizliye yapılan anlaşmalarla hayat ve varlık haklarımız budanmak ve buharlaştırılmak tehlikesine maruz kalmıştır.

Gaye, Türk milletini önce zaafa düşürmek, ardından çözülmesini sağlamak ve sonra da dağılmasını temin ederek tarihten silmektir.

Türklüğün mevcudiyeti, kıtalara yön ve nizam veren millet kudreti yerli ve yabancı mihrakları tarih boyunca rahatsız etmiş ve durmadan arayışa yöneltmiştir.

İşbirlikçiler, hainler, kalleşler içimizden; sömürgeciler, Haçlı hevesleri dışımızdan ne yaptılarsa mukadderatımızı yıkamamışlar, ne ettilerse kutsallarımızı devirememişler ve bizi birbirimize düşürememişlerdir.

Ancak bu sürecin henüz tam bir sonuca ulaştığını, kalıcı bir noktaya geldiğini söylemekten çok uzak olduğumuz da bir hakikattir.

Dikkatlerinizi çekmek isterim ki, geçmişte aramızı bozmaya, birliğimizi sakatlamaya alçakça mesai ve emek sarfeden kirli, kibirli ve kinli maksatlar yaklaşık 10 yıldır yoğun biçimde devreye girmiştir.

Bir asır evvel vatan coğrafyası, millet varlığı ve milli bekayla ilgili duyulan endişe ve tehlike dalgası, bugünle örtüşmeye ve üst üste çakışmaya başlamıştır.

Bin yıllık kardeşliğimizin infilak etmesi için fırsat kollayan, milli değerlerimizin etnik şarapnel parçalarıyla dağılması için ayin yapan bedbahtlar AKP ile birlikte heyecan ve cesaret kazanmışlardır.

Hükümet, milletimize tarihi nefret duyan yerli ve küresel odakların rahat hareket etmesi, kolaylıkla fitne saçması için sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik ve siyasi tüm güvenlik duvarlarını bir bir sabote etmiş, bunlara suikast düzenlemiştir.

İkazla ifade ediyorum ki, Türk milletinin tertemiz milli ve manevi kaynakları, pırıl pırıl parlayan talihi AKP’nin çamur ve pislik dolu politikaları sayesinde kirlenmek ve kapanmak üzeredir.

Küresel ölüm projelerine teşrifatçılık yapan Başbakan Erdoğan aziz milletimize kötülüğün daniskasını yapmak üzere adeta görevlendirilmiş gibidir.

Bu zihniyetin Türklüğe, millet bütünlüğüne ve her dokunulmaz hakkımıza hınç besleyen tüm odak, oluşum ve ortaklıklara davetiye çıkardığı görülmektedir.

Başbakan’ın, Türk milletinin kanına doymayan, acı çekmesinden gocunmayan, hezimete uğramasından şikâyet etmeyen, bilakis bu olumsuzlukları şevkle bekleyen hasis ve lekeli vicdanlarla ağız birliği ve dirsek teması halinde olduğu artık net ve bellidir.

Emperyalizmin vahşiliği ve tek dişi kalmış ağzı Başbakan tarafından canlandırılmış ve açılmış durumdadır.

90 yıl önce, büyük milletimizin kahramanca mağlup ettiği sömürgeci güçler; aramızdan, içimizden ve hemen yanıbaşımızdan yeni bir Damat Ferit simasını araya araya bulmuşlar ve emellerine memur etmişlerdir.

Bu en başta Başbakan, sonra da ona inanan ve itibar edenler için hiç kuşkunuz olmasın ki utanç vesikası olarak görülmelidir.

Türk milletinden alacaklı olduğunu düşünen her sefil zihniyet, her hayâsız ittifak, her rüsva anlayış bu kafa yapısı tarafından sıcak ilgi ve yakın alakayla taltif edilmiştir.

Hükümet tarafından geride kalan yıllar boyunca gözdağlarıyla kurulmaya çalışılan gerilim, çatışma, kutuplaşma ve kaos atmosferi küresel planlara imkan ve destek sağlamıştır.

Avrupa sevdalıları, Vashington esirleri, Erivan hayranları, Erbil yanaşmaları, Kandil elçileri, İmralı müdafaacıları, sözde aydın güruhu, yandaş medya sahipleri, teslimiyet lobisinin temsilcileri, yabancılardan menfaat uman insaf yoksunları çözüm ve barış ezberi etrafında kenetlenmişler, böylece Türk milletine karşı saldırı düzeneği almışlardır.

Kurgulanan ve harekete geçirilen bu ihanet ittifakının merkezi dış kaynaklıdır; hükümet aziz millet varlığının çözülmesi ve çökmesi için tüm imkan ve gücünü son raddesine kadar seferber etmiştir.

√       Amaç milletimizin maddi ve manevi direniş noktalarını esnetmek ve yırtmaktır.

√       Amaç devletimizin ilke ve esaslarını bükmek ve kırmaktır.

√       Amaç Türkiye’nin hukuki, emniyet ve sosyolojik kodlarını ortadan kaldırmaktır.

Bunlar vehim değildir.

Bunlar bir korkunun, korkutmanın ve korku pompalananın ucuzluğu ve basitliğiyle eşdeğer sayılmamalıdır.

Bu söylediklerim afakî, abartı ve aşırı bir yorum olarak da değerlendirilmemelidir.

Söyler misiniz bana, PKK’nın yıllarca silahlı şekilde dağlarda aradığı ve kanla elde etmeye çalıştığı ihanet ve melanet hedeflerin iktidar tarafından sahiplenilmesinin daha nasıl izahı olacaktır?

İslamcılık kisvesi altına sığınarak bölücülük ve terör hamiliğine soyunan bugünkü iktidar mensuplarının maskelerini indirmek için daha ne söylenebilecek ve neler ileri sürülebilecektir?

Teröristlerin el üstünde tutulduğu süreç ihaneti izdüşümünde, milli değerlere sahip çıkmanın, milli birliğimizi ve milli kimliğimizi savunmanın ayıplanacak bir davranış, ilkel ve ırkçı bir bakış olarak lanse edilmesi daha başka nasıl ifade edilecektir?

Bugünkü zaman aralığında, deminden beri ifade ettiğim gibi, ülkemiz küresel bir tezgâhın dibine; ileri demokrasi, çözüm, barış ve süreç beyanları eşliğinde çökmüş kalmıştır.

Bu tezgâhın adı da hepinizin takdir edeceği üzere, Büyük Ortadoğu Projesi veya Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nden başkası değildir.

 

Değerli Milletvekilleri,

Söz konusu kanlı proje ülkemizin de aralarında bulunduğu; Ortadoğu ve Kuzey Afrika başta olmak üzere, geniş bir coğrafi alandaki ülke ve toplumları hizaya sokmak maksadıyla tasarlanmış ve tanzim edilmiştir.

Arap Baharı isimli isyan ve kaos sürecinin BOP’un ara bir istasyonu olduğu bugün daha iyi anlaşılmıştır.

Çizilen küresel kanlı güzergâhın, hercümerce dayalı eylem planının ilerleyebilmesi için rejimler devrilmiş, otoriter isimler koltuklarından edilmiş, komşu coğrafyalar baştanbaşa deprem geçirmiştir.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin kapsam ve hedefindeki ülkeler birer birer kağıttan kaleler gibi devrilmiş, yönetimler el değiştirmiş, bir zamanlar övülen diktatörler teker teker tasfiye edilmiştir.

Kalabalıkların birikmiş itirazı, katlanan kızgınlıkları BOP’un teşvik ve yönlendirmesi altında zıvanadan çıkmış ve kontrolsüz şekilde yayılmıştır.

Tunus’tan Suriye’ye kadarki sömürgeciliğin seyir defterini, repliği ölüm diliyle hazırlanan sözde demokrasi ve özgürleşme macerasını başka türlü ifade etmek bugünkü verilerle mümkün olmayacaktır.

BOP, Türkiye’nin içinde bulunduğu uçsuz bucaksız coğrafyaların haritalarını yeniden belirlemek, 1916 şartlarında gizli anlaşmalarla tayin edilen sınırları yeni baştan şekillendirme gayesi güden emperyalist şarlatanlığın yeni bir oyunudur.

Sözüm ona otoriter rejimler ıslah edilecek, özgürlük talepleri cevap bulacak, barış ve istikrar tohumları her yere ekilecektir.

Tabii olarak, BOP’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki totaliter yönetimlerden işe başlaması, hızla sınırlarımıza kadar dayanması şaşırtıcı görülmemelidir.

Nihayetinde hedef Türkiye ve Türk milletidir.

BOP’un ana argümanı, ana savı ve başlıca iddiası arasında da çözüm, barış, özgürleşme ve demokratikleşme ziyadesiyle yer tutmuştur.

İşte bu kanlı ve insanlık dışı yeni sömürgeciliğin senaristi ABD, Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, paralı lejyonerleri de AKP, PKK, BDP ve teröristbaşından ibaret olmuştur.

AKP hükümeti başından beridir; suflörü Batı, Kılavuzu BOP olan kanlı bir oyunun dişlileri arasında gönüllü şekilde kalmış ve olaylara yabancı başkentlerin gözüyle ve bakış açısıyla yaklaşmıştır.

Suriye’deki rejimin direnç göstermesi, arzulanan dönüşümün şimdilik engellerle karşılaşması BOP’un hedeflerinde herhangi bir değişiklik veya düzeltme yapmamıştır.

BOP’un en önemli amaçlarından biri bağımsız Kürdistan’ı kurmak, bu kapsamda haritaların yeniden çizilmesini sağlamaktır.

Az önce de vurguladığım gibi,  bu kanlı projenin esas hedefi Türkiye ve Türk milletidir.

Ve görüldüğü kadarıyla, komşu coğrafyaları Arap Baharı ateşiyle yakan bu plan, ülkemize de PKK baharı olarak sirayet etmiş durumdadır.

Küresel projeler doğrultusunda; Türkiye önce demokratik özerklik, arkasından iki dilli ortak kurucu halkın olduğu bir devlet, ardından federal devlet ve daha sonra da birleşik Kürdistan fikrinin somutlaşacağı bir batağa doğru hızla gitmektedir.

İmralı canisi ve Başbakan küresel rol paylaşımı içerisinde birbirlerine yaklaştırılmış ve tümüyle müşterek bir lisan ve hain bir niyetin etrafında bir araya getirilmişlerdir.

Başbakan masada olabilmek, kanlı pastanın kıyısından köşesinden kapabilmek için zilleti ve rezaleti huşu içinde kendisine yakıştırmıştır.

Başbakan Erdoğan ve canibaşının fikir ve emellerindeki benzerlik, hatta aynılık esasen BOP’un son raunduna doğru hızla yaklaşıldığını göstermektedir.

Açıkça söylemek lazımdır ki, küresel kanlı proje Türkiye’ye çözüm süreci ve barış propagandası adı altında sıçramıştır.

Şam yönetiminin düşmesi için küresel gücün adımlarını hızlandırması, bu ülkenin kuzeyinde PYD ile rejim güçlerinin cebelleşmesi malum ve makus son hakkında hepimize bir fikir vermektedir.

Bu ülkede 70 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş, yüzbinlercesi de mülteci durumuna düşerek yerini ve yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır.

Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD ittifakı mevzilerini ve ele geçirdikleri şehirleri korumak için her türlü karanlık vasıtayı kullanmaktadır.

Anlaşıldığı kadarıyla, Irak’tan sonra Suriye’de de yeni bir peşmerge idaresinin kurulması an meselesidir ve AKP buna çanak tutmakta, zımnen destek vermektedir.

Bu yolla Kürdistan’ın ana iskeleti belirginleşecek, Suriye’nin parçalanmasıyla bu emperyalist resim netleşecek ve Türkiye’nin tutunduğu zemin kaydırılacaktır.

Başbakan Erdoğan’ın feryat figan, kavga dövüş, vura kıra ilerlettiği çözüm süreci, şayet istenildiği gibi giderse, uyarmak isterim ki, bağımsız Kürdistan’ın kuzey ayağı olgunlaşacaktır.

İmralı canisinin, devletsiz ve dört parçalı “Kürt Demokratik Konfedaralizm” önerisiyle, Başbakan’ın eyalet yönetimi teklifi buna yönelik tehlikeli ve kokuşmuş bir hamledir.

Dışişleri Bakanı’nın, tarihi parantezi kapatmaktan bahsetmesi, bundan sonra tarihin bizim irademizle akacağını iddia etmesi, fetret devrinin biteceğine vurgu yapması ve “Ya birlikte yürüyeceğiz ya da bizi lime lime edecekler” beyanları aslında parçalanmanın ve bölünmenin gizli şifrelerini taşıması bakımından son derece düşündürücüdür.

Görülüyor ki, Başbakan Erdoğan İmralı canisinin kanlı düşüncelerine, PKK’nın çürümüş niyetlerine ve küresel kanlı projenin peşine sadakatle takılmış, milli ve jeopolitik gerçeklerden tam olarak uzaklaşmıştır.

Ayrıca son bir ay içinde ABD Dışişleri Bakanı’nın iki defa gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinin, doğal olarak iç ve dış gelişmelerle yakından bağ ve bağlantısı olduğu şüphesizdir.

Bunun yanında ABD Başkanı Obama ile Başbakan Erdoğan’ın 16 Mayıs’ta yapacakları görüşme trafiği her şeyi billurlaştırmıştır.

ABD’li bakanın üstüne vazifeymiş gibi, “Türk hükümetinin şiddeti barışçı yollarla sona erdirme çalışmasını alkışlıyoruz ve hayranlık duyuyoruz” ifadesi bizim açımızdan her anlamda sorunlu ve tartışmaya açık bulunmuştur.

Şu çelişkiye bakınız ki, Müslüman coğrafyasını şiddet, vahşet ve harabeye çeviren bir ülkenin bakanı barışı alkışlamaktadır.

Şu cürete bakınız ki, Irak’ta, Afganistan’da milyonlarca masumu katleden, tecavüz eden, yetim bırakan bir ülkenin bakanı bize sözde insanlık dersi verir bir hale gelmiştir.

Üstelik bu bakan, Anıtkabir Özel Defteri’ne “Türkiye vatandaşları” tabirini yazarak, Türk milletini yok farz etmiş, AKP’nin kimin izinden ve yolundan gittiğini de yeniden açık etmiştir.

Bize göre, ABD’li Dışişleri Bakanı, önce yıktıkları, yaktıkları, öldürdükleri, yok ettikleri, kıydıkları milyonların hesabını vermeli, kaderiyle oynadıkları ülkeler için özürler dilemeli ve arkasından da binlerce kilometreden ordularıyla niçin geldiklerini izah etmelidir.

Yabancı siyasetçilerin tenkit veya övgülerinin milletimizin umurunda bile olmadığını ve hiçbir değerinin de bulunmayacağını en başta AKP ve sonrasında da arkasına saklandığı yabancı güçler kesinlikle anlamalıdır.

Tüm bu gelişmeler AKP’nin çözüm ve barış sözlerinin küresel ve bölgesel projelerin bir parçası olduğunu kanıtlamıştır.

Ve PKK baharı AKP’yle birlikte yaşanmaya başlamış, Türkiye çok tehlikeli bir sürecin içine kıstırılmıştır.

Bu vahim sürecin sonuç alması halinde; ortada ne üniter devlet, ne milli devlet, ne Türk milleti kavramı ve birliği kalacak, Türkiye Cumhuriyeti bütünüyle çökecektir.

AKP’nin, PKK’nın, BDP’nin, küresel zorbalığın ve İmralı canisinin tam da isteği budur.

Ancak buna ne güçleri yetecek, ne alçaklıkları elverecek, ne de pervasızlıkları yardımcıları olacaktır.

Milliyetçi Hareket olduğu sürece, hain gözünü açamayacak, eşbaşkanlar soluk alamayacak, kanlı emeller Türk milletine zarar veremeyecektir.

Bizde millete sahip çıkacak cesaret vardır.

Bizde Türkiye’yi yükseltecek inanç vardır.

Bizde ihaneti durduracak kuvvet ve kararlılık vardır ve aynısıyla da burada, bu salondadır.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Türkiye, AKP tarafından, hazin ve hüsran verici acı bir dönemin tüm sancı ve baskılarını yaşamak mecburiyetinde bırakılmıştır.

Türk milletinin milli ve manevi havası bölücülük sisiyle örtülmüş, AKP hükümetinin çözüm ve barış süreci kâbus gibi milletimizin üzerine çökmüştür.

Başbakan Erdoğan İmralı canisiyle kol kola girmiş, omuz omuza vermiş ve güç birliği yapmıştır.

Türk milleti ana hatlarıyla bölücü kuşatmaya alınmış; AKP, PKK vesayetine girmiş, süreç diye diye İmralı canisinin uydusu olmuş, sonuçta takke düşmüş kel görünmüştür.

Başbakan Erdoğan, PKK değirmenine su taşımak için elinden gelen çabayı, var olan bütün kozlarını hevesle sürece dâhil etmiştir.

PKK’nın silah bırakması konusundaki temenniler karşılık bulmamış, İmralı canisi-AKP ittifakı henüz dağ kadrosunu ikna edememiştir.

Bu arada 4’ncü BDP heyeti de canibaşıyla buluşmuş ve yeni bir mektubu alarak Kandil’in yolunu tutmuştur.

Bu ne bitmez bir mektuplaşma serüvenidir ki, bir türlü mutabakat sağlanamamıştır.

Acaba Başbakan Erdoğan’ın kendisi de bu mektup döngüsüne katılmış mıdır? İmralı canisine, acele cevap beklerim diyerek kenarları çiçeklerle süslü mektuplar göndermiş midir?

Gelişmelerden anlaşılan, PKK, sürecin tam istediği kıvamda olmadığını ileri sürerek zorluk çıkarmakta, oyun bozanlık yapmakta ve AKP’nin tavizlerini yetersiz bularak ısrarla konumunu muhafaza etmeyi tercih etmektedir.

Başbakan’ın çözüm ve barış sözleri henüz PKK’ya yansımamış, yürütülen pazarlıklar silahın bırakılmasına yaramamıştır.

Zaten PKK’nın silahla yolunu ayırmaya, silahlara veda etmeye niyetinin de olmadığı bariz şekilde görülmüş ve anlaşılmıştır.

Öte yandan Başbakan Erdoğan terörle mücadele adı altında, bölücü örgüte teslim sürecini hız ve aceleyle ilerlettiğini inatla gizlemeyi tercih etmektedir.

Bunun için analar ağlamasın sözü, kan dursun yalanları; huzur, refah, barış ve istikrar vaatleri PKK’yla görüşmelerin makyajı olarak yayılmakta ve yaygınlaştırılmaktadır.

Başbakan Erdoğan milletimizi PKK ve İmralı canisinin tezlerine ikna etmek için bütün mekanizmaları, bütün aracıları ve bütün yolları nankörce kullanmaya başlamıştır.

TBMM’nde sözde çözüm süreci ile ilgili komisyon kurulması da gündeme alınmıştır.

AKP, Gazi Meclis’i PKK’ya muhatap kılmak için adeta çırpınmakta ve her şeyi çarpıtmaktadır.

Türk milleti AKP’nin psikolojik harekâtıyla ve algıları yönetecek kurnazlıklarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Bunun için de İmralı canisinin ve PKK’nın öteden beri dayattığı ve hayata geçmesi için zorladığı sözde “Akil İnsanlar Heyeti” 63 kişiyle teşekkül ettirilmiş ve harekete geçirilmiştir.

7 bölgede 9’arlı gruplar halinde PKK elçiliğine soyunacak olan bu aklı kararmışlar hem AKP’nin propagandasını yapacaklar hem de çerçevesi AKP-PKK müşterekliğiyle belirlenen alandan ayrılmayacakladır.

PKK’nın kuyruğuna takılacak olan bu 7 çarpı 9’luklar, Türkiye genelinde sözüm ona barışı, kanın durmasını ve çözümün önemini anlatacaklardır.

Başbakan Erdoğan madem sözde çözüm sürecine yüzde 60’ı bulan bir desteğin olduğunu ileri sürmektedir, o halde neden ve niçin değişik meslek gurubundan 63 kişiyi toplama ve görevlendirme gereği hissetmiştir?

Başbakan Erdoğan bu 63 kişiyi maşa olarak mı kullanacaktır?

Hepsinden daha da önemlisi Türk milletini bölünmeye, bölücü terörün hain taleplerine ikna etmeye ne hakla kalkışmış, ne yetkiyle PKK’yı Anadolu’nun her köşesine taşımaya karar vermiştir?

Samsun ve Sinop’ta püskürtülen BDP’li milletvekillerinin yarım kalan turlarını bu 63 AKP ve PKK sempatizanına mı tamamlatacaktır?

Başbakan umutluysa, her şey iyi gidiyorsa, İmralı canisi ve terör örgütüyle ballı börekli görüşmeler sürüyorsa, ne diye AKP’li milletvekilleri kafileler halinde gezmekte, hangi akla hizmet 63’lükler milletin ödediği vergilerle, PKK sözcülüğüne memur edilmektedir?

Başbakan kendisini akıllı, Türk milletini enayi yerine mi koymaktadır?

Tümüyle ortadadır ki, AKP’nin çözümü çatırdamaya ve çürümeye başlamıştır.

Aziz milletimiz PKK’nın meşrulaşmasına direnç göstermiş, Başbakan ve partisinin gerçek niyetini anlamıştır.

Bunu aşmak ve tepkileri hafifletmek arayışıyla, her tarafta ikna odaları kurulacak, PKK iknacıları menfaat ve mevkii karşılığında Anadolu’ya çıkarılacaktır.

Üstelik bunlar bir konsept dahilinde değil, kendileri açısından makul görülen, akıllarında ne bulunuyorsa milletimize anlatmaya kalkışacaklardır.

Bildiğiniz gibi, İmralı canisinin doğum günü olan 4 Nisan’da, Başbakan Erdoğan ve 63 kişilik sözde akil insanlar Dolmabahçe’de bir araya gelerek canibaşına bölünme pastası hediye etmişlerdir.

Bundan sonra bu 63’lüklerin, plakası 63 olan Şanlıurfa ilimize giderek İmralı canisinin köyüne yüz sürmeleri, burada duygulu saatler geçirmeleri ve oradan da yurt sathına düşe kalka ve birbirlerine çözüm morfini enjekte ederek dağılmaları kendileri adına tutarlı bir tavır olacaktır.

Peki, bu 63 kişi neyi çözecekler, neyin sürecini kabullendirmeye çalışacaklar, neleri anlatacaklardır?

Bunlara göre PKK terör örgütü müdür?

Ya da Türkiye’de bir bölücülük sorunu var mıdır?

Bu 63 sözde akil insan, çözüm olarak neyi önerecek, barış olarak neyi sunacaktır?

PKK’lıları kardeş olarak gösteren Tatar Ramazan, herkesi Apdurrahman Çavuş mu zannetmektedir?

Ölen PKK’lılara şehit diyecek kadar çukura girmiş Mükremin Çıtır, herkesi Feriştah, Mücver abla, zavallı Numan ve Tirbüşon mu görmektedir?

“Kaderin böylesine yazıklar olsun” diyen ve sadece şarkılarıyla bilinen Sayın Gencebay neden bahsedecek, sadece dil yarasıyla mı durumu kurtaracaktır?

Hülya Koçyiğit Hanımefendi çözümü mü, yoksa filmlerindeki sahneleri mi anlatacaktır?

Türklerin ayrıcalığını paylaşmak istemediğini hezeyan içinde duyuran ve enteresan filmlerle anılan Lale Mansur Hanımefendi mi çözüm ve barış konferansı verecektir?

Türk bayrağı yerine devlet bayrağı denilmesini öneren hastalıklı zihniyet mi Türk milletini PKK’nın emellerine ikna edecektir?

Başbakan Erdoğan bu 63 karanlık yüz aracılığıyla aklımızla alay mı etmektedir?

Türk milletini hafife mi almaktadır?

Bu çerçevede, bizim dikkatimizi bir husus daha çekmiştir.

12 kötü adamın en kıdemlileri nedense 63 kişi arasında yer almamıştır.

Mesela Cengiz Çandar, mesela Hasan Cemal niye yoktur?

Bunlar terfi mi almış, artık bölücülüğün teknik kadrosuna mı yükselmiş, yoksa o kadar uğraşmalarına rağmen aforoz mu edilmişlerdir?

Bize göre Türk milletine çelme takmaya, bölücülük propagandası yapmaya ve bölünmeyi benimsetmeye kalkışan kim varsa, açıkça ifade ederim ki; bunların sermayeleri kızarmaz yüz, şahsiyetleri yaşarmaz göz ve kimlikleri de sızlamaz vicdandır.

Bu 63’lükler Anadolu’da bozguna uğrayacak, sorulan hiçbir soruya cevap veremeyecek ve iki ay sonunda da pusarak, mızmızlanarak, sinerek Başbakan’a sığınacaklardır.

Bunlara Türk milletinin gönlü de, kapısı da, zihni de sonuna kadar kapalıdır.

Çünkü Türk milletinin AKP’ye, BDP’ya, PKK’ya ve İmralı canisine sırtı dönüktür.

Bizim sözde “Akil İnsanlar Heyeti”yle ilgili sözlerimiz Başbakan Erdoğan’ı epey kıvrandırmış ve kızdırmıştır.

Ve hayret verici şekilde bizi edebe davet etmiş, üstelik hakaret ve iftirada da sınır tanımamıştır.

Sayın Başbakan bilmelisin ki, sen edep konusunda bize söz söyleyecek en son kişi bile değilsin.

Bizim, edepsizlikten kapkara kesilmiş ve edep dilene dilene İmralı kıyılarına müzakere takasıyla yanaşmış birisinden edep öğrenecek halimiz yoktur.

Bizim hamd olsun, hamurumuz sağlamdır, sütümüz helaldir, yönümüz doğrudur, dilimiz hayra yöneliktir ve hedefimiz milletimizin yararınadır.

Sorarım sizlere, şeytana yakasını kaptıran birisi bize edep dersi vermeye nasıl cesaret edebilmektedir?

Müslüman katilleriyle içli dışlı olan birisi edebi nasıl ağzına alabilmektedir?

Türkiye Cumhuriyeti ifadesini tabelalardan, Ne Mutlu Türküm Diyene seslenişini gönüllerden silmeye çalışan bir Başbakan edebi nasıl diline dolamaktadır?

Önüne geleni azarlayan, hakir ve hor gören bir siyaset meddahı edepten nasıl bahsetmektedir?

Şehitlerimizin kanlılarıyla, gözlü yaşlı annelerin hasımlarıyla, milletimizin canını alan bölücü vampirlerle hesaplaşma değil helalleşme tavsiyesinde bulunan birisi bize edep dersini hangi seviye ve birikimle verebilmektedir?

Sayın Başbakan, bilmelisin ki, şereften nasibini alamamışların edebi çoktan elden çıkmış ve çoktan bitmiştir.

Türklüğü korumak edeptir.

Milleti yüceltmek edeptir.

Türkiye’yi güçlü kılmak edeptir.

Milli ve manevi değerleri benimsemek edeptir.

Ecdadımıza ve mukadderatımıza sahip çıkmak edeptendir.

Biz Türk milliyetçileri olarak, Allah’a hamd ederim ki edepliyiz, edep yolundayız.

Sayın Başbakan, bütün bunlara rağmen hala kendini edepli olarak görüyorsan diyeceğimiz tek şey Allah seni de, senin gibileri de ıslah etsin, akıl fikir ihsan eyleyerek hidayete erdirsin.

Unutma ki, edep müzakere değildir veya İmralı’da beleşe satılan bir meta da asla olmayacaktır.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

Başbakan Erdoğan süreç ihanetinde basireti bağlandıkça sataşacak yer aramaktadır.

Ve bize de arkası arkasına saldırmakta, yalan dolu sözleri sıralamaktadır.

Hafta sonundaki bir konuşmasında şaşırmış ve şaşkına dönmüş, bizim ağzımızdan tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet ifadesini ilk defa duyduğunu söylemiştir.

Fakat yine eksik duymuş ve bizi yine tam olarak dinlememiştir.

Zira tek dil kararlılığımızı nedense hasıraltı yapmış ve görmezden gelmiştir.

Başbakan Erdoğan ya okuma ve anlama özürlüsüdür ya da işitme zorlukları vardır.

Eğer Başbakan Erdoğan yıllardan beridir heyecanla söylediğimiz ve hemen hemen her ortamda da tekrarladığımız tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ve tek dil ülküsünü öğrenmek istiyorsa, kendisine konuşmalarımızı ciltler halinde göndermekten büyük memnuniyet duyacağımızı iyi bilmelidir.

Bunları, Başbakan ağzına bile alamazken, biz meydanlarda, grup toplantılarında üstüne basa basa ve inançla haykırdık.

Milleti önce 36’ya bölüp, sonra da tek çatı altında toplamaya çalışan bir hastalıklı zihnin bizim fikirlerimizi anlaması elbette eşyanın tabiatına aykırıdır.

Her yönüyle meydandadır ki, Başbakan Erdoğan tam olarak yalan ve çarpıtmayı alışkanlık haline getirmiştir.

Diğer taraftan geçen haftaki Meclis grup konuşmasında üniversitelerdeki artan olaylardan dolayı milliyetçi-ülkücü gençleri suçlamış ve utanmadan terörist olarak lanse etmiştir.

Başbakan Erdoğan, PKK’lıların sınırlarımızdan silahlı mı silahsız mı çıkacağına dair papatya falı açarken militanlar değil sınırdan çıkmak, yığınlar halinde içeri girerek şehirlere ve üniversitelere kamp kurmuştur.

Başbakan’ın karşıt görüşlü genç dedikleri dağ eğitimini tamamlamış, canilik stajını icra etmiş alçaklardan başkası değildir.

Bu zihniyetin teröristlerle düşe kalka aklı durmuş, zekası körelmiş ve feraseti tükenmiştir.

İlle de terörist görmek istiyorsa, sürekli el ele gezdiklerine zahmet edip bakmayı denemelidir.

Sormak isterim ki, Başbakan PKK’lıları milliyetçi-ülkücü gençlerin üzerine kışkırtmak için İmralı canisiyle birlikte özel bir talimat mı vermiştir?

Polis nerededir? Güvenlik tedbirleri neden alınmamıştır?

Bayrak sallayanlara göz açtırmayanlar, PKK’ya neden yumuşak ve anlayışlıdır?

Başbakan Erdoğan PKK’yı silah gibi kullanmayı bırakmalı, üniversiteleri karıştırarak sözde çözümün alt yapısını kurmaktan vazgeçmeli, milliyetçi-ülkücü gençleri terörist olarak gösterme küstahlığından uzaklaşmalıdır.

Yoksa bunun vebali ağır olacaktır.

Konuşmama son vermeden önce bir hususa daha temas etmek istiyorum:

Başbakan Erdoğan bu aralar aklına estikçe bizim hükümet olduğumuz dönemdeki ekonomik tablodan bahsetmekte ve bu yolla itibarımızı sarsacağını hesap etmektedir.

Ve son olarak da batan bankaların Türkiye’ye maliyetini hatırlatarak “Yargı ne iş yapar” diyerek sormuş ve aklınca suç duyurusunda bulunmuştur.

Ayrıca bize yönelik olarak, “Batsın sizin vatanseverliğiniz” deme izansızlığını gösterebilmiştir.

Bizim hiçbir şeyden korkumuz yoktur.

Başbakan Erdoğan 57’nci hükümet döneminde, MHP’nin sorumlu olduğu bakanlıkları inceletmeli ve gerekirse Meclis’te araştırma Komisyonu kurdurmalıdır.

Hodri meydan, Yüce Divan’da dahil olmak üzere her yola başvurmaktan çekinmemelidir.

Çok şükür alnımız ak, sicilimiz temiz ve geçmişimiz ip gibi düzgündür.

Ancak Sayın Başbakan unutma ki, yargının ne iş yaptığını günü geldiğinde inşallah bizzat sen göreceksin.

Bölücülüğünün, belediye başkanıyken çevirdiğin dolapların, iktidar yıllarındaki kanunsuzluklarının hepsinin bir bir hesabını yargı önünde vereceksin.

Başbakan Erdoğan ekonomiden zerre kadar anlamamaktadır.

Eline tutuşturulan metinlerde ne yazılı ise kurulmuş plak gibi tekrarlamaktadır.

Bizim de ortağı olduğumuz 57’nci hükümet döneminde, bir tek dahi yeni banka kurulmasına müsaade verilmemiştir.

Hükümet olduğumuzda, genellikle bankaların sermaye yapılarının son derece bozuk olduğu biraz ekonomi bilgisi olanlar tarafından itiraf edilecektir.

Biz hükümet olarak, Bankalar Kanunu’nda değişiklik yaparak, banka kurulmasını yeni ve katı kurallara bağladık.

Kamu bankalarının önceki yıllardan kalan birikmiş görev zararlarını tasfiye ettik, sermaye desteği sağladık.

Bugün sağlam bir bankacılık yapısı varsa bunun nedeni AKP hükümeti değil, koalisyon hükümetinin aldığı etkili tedbirlerdir.

Sayın Başbakan yalan rakamlarla 10 yılın gerisinden gelmeyi bırak ve şunu bil ki;

Dün banka batıranlar bugün senin yanındadır.

Dün faiz kırbacını şaklatanlar bugün seninle yoldaştır.

Dün küresel ekonomik operasyonların azmettiricileri bugün senin kader ortağındır.

Dün milletimizi işsiz bırakanlar, yoksullaştıranlar ve borçlandıranlar bugün senin dizinin dibindedir.

Sayın Başbakan boşuna yorulma, senin eşbaşkanlığını yaptıkların ekonomik yıkımın ve krizin mimarlarıdır.

Çünkü Türkiye’nin kurban edilmesi, Türk milletinin zayıflaması, BOP’un ilerlemesi için bizim gitmemiz, senin ve zihniyetinin gelmesi öngörülmüştür.

Eğer sen böylesi bir manzaraya gelişme, güçlenme, itibar ve istikrar diyorsan, söylemek isterim ki, asıl senin zihniyetin batsın, asıl senin işbirlikçilerin yerin dibine geçsin.

Bu düşüncelerle siz değerli milletvekili arkadaşlarımı ve saygıdeğer misafirlerimizi bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’tan hepinize sağlık, başarı ve mutluluklar diliyorum.

Sağ olun, var olun.



Kategorisi: Lider'den

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter