Yazdır
Mail Yolla
Yazı Boyutu
9-16 Ocak Haftalık Gündem Değerlendirmesi
BİZ'den Haberler
'Sözde Ermeni Soykırımı Ve Gerçekler' Konferansı
Tokat Ülkü Ocakları İl başkanlığı tarafından 07/01/2012 tarihinde 26 Haziran Atatürk Kültür Sarayı’nda ‘‘Sözde Ermeni Soykırımı ve Gerçekler ’’ adlı konferans düzenlendi. Gerçekleşen konferansa Tokat İl ocak başkanı Onur Çalışkan, Milliyetçi Hareket Partisi genel başkan yardımcısı Dr. Reşat Doğru ve konuşmacı olarak Türk Tarih Kurumu eski başkanı ve MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu katıldı. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun konuşmacı olarak katıldığı konferans, plaket takdimi ile son buldu.
Gönül Seferberliği Şöleni Düzenlendi
Bünyan Ülkü Ocakları tarafından 1-7 Ocak 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilen “Gönül Seferberliği etkinlikleri”, “Gönül Seferberliği Gecesi” ile son buldu. “Ülkücü Fikir önderlerinin” sözlerinin ilçenin önemli bilbordlarına asılması ve sonrasında Şehitlik ziyareti ile başlatılan “Gönül Seferberliği Haftası” etkinlikleri, Liseli Gönüldaş Dergisinin çıkarılması, Şehit ailelerini ziyaret, Şehitler için Mevlid-i Şerif Okutulması ile devam etti ve muhteşem bir şölenle taçlandırıldı.
Dünya Uygur Kurultayı Ziyareti Sonrası Açıklama
Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı- Doğu Türkistan Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk, Sivas Ülkü Ocakları'na misafir oldu ve ocağımızda bir basın açıklaması yaptı. Ocak başkanımız, yöneticilerimiz ve gençler ile bir süre sohbet eden Tümtürk, Doğu Türkistan’da yapılan büyük işkence ve acımasızlıklar hakkında bilgiler verdi. Daha sonra Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında Ocağımızda bir basın açıklaması yaptı.
Türkiye Gündemi
Şemdini Davasında Karar Varıldı
Şemdinli davasında karara varıldı. Mahkemenin verdiği karara göre 2 astsubay ve 1 itirafçıya 39 yıl 10 ay 27′şer gün hapis cezası verildi. İki astsubayın, dönemin Kara Kuvvetleri tarafından “tanırım, iyi çocuklardır” diye öngörüde bulunduğu kişiler olması ise gözlerden kaçmadı.
Gül'ün Görev Süresi Belli Oldu
Cumhurbaşkanı seçilme ile ilgili düzenlemeyi yapan komisyon, Gül’ün görev süresi ile ilgili sorunu çözmek için tasarıya ek madde konuldu. Bu maddeye göre Gül, tekrar seçilemeyecek ve toplamda 7 yıl görev yapacak. Böylece, sorun Başbakan’ın isteği doğrultusunda çözülmüş oldu.
Başbuğ Terörist ise Apo Nedir?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına neden olan suçlamanın ağır olduğunu iddia etti ve ”Başbuğ terörist ise İmralı’da yatan cani kimdir, ona nasıl hitap edilmeli ve denmelidir? Bu durum karşısında Silivri’ye nakli, Başbuğ’un da İmralı’ya gönderilmesi ihtimal midir?” diye sordu.
Arınç'tan Yeni Çıkış
Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlayan Arınç, basın ve ifade özgürlüğüne de değindi. Ardından tutuklu vekiller ile ilgili açıklamalarda bulunan Arınç “Kimsenin cezaevine atılması ve uzun süre içeride kalması bizi memnun etmez. Kendinizi o kişilerin yerine koyun. Bir saniye, bir dakika, bir gün şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza bir insan için en büyük işkencedir. Bırakın cezaevine konmayı, şu kapıyı dışarıdan kilitlesem, bir gün yalnız başına kalacaksın desem, herhalde bundan daha büyük bir acı, bundan daha büyük bir eza olamaz. Kaldı ki onların cezaevi şartlarını düşünelim. Bugün gazeteci milletvekili arkadaşımız var içeride. Her zaman söylüyorum, milletvekilinin yeri parlamentodur.” dedi.
Uludere'ye Sınır Kapısı
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, İçişleri Bakanlığınca kendilerine “Uludere’de sınır kapısı açılması” teklifinde bulunulduğunu söyledi. Açılacak sınır kapısı ile kaçakçılığında kökünün son bulacağını belirten Bakan Yazıcı sözlerine şöyle devam etti: ” Söz konusu kapıların sınır ticaret merkezlerinin oluşturulması noktasında komşu ülkelerle müzakerelerimizi sürdürüyoruz. Uludere Gülyazı mevkiinde gerçekleştirilen sınır üzerindeki ve kaçak olarak nitelendirdiğimiz faaliyetin legal hale gelmesi için çalışmalara başladık.”
Brifing Toplantısı Yapıldı
85. kuruluş yıl dönemini kutlayan Milli İstihbarat Teşkilatı, 85. yıl kutlamalarına devam ediyor. Geçen hafta basın mensuplarına kapılarını açan teşkilat, bu hafta ise devlet erkanını ağırladı. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan başta olmak üzere bakanlar, yüksek yargı mensupları ve ordudan da birçok yetkili brifing toplantısına katıldı. 1 saat 10 dakika sürdüğü açıklanan toplantıda MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan birer konuşma yaptılar.
Atambayev TBMM'de Konuştu
Kırgızistan Cumhurşkanı, Gül’ün davetlisiydi. Atambayev TBMM’de yaptığı konuşmasında”Biz Türküz, eski Türküz, hiç bir zaman köle olmayız. Her bir Türk için dik başlı ölmek, diz çöken kölelik yaşamından daha iyidir” dedi. Atambayev sözlerine şöyle devam etti “Ulu Türk kağanlığını kuramasak da büyük Türk Birliği’ni kurmalıyız!”
KCK Soruşturması Devam Ediyor
Bölücü terör örgütünün sözde üst yöneticilerine İstanbul merkezli olarak başlatılan arama ve baskınlar devam ediyor. Şu anda kadar 33 kişinin gözaltına alındığı 17 şehirde 123 adreste aramalar gerçekleştirildi. Polisler daha sonra KESK Genel Merkezi ve Eğitim-Sen’de aramalar yaptılar. BDP MYK üyesi olduğu belirtilen bir şahıs ve eski BDP’li vekil Fatma Kurtulan’da gözaltına alınanlar arasında.
Efsanevi Lider Hayatını Kaybetti
Kaldırıldığı Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören K.K.T.C Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Taziye Mesajları Yayımlanmaya Başladı
KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve efsanevi lideri Rauf Denktaş’ın vefatından sonra liderler taziye mesajları yayımlamaya başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den sonra Başbakan Erdoğan bir taziye mesajı yayımladı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP lideri Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli’de yaptıkları açıklamalarda efsanevi lidere rahmet, yakınlarına ve Türk milletine başsağlığı dilediler.
Ulusal Yas İlan Edildi
Kıbrıs davasının lideri Rauf Denktaş'ın vefatı üzerine Türkiye'den yeni bir adım geldi. Alınan karar göre Türkiye'de yas ilan edildi. Cenazenin defnedileceği Salı gününe kadar Türkiye dış temsilciliklerinde bayraklar yarıya inecek. KKTC'de ise yas süresi 1 hafta olarak belirlendi.
Dünya Gündemi
ABD'nin Silah Kaygısı
ABD’den “silah” kaygısı mesajı geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, hem Rusya’dan hem de geminin uğradığı son liman olan Kıbrıs Rum Yönetimi’nden açıklama beklenildiğini bu noktada kaygıların iletildiğini söyledi. Rusya’dan yola çıkan silah gemisi, Suriye’ye silah götürmüştü.
İsrail Rahat Durmuyor
Arap yarımadasından tansiyon bir türlü düşmüyor. Arap yarımadasında yaşananları bahane edinen İsrail silahlanmaya devam ediyor. Şimdi de Almanya’dan iki adet denizaltı alındı. Alınan denizaltılar nükleer özelliğe sahip. 4 adet nükleer füze başlığı taşıyabilen denizaltılar, 500 km menzile sahip.
Güney Kore'den Hocalı Desteği
Güney Kore Cumhuriyeti Halk Meclisi Başkanı Pak Hi-Tae, Bakü ziyaretinde Hocalı soykırımını tanıyabileceklerinin sinyalini verdi.
Basın mensuplarına verdiği demeçte, Hocalı’da yaşanan acıların çok büyük olduğunu ve mutlaka araştırılması gerektiğini belirtti. Güney Koreli Meclis Başkanı, kendisinin de detaylı bilgiye sahip olmadığı bu konu hakkında geniş bilgi sahibi olmayı çok istediğini anlattı. Hocalı faciasının mutlaka uluslararası platformda tanınması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Kültür-Sanat
Fetih ve Kıyamet 1453 / Prof. Dr. Feridun Emecan
1453 yılına dönmeye, İstanbul’un Fethi’ne tanıklık etmeye hazır mısınız? Tarih alanında pek çok önemli çalışmaya imza atan Prof. Dr. Feridun M. Emecen’den İstanbul’un fethi üzerine muhteşem bir araştırma.Hem Doğu hem de Batı dünyası için büyük önem arz eden bir şehir İstanbul… Bir yanda köklü bir imparatorluk Bizans, diğer yanda da Doğu’nun yükselen gücü Osmanlılar ve küçük yaşta babası tarafından tahta çıkarılan ve katı bir siyasi mücadelenin içine itilen Fatih Sultan Mehmed…Bu beklenmeyen başarı, İstanbul’un fethi, bir bakıma Batı dünyasının siyasi ve askerî ilerlemesine Müslüman dünyasının bir cevabı niteliğindeydi. Bununla da bitmeyecekti; İslam dünyasının en güçlü temsilcisi olan Osmanlı Türklerine Orta Avrupa’ya kadar uzanacak yeni hedeflerinin kapıları da açılacaktı.Peki adı tarihte yer etmiş bu başarılı padişah Fatih Sultan Mehmed kimdi?Şahsi dünyası, kişisel görüşleri, 21 yaşında “Fatih” olmasını sağlayan etkenler nelerdi?İstanbul’u almak için kurduğu hayaller neydi, kuşatmaya hazırlık aşamalarında neler yaşanmış ve fetih nasıl gerçekleşmişti?Gemiler gerçekten de Haliç’ten bir gecede yürütülmüş müydü?Kuşatma boyunca yaşananları Doğu ve Batı dünyası nasıl yorumlamıştı?İstanbul’un fethinin kıyametle kurulan tarihsel bağlantısının ardında yatan sebepler nelerdi?Kıyamet beklentisi niçin İstanbul’un fethiyle özdeşleştirilmişti?Bu ve bu şanlı fetih üzerine merak edilen daha pek çok soru, ilk defa yayınlanan belgeler, özel savaş resimleri, haritalar ve akıcı bir üslupla Prof. Dr. Feridun M. Emecen tarafından araştırılıp yazıldı; Fetih ve Kıyamet / 1453…
Demir Leydi / Phylida Lloyd
2 Nisan 1982'de Arjantin'in Falkland ve Güney Georgia Adalarını işgal etmesi ile başlayan ve altı hafta süren Falkland Savaşı'nda yaşanan krizi odak noktasına alan film, o dönem İngiltere'nin başında olan Margaret Thatcher'ı ve yaşananları beyazperdeye taşıyor. Güç ve güç için ödenen bedellerin konu alındığı hikâye benzersiz ve evrensel olarak nitelendiriliyor. 20. yüzyılın en etkili ve ünlü kadınlarından Thatcher, erkek egemen bir dünyada, sınıf ve cinsiyet engellerini çökerten bir kadın olarak bilinmesinin yanı sıra, aldığı sosyal ve politik kararlar yüzünden hayli sert eleştirilere maruz kalmıştı... Meryl Streep'i Demir Lady olarak izleyeceğimiz film tarihin en çetrefilli döneminde yaşanan güç ve iktidar savaşının benzersiz bir panoramasını beyazperdeye taşıyor...
Önerilen Yazı
Biya-Politika Üzerine Okuma Notları - Fırat Kargıoğlu
Osman Akgül ve Hasan Çağlayan’a…
“Zoolojikleştirme aslında antropolojikleştirmedir.”
Walter Euchner
“Bir felsefî fikrin uygulanmaya konması ve örgütlenebilmesi için en önce, bu felsefî fikrin açık bir tarifini yapmak gereklidir. Mezhepler, inanç için ne değer ifâde ediyorsa, bir toplumun ilkeleri de, kurulmak üzere olan siyasal parti için aynı değeri ifâde eder.” [1]
Adolf Hitler
1: Bu yazıda –meraklısına, Alman siyaset bilimi profesörü Walter Euchner imzalı, Kaan H. Ökten tarafından Türkçeleştirilmiş olan ‘“Baba Ben Niye Faşist Oldum?” Biyo-Politikanın Temelleri ve Sınırları Üzerine’ [2] adlı yapıttan –herhangi bir yorumlama sürecine girmeksizin, doğrudan- bâzı bölümler takdim ediyorum. “Meraklısına” diyorum; zirâ biyo-politika/sosyo-biyoloji, kimilerince hiç ciddiye alınması gereken bir araştırma sahası değilken, kimilerinceyse hâlâ önemini muhâfaza eden, İnsan’ı anlamak/anlanlandırmak nâmına işlevsel bir saha. Ayrıca, söz konusu sahanın –entelektüel anlamda- bilhassa ‘ırkçı’ kuramlar ve bu kuramların pratiklerinin epeyce beslendiği bir saha olduğunun da altını çizmek gerek. Bilindiği üzere; ırkçı/doğa(l)’cı/totaliter hareketler, kâhir ekseriyet itibariyle anti-entelektüelist hareketler olmakla berâber; söz-konusu anti-entelektüelizmin, entelektüel bir arka planı olduğu da yadsınamaz bir hakikattir. Sözgelimi; İtalyan faşizminin ağababası Mussolini’nin “doktrinimiz, eylemimizdir” [3] sloganı veya II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sının hava kuvvetleri komutanı olan Göring’e atfedilen “ne zaman kültürden söz edildiğini duysam, elim tabancama gidiyor” [4] sözü, anti-entelektüelizmin tipik örnekleridir. Diğer yandan; M. Hanifi Macit –Faşizm ve Nazizm adlı yapıtında [5], Faşizm ve Nazizmin Düşünsel Kaynakları başlığı altında şu alt-başlıklara yer vermektedir: (i) Sosyal Darwinizm, (ii) Johann Gottlieb Fichte, (iii) George William Friedrich Hegel, (iv) Friedrich Wilhelm Nietzsche, (v) Oswald Spengler – Alfred Rosenberg ve (vi) Giovanna Gentile – Alfredo Rocco. Velhâsıl: Bendenizin bu yazıda nakledeceği okuma-notları, daha çok ikinci tip –yâni İnsan’ı ve İnsan ilişkilerini biyo-politika/sosyo-biyolojinin de belirli ölçüde açıklayıcılık kudretine sahip olduğunu düşünen- okuyucuya yöneliktir, biline…
2: Evvelâ: Kaan Ökten –Sunuş yazısında, biyo-politika/sosyo-biyoloji sahasına ilişkin şu özet bilgiyi veriyor: “Bu kitap, siyaset bilimini uzunca süredir meşgul etmesine karşın son zamanlarda yeniden ivme kazanan bir ‘sorun’la ilgilidir: Siyasal ve sosyal alanın fennileşmesi. Biyo-politika ve sosyo-biyolojinin yanı sıra gen-teknolojisi gibi neredeyse pop art haline gelen kavramsal kalıplar ve teknik uygulamaların insanın yaşama dünyasını açıklamaya yeltenmesi, siyaset bilimini kapsamlı biçimde etkilemektedir. Bir sorun olarak algılanıp sorgulanan, ‘insan’ ve onun kurduğu ‘dünya’dır. Ve tabii sorgulama teknikleri ‘fenni’ olunca da hem insan, hem de onun sosyal ve politik dünyası ‘tür’ ve ‘gen’ gibi kavramların açıklama alanına girmeye başlamıştır. Doğanın estetize edilmesi anlamına da gelen bu anlayışın uzantılarını artık her yerde görmek mümkündür. Bu yaklaşım, sözgelimi sosyal, kültürel ve ekonomik bir fenomen olan faşizmi bile biyo-politik kavramlarla ‘açıklama’ya kalkışınca, derlememize “Baba Ben Neden Faşist Oldum?” gibi dikkat çekici bir üst başlık koymaktan kendimizi alamadık. Zira biyo-politikanın temelleri ve sınırlarını inceleyen elinizdeki küçük kitap, ‘devlet’, ‘hiyerarşi’, ‘kapitalizm’, ‘faşizm’, ‘güç’ gibi fenomenlerin ırsiliğin çatısı altında çözümlemeye çalışırken, belki de bunların kayıtsız şartsız biçimde meşrulaştırılmasına hizmet etmektedir. […]” İmdi, kitaptan bâzı ‘ilgi çekici’ bölümlere geçebiliriz:
2.1: “‘Politik Hayvanat Bahçesi’ne İlişkin Metafor ve İmgeler” Başlıklı Bölümden: Yazınsal alanda insan-hayvan karşılaştırmaları hem çok eskilere dayanır, hem de hakim olunamayacak kadar çoktur. Çoğu insanın gözünde hayvanlar önemli varlıklardır, çünkü onlarla bir çeşit yakınlığımızın olduğu düşünülür (buna rağmen hayvanlara keyfi olarak kötü muamele yapmıyor da değiliz). Nitekim bu konuda Tucholsky, bir eserinde, hayvanat bahçesini ziyaret edenlerin, maymunların bulunduğu kafesin önünde ‘vicdani rahatsızlığın getirdiği hafif bir ürperti yaşadıkları’nı belirtmektedir. Öte yandan, en büyük korkularımızdan birisi, Hitchcock’un Kuşlar’ında görüldüğü üzere, hayvanların bir araya gelip üzerimize saldırmalarıdır. […] Eskiçağ’dan bu yana hayvanat âlemine dair meseller, insanları anlatmak için sevilerek kullanılan bir sanat ürünüdür. Burada insanlar, hayvani ilişkilere büründürülür: Açgözlü, hırslı, kurnaz, riyakâr, mağrur ve aynı zamanda safdil temsiller söz konusudur. En bilindik örnekleri Ezop’un fabllarıdır, ki bunlar daha sonra Phaedrus ve Lafontaine tarafından yeniden ele alınarak anlatılmışlardır. Pek çoğumuz “Kurt ve Kuzu” hikâyesini ya da inek, keçi, koyun ve aslanın birlikte avlanmasını hatılayacaktır. Bu hikâyede, hayvanat âleminin kralı, avını ilginç bir ‘adalet ilkesi’ne göre pay eder:
Birinci çeyreği benimdir, çünkü ben aslanım.
İkincisi bana, cesur olana, aittir.
Üçüncüsü tabii ki en güçlü olanın, yine benimdir.
Son çeyreğine dokunanı ise yakarım.
[…] Eski çağlardan beri kahramanlar ve hükümdarlar, kendilerini yabanıl ve cesur hayvanlara benzetir veya kendilerini onlarla karşılaştırırlar. Oysa Alman Rönesansı’nın aydınlanmacı hümanistleri bu tür iktidar sembollerini ciddi biçimde eleştirmişlerdir, ama bu pek bilinmez. Örneğin Sebastian Franck, Kutsal Roma Germen İmparatoru’nun kutsal arması olan kartal hakkında şöyle bir eleştiri getirmiştir: “Zorbalıkla herşeyi kendine çeken ve ona egemen olmaya çalışan arsız, inatçı bir kuştur,” ve o “herkesin düşmanı olan, herkese elem getiren” bir hayvandır. Franck’a göre, kendini kartalla özdeşleştiren bir hükümdar, bu hayvanın karakter özelliklerine sahip olmalıdır. Öte yandan, Rotterdamlı Erasmus, turnaları kartallarla karşılaştırarak şöyle bir sonuca varır: Turnalar bir formasyon izleyerek uçarlarken, önder kuş dönüşümlü olarak başa geçtiği için önderlik sembolü olarak demokrat turna imgesini kullansak, kadim zamanlardan kalma şu eğri gagalı canavardan çok daha iyi olmaz mıydı? […] Machiavelli’nin hükümdarlar tipolojisi çok daha bildiktir. Machiavelli’ye göre, hükümdarların sözlerinin eri olmaları takdire layık bir hasletse de bunu gerçekleştirmeleri pek zordur, tabii her hükümdarın en yüce hedefi olan ‘gücü elde tutmak’ söz konusu olduğu için. Gücü elde tutmanın iki yolu vardır: birisi hukuk, diğeriyse kaba kuvvet. Machiavelli’ye göre hukuk insanlara, kaba kuvvetse hayvanlara özgüdür. Ancak bir hükümdar her iki yoldan da yararlanmak durumundadır., yani o ‘bir hayvanın tabiatını alabilmeli’dir. Bu noktada Machiavelli, iki farklı hayvandan söz eder: biri tilki, diğeri aslan. Hükümdar tilki gibi olmalıdır, çünkü düşmanlarının kurduğu tuzakları sezebilmeli, onları atlatabilmeli ve onlara karşı kendi tuzaklarını kurabilmelidir. Aslan gibi olmasının sebebiyse, iktidar koltuğunun çevresinde uluyan kurtların gözünü korkutmak ve onları kaçırmaktır. Machiavelli’nin en ünlü eleştirmenlerinden birisi olan Dolf Sternberger’e göre, böyle bir tipoloji, Batı düşünce geleneğiyle bağlarını koparan uğursuz bir gelişmedir. Zira, Machiavelli hukuk ile kaba kuvveti, yani insanla hayvanı aynı düzeye indirgemektedir. Bu bağlamda, hükümdar bir centauros gibidir: insan ve hayvan karşımı korkunç bir garabet, şimdiye kadarki düşünce alışkanlığımız içinde rastlanmamış bir tasavvur. Neticede bu, politikanın insanilikten çıkartılıp hayvanatlaştırılması yönünde bir ilk adımdır. […] Arı, karınca ve beyaz karıncaların, devlet benzeri oluşumlar halinde yaşadıkları malumdur. Bu bilgi, eski çağlardan beri politikanın hayvanatlaştırılması için önemli bir araç olmuştur. Ancak burada amaç, hayvanat mesellerindekinden farklıdır. Mesellerde hayvanlar insani zayıflıkların birer karikatürü işlevi görürlerken, devlet oluşturan hayvanlar konusu ideolojik olarak manipüle edilebilecek bir mesajı içermektedir: Onlar hiyerarşik, yani doğal ve sağlıklı iktidar yapıları içinde yaşamaktadırlar; doğaları gereği çalışkan ve disiplinlidirler; populasyonlarını zengin ve güçlü kılan işbölümü ilkesine sadıktırlar; savaşçıdırlar ve devletlerini dış düşmanlara karşı cesurca ve fedakârca savunurlar. Bu sebeple, yurtsever pedagogların çoğu, kendi gençlerine arı veya karınca devletini örnek gösterirler.
2.2: “‘Tinsel Hayvan Âlemi’: Sol Hegelciliğin Eleştirisi ve Marksizmdeki Darwinci Dönüş” Başlıklı Bölümden: İnsan ile hayvanları karşılaştırarak insanın doğası üzerine bilgi sahibi olmaya çalışanların bir başka grubu, insan anlayışını hayvanatlaştırarak değil, ama insanla hayvan arasındaki ayrımları ortaya çıkararak amaca ulaşmak ister. Darwinizim ise bu amacın tersine döndürülmesi demektir: İnsanın memeli hayvan olduğu gerçeğinden hareketle, insani davranışın hayvanların davranışlarına bakılarak anlaşılabileceği sonucunu çıkarmaktır. Darwin’den önceki insan anlayışı, ya apaçık ya da örtük biçimde Hıristiyan-teolojik bir yönelime sahipti. Buna göre insan, suretinde yaratıldığı Tanrı’nın mükemmelliğine yaklaşmaya çalışmalıydı. Bu emri çiğneyenler insan ile hayvanı aynı düzeye indirgiyordu ve bu açıkça günahtı. Katolik Kilise’nin Darwinizmin yükseliş döneminde ona karşı en çetin savunma mücadelesini vermesinin nedeni de buydu. […] İnsanlar temellerindeki birinci doğalarına göre değil, kendi yarattıkları ‘ikinci doğaları’nın örüntülerine göre yaşıyorlardı. Burada akla şöyle bir soru gelmektedir: “Birinci doğa’nın, yani ‘hayvani’ doğanın ‘ikinci doğa’nın önüne geçtiği durumlar var mıdır?
2.3: “‘Varoluş Mücadelesi’nden Genetik Etoloji, Sosyo-Biyoloji ve Biyo-politikaya” Başlıklı Bölümden: […] Toplumbilimciler de aynı telden çalıyordu. Örneğin, sosyolog van den Berghe, sosyolojinin yenilik yaratma gücünün çok düşük olmasıyla alay etmekteydi. Buna göre, sosyolojinin kavram ve modelleri, sadece saçmalıklar doğurmaktan ve malumu ilan etmekten başka bir şeye yaramayan eski fikirlerin yeniden canlandırılmasından ibaretti. Oysa toplumbilimleri açısından sosyo-biyoloji, siyaset bilimcisi Wiegele’nin sözleriyle, “gelişmekte olan bir devrim” niteliğini taşıyordu. Bunun nedenlerini Wilson şu şekilde özetlemişti: “Tarihte ilk kez biyoloji, insan doğasını ve insanların oluşturduğu toplumsal örgütlenmelerin temellerini açıklamayı amaçlayacak şekilde formüle edilmektedir. Artık biyoloji, insanlarla hayvanları karşılaştırmak ve benzeşimler kurmaktan (bu etolojinin göreviydi) çok daha fazlasını yapabilmektedir. Başvurduğu yöntemlerle –genetik, ekoloji ve popülasyon biyolojisiyle ilgili kuramlarla- toplumbilimlerinin içeriği yeniden belirlenebilir; egemenlik bölgesi davranışı, çok eşlilik, nepotizm, cinsel bağlanma, çocuk cinayeti, hatta diğerkâmlık ve din konuları yeniden yorumlanabilir, yeni ve çok daha derin açıklamalar sunulabilir.”
2.4: “İnsanın Konumu Ayrı mı?” Başlıklı Bölümden: İnsanın bir memeli hayvan niteliğine sahip olduğundan kimse kuşku duyamaz. Ama yine de onun zihinsel yetileri dolayısıyla öteki canlılar arasında ayrıcalıklı bir yere sahip olduğuna ilişkin sağlam argümanlarımız var: İnsanların dil aracılığıyla iletişim kuruyor olmaları, ileri düzeyde soyutlaştırmalara başvurarak düşünebilmeleri, özlerine ilişkin tefekkürde bulunabilmeleri ve ölüm bilincine sahip olmalarının yanı sıra, doğayı (kendi doğaları dahil) hem yaratıcı hem de sömürücü ve yıkıcı biçimde değiştirip kendine has bir kültürel yaşama dünyası yaratabilme yetisi olan dıştalayıcı poiesis (yaratı) sahipliği, bu argümanların en başta gelenleridir. Sosyo-biyolojik argümantasyona göre, yukarıdaki belirlenimlerde insan açıkça ya da örtük olarak ikici bir bakış açısından bakılarak değerlendirildiğinden, insanın yaşama dünyasında hayvan benzeri bir ‘birinci doğa’nın üzerinde, kültür dünyası anlamındaki ‘ikinci doğa’nın bulunduğunu savunan bu argümana itibar edilemez. Dawkins bu konuda şunları belirtir: “Yaygın biçimde kullanılan insani ve ‘hayvani’ ayrımı, yaşam ağacının akla uygun olmayan biçimde çarpıtılması demektir. […] Bu durumda insan türü ayrı tutularak ‘yakın akrabamız’ olan şempanzeleri, denizanaları, tahtakuruları ve amiplerle aynı kategoride değerlendirmek zorunda kalırız. Bu rahatsız edicidir.” Öte yandan Dawkins’e göre, “Hayvanlar düşünemez, konuşamaz, okuyamaz, bilim yapamaz ve müzik çalamaz,” gibi savlar son kertede ‘insan’ denen hayvanın bunları yapabildiğini ifade etmekten başka bir şey değildir; oysa örneğin kırlangıçlar öteki kuşlardan daha uzağa ve daha hızlı uçabildikleri halde bu durum onları kuş türünden saymamamıza neden olmaz. […] Özellikle insanla maymun arasındaki davranışlara bakarak benzeşim kurma eğilimi oldukça yaygındır. Örneğin şebekler, hemcinslerini o kadar cansiperane biçimde korumaktadırlar ki, bu durum, saldırıya uğrayan bir memleketin genç evlatlarının düşmanla savaşında canlarını seve seve vermelerine benzetilmektedir. Öte yandan Waal, insansı maymunlarda hoşgörü, uzlaşı, teselli etme davranışlarından rahatlıkla söz edilebileceğini savunmaktadır. Ayrıca, şempanzelerin yalan söylediği, sahte tavır takındığı ve provakasyonlara aldırış etmedikleri bile görülmektedir. Şempanzeler ‘değiş tokuş’un ne olduğunu bilmektedirler ve ‘eşitlik’ ve ‘yumuşak huyluluk’ duyguları vardır. Bunun sebebi, büyük olasılıkla yemlerini paylaşıyor olmalarıdır (ancak muz konusunda paylaşımcı olmayıp oldukça acımasız oldukları da bir gerçektir). Hatta onların politik bile davrandıkları görülmektedir: Birbirleriyle mücadele ederler, ittifaklar kurarlar, müzakerelerde bulunurlar ve çeşitli uzlaşı ritlerine başvurarak ‘peace-making’ [barış oluşturma] yaparlar. İşaret diline sahiptirler, hem hoşgörülebilir hem de yasaklanmış davranışa ilişkin dilsel olmayan görüşleri vardır, alet kullanırlar ve süslenirler. Bu sebeple şempanzelerde kültür, dil, politika ve ahlâktan söz etmek yanlış olmaz. Onlarda eksik olan, sadece bilginin nesilden nesile aktarımıdır.
2.5: “Biyo-Politika: Politikanın ‘Science Nuova’sı mı?” Başlıklı Bölümden: İnsanlarda saldırganlık potansiyelinin bulunduğu ve her an fiiliyata geçirilebileceği bilinen bir gerçeğin ilanından öteye gitmez. Saldırganlığa sebebiyet veren patolojilerin var olduğunu herkes bilir. Ancak bence insanın ‘birinci’ değil ‘ikinci doğası’ (yani, dinsel, ulusal veya milliyetçi mit ve ırkçılıkları) sebebiyle doğan saldırganlıklar politik açıdan çok daha önemlidir. Bunlar insanın ‘doğal’ saldırganlık potansiyelinden çok daha tehlikelidir. Ayrıca, söz konusu kültür sebepli saldırganlıkların hayvani değil, insani kökenli olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Goethe’nin Faust’unda Mephisto, Tanrı’ya itiraz ederek insana akıl bahşetmenin bir hata olduğunu savunmaktadır. Buna göre, insanda akıl olmasaydı insan daha rahat ederdi, çünkü akıl, aklı kötü kullanmaya teşvik eder: “Ona akıl der, ama onu sadece alelade bir hayvandan daha hayvanca davranmak için kullanır” der, Mephisto. “Alelade bir hayvandan daha hayvanca” –bu, insanca demektir. Şu anki savaşların ve düşmanlıkların, hayvanatla paylaştığımız genetik malzeme dolayısıyla değil, propaganda araçları sayesinde önyargı, nefret ve imha fantezilerine dönüşüveren ideolojik yapıntılardan kaynaklandığıysa tartışılamaz bir gerçektir. […] Siyaset biliminde şöyle bir temel kural vardır: “Demokrasiler birbirlerine karşı savaş yapmazlar” –aksi ispatlanamaz bir önerme olmadığı halde, bunu çürütmek henüz mümkün olamamıştır. Sonuç olarak söylemek gerekirse: Sosyo-biyoloji/biyo-politikanın sunduğu çözümlemeler, bana göre toplumbilimlerini zenginleştirmekten yoksundur. İnsanın genetik programının politik davranışını tam olarak açıkladığı hipotezi ile gerçek durumlar arasında o kadar büyük bir uçurum vardır ki, bunu empirik kanıtlarla aşabilmek mümkün olamamaktadır. [*]
***
Sonnotlar
[1]: Adolf Hitler, Kavgam, Toker Yayınları, Tercüme Eden: Mine Toker, Tam Metin / 15. Baskı, İstanbul, Nisan 2000, s: 396.
[2]: Walter Euchner, “Baba Ben Niye Faşist Oldum?” Biyo-Politika Temelleri ve Sınırları Üzerine, Türkçesi: Kaan H. Ökten, Agora Kitaplığı, İstanbul, Ocak 2004.
[3]: Alıntılanan Kaynak: Kadir Cangızbay, Sosyalizm ve Özyönetim / Reel Sosyalizmden Sosyalist Realiteye, Ütopya Yayınevi, Ankara, 2003, s: 43.
[4]: Bertolt Brecht-Umberto Eco-İlya Ehrenburg [ve Sibel Özbudun’un Önsöz’üyle], Faşizm Yazıları, Ütopya Yayınevi, Ankara, Mayıs 2001, s: 49.
[5]: M. Hanifi Macit, Faşizm ve Nazizm, Savaş Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, 2006.
[*]: Not: Okuyucuyla paylaştığım bu bölümler, kitabın ele aldığı konunun özetinin de özeti niteliğindedir; zirâ asıl-metindeki bâzı bölümlere ve asıl-metin dışındaki ilâve-metinlerin içeriğine bu yazıda hiç yer verilmemiştir. İlk notta da altını çizdiğim üzere, maksadım, konuya/kitaba dikkat çekmekten ibârettir.
Gunortasihaber.com / 7 Ocak 2012
Etiketler: israil, hocalı, güney kore, sınır kapısı, uludere, rauf denktaş, tayyip erdoğan, devlet bahçeli, chp, mhp, akp, bülent arınç, türkiye, ırak, taziye mesajı, nükleer denizaltı, nükleer, almanya,






















