733. Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri Konuşması – 14 Eylül 2014

Değerli Vatandaşlarım,

Sayın Misafirler,

Muhterem Söğütlüler,

Bugün, 733’üncü Söğüt Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri vesilesiyle bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Söğüt, Beylikten İmparatorluğa giden muazzam ayağa kalkışın ve stratejik hamlenin hareket ve karar merkezidir.

Aynı zamanda bu topraklar, Türk’ün asırlarca sürdürdüğü hükümranlığın filizlendiği ve boy attığı cevherin de adıdır.

Engin bir vizyonla hedefini içe değil dışarıya odaklayan; yüzünü kıtalara, coğrafyalara, kürenin her noktasına çeviren aziz ecdadımızla ne kadar gurur duysak azdır.

733 yıl önce Türkmen ruhundan doğan muhteşem uyanış bilahare fütuhat şuuru ile beslenmiş ve insanlık tarihine yön verecek bir zirveye tırmanmıştır.

Söğüt’te, zamanın akışını değiştirecek, dengeleri yeni baştan kuracak, yankısı ve yansıması uzun yüzyıllar geçmeyecek kutlu bir irade belini doğrultmuş, asırlara Türk mührü vurmak için ileri atılmıştır.

Söğüt yeni bir başlangıç olmasının yanı sıra, atalarımızın sahip oldukları Türk kültür ve devlet mirasının daha da ileri taşınmasına beşiklik yapmıştır.

Burada; mazlumlara umut olan, zalimlere korku salan, ulaştığı her yerde adaleti hakim kılan cihan devletimizin sütunları dikilmiştir.

Kuruluşumuzun ilkeleri önceki Türk asırlarında anlam ve kaynağını bulmuştur.

Göç yollarını takip ederek bu yurt köşesine kadar gelen muhterem ecdadımız, dünün birikimlerine yarının umutlarını eklemiş, geçmişin hatırlarını geleceğin özlem ve hayalleriyle süslemiştir.

Bunda da başarılı olmuştur.

Bu topraklarda temsil edilerek Ertuğrul neslinde değerini bulan ve cazibe merkezi haline gelen yüksek yönetim anlayışı insanlığın kaderine istikamet çizmiştir.

Cihan devletimizin yeşermesinde ve yerleşmesinde; kılıç gücü kadar, aklın rehberliği, imanın gücü, insaniyete saygı, adalete bağlılık, vicdanlı tutum, hoşgörüyle birlikte kucaklayıcı politikalar belirleyici olmuştur.

Bunların yanı sıra ve belki de en önemlisi, yurt tutulan topraklarda hem kalıcı olabilmek hem de istikrarlı büyüyebilmek için sabırla ve şuurla sosyal, ekonomik ve kültürel buluşma çabaları yürütülmüştür.

400 çadırlık bir Türkmen topluluğunun kurduğu Beyliği, 624 yıllık kudretli bir imparatorluğa dönüştürmesinin özünde yatan sır da burada, bu beşeri kaynaşma ve milletleşme sürecinde aranmalıdır.

Ertuğrul Ocağı, önceki dönemlerin kısır kavgalarından, kardeşler arasındaki husumetlerden dersler çıkarmıştır.

Hepsinden önemlisi didişerek, çekişerek, bölünerek, ayrışarak, farklılaşarak büyük ülkülere ulaşılamayacağının farkına varmıştır.

Bu bütünleştirici anlayıştır ki, birliği ve dirliği bozulmuş olan Anadolu coğrafyasında vücut bulan bir uç beyliğinden, çağ açıp çağ kapatan bir İmparatorluğa ulaşılmasını temin etmiştir.

Akıl, öngörü ve milli şuur, imparatorluk unsurlarının aynı hedefe yönlendirilmesi, imrenilecek bir mücadele, gerçekçi bir cesaret ve hala dillerde olan adaletli yönetim en az savaş meydanları kadar kalıcı ve tesirli sonuçlar doğurmuştur.

 

Muhterem Söğütlü Kardeşlerim,

Günümüzde de varlığımızı devam ettirebilmek için çıkaracağımız dersler ve alacağımız ibret Osmanlı tarihinin doğru bir analizine ihtiyaç göstermektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çok sayıda inanç ve toplumu sevk ve idare beceresini idrak etmeden yapılacak her yorum, bu devletin mirasçısı Cumhuriyetimizi yıkıma götürecek tehlikelere ortam açacaktır.

Anadolu coğrafyasının bir ucunda, bir Türk beyliğinin öncülüğünde cihan devletinin ortaya çıkması elbette ki çok önemli tarihî bir olaydır.

Bununla sürekli övünmenin yanında, geçmişin doğru tahlil ve analizi Türk milletinin geleceğine ışık tutacaktır.

Unutmayalım ki; altı asır süren bir imparatorluğun mevcudiyetindeki esas;

       Farklılıkları kaşıyan değil birleştiren,

       Ayrılıkları kışkırtan değil bütünleştiren,

       Kimlikleri tahrik eden değil millet kimliğinde barındıran,

       Dirliği ve düzeni bozmak isteyene ise dersini veren yönetim anlayışıdır.

Birbiriyle kavgalı Türk boylarını sıkıştıkları dar alandan üste doğru yükselterek Türk milleti kimliğinde buluşturan Osmanlı şuuru, birlikte ve barış içinde yaşama kararlılığıdır.

Bu yolla ceddimiz, milli kimliğin yoğrulduğu asırlar içinde milletimizi her türlü tahribattan kurtarmış ve bugünkü varlığımızın köklü zeminini hazırlamıştır.

Üç kıtaya yayılan hükümranlığın sırrı da bu milletleşme halinde aranmalıdır.

Birilerinin iddia ettiği ve sandığı gibi Osmanlı Devleti, kimlik oluşturamamış, tesadüfen bir araya gelmiş alt kültürlerin, dağınık ve sorumsuz idare merkezi değildir.

Aksine, tarihin derinliklerinden gelen Türk devlet ve yönetim geleneğinin tipik ve zirveye yükselmiş bir devamıdır.

Asırlarca süren hükümranlığımızın temeli millet olma bilincinde saklıdır.

Bu beşeri zenginlik, bu beşeri deha ve kuvvet fetihlerin de, hakimiyetin de enerjisi ve motivasyonu olmuştur.

Osmanlı her görüşe sonsuz kucak açan, her tahribe sıcak bakan ilkesiz ve omurgasız bir devlet değildir.

Koyduğu kural ve adalet ölçülerine uyması şartıyla yönettiği tebaası vardır.

Ecdadımız, müsamaha ile milli beka; serbestlikle başkaldırma; özgürlükle başına buyrukluk arasındaki hassas dengeleri gözetmiş ve gerektiğinde gücünü çekinmeden göstermiştir.

Söğüt ocağının, bürokraside, idarede kullandığı ve merkezinde Türkçe’nin bulunduğu resmi bir yazışma dili ve münasebetler ağı vardır.

Ertuğrul neslinin, yönettiği toplumlar üzerinde bu esaslara rıza göstermesi kaydıyla herkesi bağrına basan müşfik ve anlayışlı bir tarzı vardır.

Cihan imparatorluğumuzun, milletin bölünmesine, yönetimin zayıflamasına yol açacak bütün gelişmeler karşısında neler yaptığının ve nasıl mücadele verdiğinin ibret sayfaları tarihin akışında açıkça görülebilecektir.

Kimlik arayışlarının ve farklılıkların tahriki ile koskoca İmparatorluğumuzun nasıl bir küçülme yaşadığı, sonunda asli unsur olan Türk milletine, şu anki coğrafyasına döndüğü acıklı deneyimlerle bilinmektedir.

Bu itibarla, bin yılda oluşan milli varlığımızın aleyhine faal halde bulunanların kendilerini ve zihniyetlerini bir kez daha gözden geçirmeleri Söğüt emanetine sadakatin gereğidir.

İşte 733 yıl önce İmparatorluk destanı için kolları sıvayanların torunları buradadır.

Çok şükür ki Türkmenlik burada hala yaşamaktadır.

Hala Türkçe hepinizin dilinde ve gönlündedir.

Türk kültürü tıpkı Ertuğrul Ocağında olduğu gibi ruhlarınızda taşınmaktadır.

Hayme Ana’nın hayır duası, Dursun Fakih’in irşadı, Şey Edebali’nin irfan ve maneviyatı sizlerle geleceğe uzanmaktadır.

Söğüt bir kuruluşun adı ise, Ankara bir kurtuluşun, bir dirilişin, yeni baştan doğrulmanın eskimeyecek adıdır.

Bizim açımızdan; Söğüt yolundan, Söğüt düşünden, Söğüt faziletinden geriye dönüş, geriye kıvrılış yoktur, olamayacaktır.

 

Aziz Vatandaşlarım,

Türk milletini, öz yurdunda etnik bir topluluk haline indirgeyip kavmiyetçi körlükten kurtulamayanların, Türkmen ruhunu beylikten imparatorluğa götüren kucaklayıcı milli siyaseti anlaması da mümkün değildir.

İnancım odur ki, bütün olumsuzluklara rağmen; dün Söğüt toprağında filizlenip imparatorluğa dönüşen milli kudret, bugün yine sizlerin tertemiz ve asil gönüllerinizde yaşamaya devam etmektedir.

Türkiye sizlere emanettir.

Türk milletinin geleceği, sürekli yenilenen ve bizlerin pusulası olan Söğüt anlayışla güvence altında olacaktır.

Bugün burada toplanmanıza vesile olan da Ertuğrul Gazi ile başlayan kutlu yürüyüşün kesintiye uğramamasına duyduğumuz samimi ve kat’i bağlılıktır.

Sizlerden aldığım ilhamla ve size olan güvenimle diyebilirim ki, Türk milletinin ayrışmasına neden olacak nifak tohumları millet varlığında asla kök tutamayacaktır.

Milletimizin tertemiz evlatları vatanımız içinde ayrık otlarının bitmesine izin vermeyecektir.

Türk milleti; birliğini sağlamak için Söğüt’ten nasıl yola koyulmuşsa, Ankara’da güç ve ülkü birliği yaparak nasıl bağımsız bir Cumhuriyet kurmuşsa bugün de milli birlik ve kimlik üzerindeki tehlikeleri def edecek basireti mutlaka gösterecektir.

Hürmetle yad ettiğimiz ecdadımız Ertuğrul Gazi’nin ve onun asil evlatlarının kılavuzluğu ağır sorunların aşılmasında yardımcı olacaktır.

Büyük Türk milleti tarihte olduğu gibi yine hak ettiği yere yükselecektir.

Bu düşüncelerle mübarek büyüklerimiz Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi’yle birlikte tüm ecdadımızı minnet, rahmet ve hürmetle yad ediyorum.

Tarih boyunca vatan ve millet sevdasıyla şehit düşmüş bütün kahramanlarımıza en derin şükran hissiyatımla Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Sözlerime son verirken, sizleri bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun.


Kategorisi: Lider'den

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter