30 Mart Sonrası Artan Terör Eylemleri – Emre Özcan

Türkiye de, 17-25 Aralık tarihinde gerçekleşen, 4 bakana ve başbakana kadar uzanan büyük yolsuzluk operasyonlarının oluşturduğu gündem 30 Mart’ta gerçekleşen yerel seçimlere kadar gündemdeki birinci sıradaki yerini korudu. 30 Mart sonrasında ise kış döneminde fazla gündeme gelmeyen ya da getirilmeyen terör olaylarında -ki bunda baharın gelmesi başlıca etkenlerden birisidir- muazzam bir artış yaşandı.

Hükümetin terör örgütü PKK ve onun elebaşıyla; Çözüm, Milli Birlik Projesi, Kürt Açılımı gibi farklı isimlerle, doğrudan veya dolaylı şekilde yürüttüğü görüşmeler sonucu eli güçlenen ve kendine rahat manevra alanları yaratabilen PKK terör örgütü bu süreçte bölgedeki etkinliğini hiç olmadığı kadar artırdı.

30 Mart yerel seçimlerinden oy kaybetse de birinci parti olarak çıkan Akp hükümeti Oslo ve İmralı görüşmelerinde masa üzerinde bölücülere vaat ettikleri üniter devlet yapısına zarar verecek olan tavizlerin verilmesi artık son aşamaya yani özerkliğe giden yoldu. 30 Mart öncesi Bdp hükümetten aldığı yüzle birçok platformda seçimlerden sonra özerkliğin ilan edileceğini söyledi.

Akp hükümeti de seçimlerden önce genel olarak terörü bitirdiğine ve şehit cenazelerinin gelmediğine dikkat çeken propagandalar yapmaktaydı.

Lakin bu durum nasıl sağlanmıştı? Yani Oslo ve İmralı görüşmelerinde neler vaat ederek üstü kapalı bir ateşkes ilan edilmişti? Bu görüşmelerde neler konuşuldu, talepler nelerdi, hükümet hangi talepleri olumlu karşıladı ya da anlaştı? Veya gerçekten de şehit olmuyor muydu?

Ciddi, köklü bir devletin terör örgütüyle ve onun elebaşıyla görüşmesi ne kadar sağlıksızsa bu kadar gündemde tutulan, konuşulan Çözüm süreci denilen aslında Çözülme süreci olan bu durumun içeriğinin irdelenmemesi de medyanın, sivil toplum kuruluşlarının aynı ölçüde sağlıksız yapısını gözler önüne sermekteydi.

Bu görüşmelerin içeriğini tüm Türkiye ve kamuoyu bilmemekte, buna paralel olarak bugüne kadar verilmiş tavizlerden yola çıkarak müzakerelerin ne yöne doğru gittiği açıkça ortadaydı. Tavizler, özerkliğe, bölünmeye, çözülmeye doğru gidiyordu.

Seçimlerden sonra terör örgütünün eylem yöntemlerinde değişikliğe gideceği, halkın arasına sızdırılacak örgüt mensupları eliyle yeni bir mücadele dönemine girileceğini, seçimlerden önce basına yansıdığı kadarıyla devletin istihbarat kuruluşları hükümet yetkililerine bildirildiği bilgisine vakıfız. 30 Marttan sonra oluşan atmosfer bizlere istihbaratın bu raporunun ne denli isabetli olduğunu ispatlar nitelikteydi.

Seçimlerden önce; kendileriyle müzakere eden ve tavizleri bu iradeden alan PKK terör örgütü, Akp hükümetini zor durumda bırakmamak için 30 Mart öncesi silahlı veya silahsız fazla eylem yapmayarak yolsuzluk iddialarından zaten bunalmış iktidarın daha fazla yıpranmasını istememiştir.

Ancak 30 Marttan sonra bu ihanet görüşmelerinin vermiş olduğu şımarıklık ile kendilerine verilen sözleri, vaatleri istemek ve yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi bir nevi şantaj unsuru olarak eylemlerini artırmak yeni bir strateji olarak devreye sokulmuştu.

Meseleyi daha açığa kavuşturmak için 30 Mart yerel seçimlerinin öncesine bakmakta yarar görüyorum.

30 Mart Yerel Seçimlerinin Öncesi

17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla birlikte siyasi literatürümüze giren “Paralel Devlet” kavramı Fethullah Gülen Cemaati ile anılmıştı. Fakat Güneydoğu Anadolu Bölgesinde öyle olaylar vuku buluyordu ki yandaş medya ve iktidar bunları bilerek görmezden gelmeye çalışıyordu. Şehit haberleri gelmiyor diyerek kandırılan milletimizden, burada yaşanan olaylar sır gibi saklanmaktaydı.

Hatırlayacağınız üzere İdris Naim Şahin’in “Çözüm sürecinin çözülme sürecine dönüşmesi” diye başlayan istifa mektubu bizi bu konu üzerinde daha da ehemmiyetle düşünmeye sevk etmişti. En nihayetinde bunu yazan iktidar partisinin İçişleri Bakanıydı. Peki, “Çözüm Sürecinin Çözülme Sürecine Dönüşmesi” ne anlama geliyordu.

Bu süreçte;

  • BDP yerel seçimler sonrasında özerklik ilan edeceğini açıkladı,
  • Yer adlarının iadesi yapıldı,
  • Başbakan bölgeye Kürdistan dedi,
  • T.C ibareleri kaldırıldı,
  • KCK ve PKK’nın yerleşmediği ve sistemini kurmadığı tek bir ilçe veya yerleşme kalmadı,
  • Devlet otoritesinin kaybolup KCK otoritesinin yerleşmesiyle birlikte devlet desteğini kaybeden korucular ve PKK’ya karşı şehit vermiş aileler, PKK’nın tehditleri sonucunda örgüt saflarına katılmak zorunda kaldı,
  • KCK bölgede; Ceza, icra, tapu ve kadastro mahkemeleri kurdu,
  • Halktan vergi toplamaya başladı,
  • Kandil yapımı tapu dağıtmaya başladı,
  • PKK şehitlikleri ve sürekli kalabilmek için sığınaklar inşa edildi.

Görüldüğü üzere bir devletin yapması gereken tüm faaliyetleri KCK-PKK yapmakta, iktidar ise şehit haberi gelmiyor diyerek milleti kandırmaktadır. Bu kadar ayrıcalığı kazanmış olan örgüt neden asker veya polis şehit etsin ve bu kazanımlarını kaybetme riskini göze alsın ki? Teröristbaşının yakalanması neticesinde 1999 yılında tek taraflı ateşkes ilan edip dağılma sürecine giren örgüt bu noktadan, devlet kurma aşamasına geldiyse suç kimdedir ve milletimizi kim kandırmaktadır?

1999 ile 2014 yılları arasında değişen ne olmuştur? Birinde devletin terör ile mücadelesi sonucunda şehit haberi gelmemiş, örgüt dağılmaya başlamışken, diğerinde yukarıda bahsedilen tavizler, demokratik özerklik ilanları, Habur rezaleti, örgüte katılımın artması gibi sebepler neticesinde şehit haberi gelmemeye başlamıştır. Başbakan taviz verilmeden, bir şeyler vaat edilmeden terörün bitirilemeyeceği konusunda milletimizi manipüle etmektedir. Hâlbuki 15 şene öncesinde hiçbir şey vaat edilmeden, taviz verilmeden terörün nasıl bitirildiğini milletimiz eminim ki çok net bir şekilde hatırlayacaktır.

30 Mart Yerel Seçimlerinin Sonrası

30 Mart yerel seçimleri sonrasında ise BDP, verilen bu tavizler sonucunda halk nezdinde haklı bir payeye erişerek güçlenmeye başladı. Yerel seçim sonuçlarına göre BDP; 2 büyükşehir, 7 il, 67 ilçe ve 11 belde olmak üzere toplam 87 seçim bölgesinde seçim zaferi yaşadı. Tabi bu da PKK-KCK’nın daha çok şımarmasına ve eylemlerini artırmasına neden oldu. Yerel seçimlerden sonra hemen hemen her güne bir icraat sığdırmaya başlayan eli kanlı katiller, devletin otorite boşluğu, çözülme sürecine zarar gelmesin diye kışlaya ve karakollara çekilen asker ve polislerin göz yummaları neticesinde istediklerini yapmaya, istediklerini almaya başladı.

Örgütün bu süre zarfında yaptıklarını teker teker ele alırsak meseleyi, iktidarın acziyetini, bölünmüşlüğü ve çözülmeyi daha somut bir şekilde görmüş olacağız.

8 Nisan

Eli kanlı katiller; Şırnak’ın Güroymak ilçesine bağlı Çevrimli Köyü’nde 1’i korucu olmak üzere 4 kişiyi kaçırdı.

10 Nisan

BDP’li Pervin Buldan normal bir şeymiş gibi örgüt yöneticileri ile görüşüp İmralı Canisine yazılan mektubu Adalet Bakanlığı’na teslim etti.

12 Nisan

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesiyle görevli özel yetkili mahkemelerin kaldırılması sonucunda 175 sanıklı KCK davasından 48 sanık tahliye edildi.

13 Nisan

Hakkâri’nin Şemdinli İlçesi’ndeki Kale Tepe bölgesinde inşa edilen karakolun güvenliğini sağlayan askerlere eli kanlı katiller tarafından taciz ateşi açtı.

 15 Nisan

Eli kanlı katiller Şırnak’ın Güçlükonak İlçesi’nde yol yapımında çalışan 3 işçi sabah saatlerinde PKK’lılar tarafından kaçırıldı.

18 Nisan

PKK mensubu silahlı iki kişi, Van’ın Gürpınar ilçesinde karakol inşaatına hazır beton taşıyan kamyonu yaktı.

19 Nisan

Van’ın Gürpınar İlçesi’nin Özlüce Köyü’nde yapımı devam eden karakola beton taşıyan mikser, yolu kesen iki PKK’lı tarafından ateşe verilerek yakıldı.

24 Nisan

KCK da 33 Tahliye. PKK terör örgütünün şehir yapılanması KCK üyesi oldukları gerekçesi ile yargılanan 205 sanıklı ana davada tutuklu sanık kalmadı

25 Nisan

Diyarbakır’ın Lice İlçesi kırsalında baz istasyonu kuran özel bir GSM firmasında çalışan 7 operatör, PKK’lılar tarafından kaçırıldı

26 Nisan

İki terörist, Iğdır-Karakoyunlu ilçesi Bulakbaşı Köyü‘nde yaylada hayvan otlatan iki çobanı, “Bizim söylediğimiz partiye neden oy vermediniz” diyerek tehdit ve darp etti.

27 Nisan

Hakkâri Şemdinli İlçesi’nde Irak sınırında bulunan Kale Tepe Mevkii’ndeki askeri birliğe PKK’lılar tarafından taciz ateşi açıldı.

28 Nisan

Diyarbakır-Bingöl Karayolu’nu trafiğe kapatarak kimlik kontrolü yapan PKK yandaşları, durdurulan araçlardan birinde bulunan 2 uzman çavuşu ve 3 sivili kaçırdı.

30 Nisan

Orta Öğretime Geçiş Sınavı soru kitapçıklarını almak amacıyla dün Tepe Jandarma Karakol Komutanlığı’na giden askeri helikoptere PKK’lılar tarafından açılan ateş sonucu, helikoptere 4 kurşunun isabet ettiği açıkladı.

2 Mayıs

Tunceli’de PKK’lılar,  Karayoluna önceden döşenen ve 70 kilo olduğu belirtilen patlayıcıyı. merkez Sütlüce Köyü’ndeki jandarma karakoluna denetlemeye giden İl Jandarma Komutanı Albay Yurdakul Akkuş’un Karayoluna önceden döşenen ve 70 kilo olduğu belirtilen patlayıcı aracının geçişi sırasında uzaktan kumanda ile infilak ettirildi.

3 Mayıs

Hatay’ın Payas İlçesi’nde 3 PKK’lı yollarını kestikleri 5 kişinin piknik malzemesini yağmalayıp örgüt propagandası yaptı.

7 Mayıs

Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde 15 yaşındaki lise öğrencisi oğlunun kaçırıldığını söyleyen baba yetkililere seslenerek oğlunun kurtarılmasını istedi.

8 Mayıs

Şemdinli’de Bemko Çayı üzerinde yapımına 2008 yılında başlanan Beyyurdu Aslandağ Barajı inşaatına gelen bir grup PKK’lı, baraj inşaatında kullanılan 2 iş makinesini ateşe verdi.

12 Mayıs

Siirt’te PKK’lılar, Şirvan yolu üzerinde bulunan Hidro Elektrik Santraline (HES) ait şantiyeyi basarak 5 iş makinesini yaktı.

13 Mayıs

Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde terör örgütü militanları inşaatı süren jandarma karakolunun ihate duvarına PKK flamaları ve Öcalan bayrağı astı.

15 Mayıs

Şırnak’ın Görmeç Köyü mevkiinde askeri üs bölgesindeki yol inşaatında çalışan 9 işçi, PKK’lılar tarafından kaçırıldı.

25 Mayıs

Bingöl’ün Genç İlçesi’ne bağlı Servi Köyü yakınlarında bulunan özel bir firmaya ait karayolu şantiyesine gece gelen bir grup PKK’lı terörist, bekçileri etkisiz hale getirerek 3 iş makinesini ateşe verdi.

27 Mayıs

Diyarbakır’ın Lice ile Hani ilçeleri arasında yol kesen PKK’lılar 1 uzman çavuşu kaçırdı.

31 Mayıs

PKK’nın kapattığı Diyarbakır-Bingöl karayolunu açmaya çalışan jandarmaya ateş açılması sonucu 3 asker yaralandı.

2 Haziran

6 gün PKK’lılar tarafından kapatıldıktan sonra Ankara’dan gelen özel timlerin de katıldığı operasyonun ardından açılan Diyarbakır-Bingöl karayolunda ardından bölücü örgüt mensupları bu kez köy yollarını ulaşıma kapattı.

3 Haziran

Siirt’in Eruh İlçesi Yerliçoban Köyü Muhtarı İzzettin Yardım, 2 PKK’lı terörist tarafından kaçırıldı.

4 Haziran

Diyarbakır-Bingöl arasını günlerdir ulaşıma kapalı tutan PKK’lılar, şehirlerarası yolu yaklaşık 3 kilometre boyunca iş makineleriyle kazdı.

5 Haziran

Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde terör örgütü PKK’nın 13 gün önce hendekler kazarak kapatıp eylem yaptığı Diyarbakır- Bingöl karayolunu yeniden ulaşıma açmak için güvenlik güçlerinin dün başlattığı operasyonda, bugün teröristlerin açtığı ateşte bir uzman çavuş bacağından yaralandı.

8 Haziran

Tunceli’nin Ovacık İlçesi Kuşluca Jandarma Karakolu’na PKK’lılar uzun namlulu silahlarla saldırı düzenledi.

8 Haziran

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yolu trafiğe kapatan örgüt yandaşı grubun askere ateş açması sonucu çıkan olaylarda 2 kişi yaşamını yitirirken 1′i asker 2 kişi de yaralandı

9 Haziran

Muş’ta yol kesen PKK’lı teröristler görev yaptıkları okulun düzenlediği geziden dönen 23 öğretmeni kaçırdı.

9 Haziran

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yolu trafiğe kapatan terörist grupla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada ölen örgüt yandaşının cenaze töreninden sonra yüzleri kapalı teröristler,       2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nın bahçesinin duvarından atlayarak direkte asılı bulunan Türk bayrağını indirdi…

 

Sonuç olarak;

Akp hükümeti, iktidar süreci boyunca milli olan ne varsa ortadan kaldırmış, Türklüğü suç unsuru, zararlı cemiyet gibi göstermeye çalışmış, Türk bayrağını tahrik unsuru olarak adlandırmış, yıllardır terörü besleyen Barzani’ye kucak açıp şehitlerin kemiklerini, milletimizin vicdanını sızlatmış, 30 bin kişinin katilini barış güvercini ilan etmiş, PKK’yı terör örgütü seviyesinden çözümün bir parçası haline getirmiş, T.C ve andımızın baş düşmanı kesilmiş, taviz üstüne taviz vererek ülkenin milli bütünlüğüne darbe vurmuş, Seyit Rıza ve Şeyh Sait gibi bölücü terörün ilk katillerinden özür dilemiş, yer adlarının iadesi ile bölgeden Türklüğü silip bölgeyi Kürtleştirmiş, Oslo görüşmeleri ve çözülme süreci ile birlikte eli kanlı katillere her istediğini vermiş ve son olarak da şehit kanlarıyla boyanmış olan al bayrağımızın gönderden indirilmesine sessiz kalarak bölgeyi PKK terörüne bıraktığını bir kez daha ispat etmiştir.

Milli hassasiyet taşımayan bir iktidarın bu ahlaksızlığa göz yumması, PKK-AKP işbirliğini bir kez daha net bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Bayrak reklamı yapıp bölücülüğünü ve katillerle olan işbirliğini gizlemeye çalışan, tül perdelerini kefen diye yutturmaya çalışan bu iktidarın sözde kahramanları bayrak indirilirken nerededir? Bayrağımızı dalgalandığı yerden indirmek kimsenin haddi değildir diye açıklama yapan Genelkurmay Başkanının bayrak indirilirken aklı ve vicdanı nerededir?  Bayrak namus ve şerefse, buna göz yuman iktidarın namus ve şerefi kalmış mıdır? Yoksa başbakan ve diğer AKP’li milletvekilleri vatansız, bayraksız sefiller gibi bayrağa bez parçası olarak mı bakmaktadırlar? Habur’da ki görüntülere, “bunlar güzel ve görmek istediğimiz görüntüler” olarak bakan başbakan, bayrak indirilirken de aynı görüşleri mi paylaşmaktadır? Bayrak namus ve şerefse, bayrağın indirilmesi başbakan ve ekibini mutlu etmiş midir? Bayrak bağımsızlık sembolüyse, onun indirilmesi bölünmüşlüğün ve Kürdistan’ın kurulması anlamına mı gelmektedir? 2.Hava Kuvvet Komutanlığı’nda ki askerlere, “ateş etmeyin, bayrağı indirsinler” diye emir mi gelmiştir? Eğer böyle bir emir gelmemişse bayrak indirilirken hiç mi vicdanları sızlamamıştır? Bu ülkenin başbakanı, bu ülkenin askeri olduğunu iddia edenler, gerçekte PKK’nın ve Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın mı askeri ve hizmetçisidirler? Bayrağın indirilmesine göz yuman bu vatansız, milliyetsiz kişiler vicdanlarını örgütün hangi eli kanlı katiline satmışlardır? Bu kişiler hangi yüzle hala bulundukları görevde kalıp, hangi yüzle, şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış bu topraklar üzerinde yaşayıp ve hangi yüzle bu milletin yüzüne bakmaktadırlar? Yoksa utanmaları da mı kalmamıştır?


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter