18 Mayıs 1944: Bir Soy“KIRIM” Tarihi – Hasan Kumkale

Bir atasözümüz der ki “Ne ekersen, onu biçersin.”. Dünyaya güçlü olduğu zaman nizam veren, düşmanına bile merhamet gösteren, kurduğu devletlere adaleti egemen kılan Türk milleti, gücünü yitirdiğinde, hükmettiklerinden ettiği muameleyi görmemiş, tam aksine düşmanlarının hıncına kurban olmuştur. 18 Mayıs 1944 tarihi, Kırım Türkleri’nin Komünist Stalin tarafından akıl almaz zorbalıklarla sürgün adı altında adeta kurban edilişine tanıklık etmiştir.

Kırım yarımadasına ilk Türk yerleşimi yaklaşık olarak 4. yüzyılda başlamıştır. Hazar İmparatorluğu ve Altınordu Devleti’ne bağlı yaşayan Kırım Türkleri, Altınordu Devleti’nin dağılmasından sonra 1441’de Giray Han’ın öncülüğünde ilk devletlerini kurdular. 1454’de Fatih Sultan Mehmet Han’ın desteğiyle Cenevizlileri yenen Kırım Türkleri, daha sonra kendi istekleriyle Osmanlı Devleti’ne katıldılar. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde Rusların baskısıyla 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla bağımsız olan Kırım, 1783’te Rusların işgaline uğradı. Aralık 1917’de bağımsızlığını kazanan ve cumhuriyet rejimli bir devlet kuran Kırım Türkleri’nin hürriyeti kısa bir süre sonra yine Rus işgaliyle sona erer. İşgalle birlikte Kırım’da başlayan zulüm Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin’in emriyle 1944 Mayıs’ının 18. gününde doruğa ulaşmıştır.

1783 Rus işgalinden sonra Kırım Türkleri özellikle “Aktopraklar” olarak nitelendirdikleri Anadolu başta olmak üzere çeşitli yerlere göç etmeye başlamışlardır. Tüm zulümlere göğüs gererek ata toprağında kalmayı seçerek Kırımda kalan Türklerin ise 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tabir yerindeyse ayakta duracak halleri kalmamıştır. Genç nüfusunun çoğunu savaş için cepheye yollayan Kırım’da kalan nüfusun çoğunluğu kadın, çocuk ve ihtiyarlardan oluşuyordu. Ekim 1941’de Kırım topraklarına giren Almanlar, 30 Kasım 1941’de Sivastopol haricinde tüm Kırım’a hakim olmuşlardır. 10 Nisan 1944’te “Kızıl Ordu”nun Kırım’a girmesiyle yine Rus hakimiyeti başlamıştır.

10 Mayıs 1944’te Beriya tarafından, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin’e Kırım Türkleri’nin Sovyet halkına karşı “ihanet” ettikleri gerekçesiyle sürgünlerini talep eden ve bu konuda Devlet Güvenlik Komitesi’nin (GKO) onayını isteyen bir belge ulaşmıştır. Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944’te “Kırım Türkleri”ni sürgün kararı uygulanmaya başlanmıştır. Çocuk, kadın, ihtiyar ayrımı yapılmadan Kırım Türkleri’ne karşı amansız bir zulüm başlamıştır. Hayvan vagonlarına bindirilerek Özbekistan başta olmak üzere SSCB’nin çeşitli yerlerine doğru sürgün edilmişlerdir. Yolculuk boyunca yeterli yiyecek ve içecek verilmeyen Kırımlılar’ın çoğu açlıktan, susuzluktan ve hastalıklardan dolayı vefat etmiştir. Cenazelerini defnetmelerine bile izin verilmeyen soydaşlarımız, kokan cesetleri vagonlardan aşağıya atmışlardır. Sürgün edildikleri yerlerde de ağır işlerde çalıştırılmış, ahırlarda yatarak zor şartlar altında yaşamaya çalışmışlardır. 26 Kasım 1948’de kabul edilen YSP kararnamesi ile vatan hainliği ile suçlanan Kırımlılar’a vatanlarına ebediyen dönme yasağı konmuştur. Fakat çektikleri çileye rağmen Kırımlı Türkler’in vatan özlemi artarak devam etmektedir.

Stalin’den sonra gelen Sovyet Devlet Başkanı Hruşçev döneminde,  Stalin’in sağ kolu İçişleri eski Halk Komiseri Leonid Beriya tevkif edilerek idam edilmiştir. 28 Nisan 1956’da Kırım Türkleri üzerinden sürgün kısıtlamaları kaldırılmıştır. Ancak onlara vatanlarına dönüşlerine ve sürgün sırasında müsadere edilen mal varlıklarının iadesine izin verilmemiştir. 5 Eylül 1967’de Kırım Türkleri’nin diğer Sovyet vatandaşları ile eşit haklara sahip olduğunu, ülkenin diledikleri yerinde yaşama hakları bulunduğunu belirten Af Kararnamesi yayınlanmıştır. Yalnız kararnamenin “diledikleri yerde yerleşme hakkına sahipler” hükmü pratikte uygulanmamış ve onların Kırım’da yaşamalarına izin yine verilmemiştir. 24 Temmuz 1991’de ise SSCB Bakanlar Kurulunca “Kırım Türklerinin Kırım’a düzenli bir şekilde dönmeleri ve orada kendileri için gerekli şartların oluşturulmasının devlet garantisi altına alınması” hakkında kararname kabul edilmiştir.

Kırım’dan 1944’te sürgünle ayrılan soydaşlarımız tüm imkânsızlıklara rağmen milli bilinçlerini diri tutmayı başarmışlardır. Çünkü büyük fikir adamı İsmail Gaspıralı “Dilde, fikirde, işte birlik” diyerek yıllar öncesinden Kırımlılar’a, hatta tüm Türk milletine büyük bir hazinenin anahtarını sunmuştur. Çile dolu yıllarda İsmail Gaspıralı’nın sözlerini hatırlayan Kırımlılar, bir ve beraber olmayı başarmışlar ve haklı davalarında –istediklerinin tamamını halâ elde edememiş olsalarda- başarıya ulaşmışlardır.

Günümüzde Ukrayna Devleti’nin topraklarında bulunan Kırım’a dönme haklarını uzun mücadelelerle kazanan soydaşlarımızın çoğu hala sürgün oldukları yerlerden vatanlarına dönmenin özlemini çekmektedirler. Ayrıca Ukrayna’nın mevcut yasalarına göre Kırım’a dönmelerine izin verilmesine rağmen sürgüne giderken geride bıraktıkları evlerinin geri verilmesi gibi konularla ilgili bir düzenleme olmadığı için “18 Mayıs 1944 Sürgünü”nün izleri tam manasıyla silinememiştir.

Kırım Türkleri’nin efsane lideri, inandığı dava için zindanlarda yatan Mustafa Cemiloğlu, rahmetli Başbuğumuz Alparlan Türkeş’in ardından “Alparslan Türkeş bütün Türk Dünyası gibi Kırım Tatar Türkleri için de unutulmaz bir şahsiyet olarak Hakk’ın rahmetine kavuştu. Hep söylediğim gibi, Sovyetler Birliği devrinde, demir perde altında… hür dünyadan sınırlı malumat alırken Sovyet basını bizim ölçeğimizde, Sovyet basınında kim karalanırsa bizler bilirdik ki onlar iyi insanlar ve iyi işler yapıyorlar. Alparslan Türkeş ve onun Bozkurtları da Sovyet basınında hep kötü bahsedilir ve karalanırdı. Biz de bilirdik ki, Ülkücüler bizim taraftan insanlardı ve taa o yıllardan sempatimizi ve saygımızı kazanmışlardı. Demir perde aralanıp, hür dünyadan ve Türkiye’den daha fazla malumat almaya başlayınca anladık ki yanılmamışız. 1975 -76 yıllarında hayatımızı, benim için ve halkımız için Türk kamuoyunu ayağa kaldıran bu vatansever insan ve onun Ülkücüleri kurtarmış. Bu âlicenap insan ve onun Ülküdaşları, bizimle beraber ağlamışlar, bizimle acılarımızı paylaşmışlar, bizler için dualar etmişler. Kırım Tatar Türkleri merhum Alparslan Türkeş’e ve Ülkücülere müteşekkirdir. Gıyaben seneler önce tanıdığım ve sonra, Türkiye’ye birinci kere ettiğim ziyaret günlerinde, 1992, 7 Şubat’ta tanışmak mutluluğuna eriştiğim merhum Alparslan Türkeş’e yüce Allah’tan rahmet diliyorum. 1997, 4 Nisan saat 22. 45′te Türk Dünyası en büyük evlatlarından birisini kaybetti. Allah Milletimize Alparslan Türkeş gibi daha çok insanlar yetiştirmeyi nasip eylesin.” diyerek Ülkücü Hareket ve cennet mekan Başbuğumuz hakkındaki düşüncelerini dile getirmiştir.

Bugün Başbuğumuzdan ve Ülkücü abilerimizden devraldığımız bayrağı, “Onlar”a layık bir şekilde taşımaya çalışan acizane bizler de, geçen 68 yıla rağmen soy“KIRIM”ın acısını ilk günkü gibi yüreğimizde hissediyoruz. Stalin tarafından, sürgün kılıfı adı altında “soykırım”a tabi tutulan Kırımlı soydaşlarımızın yaşadıkları acıyı kalbimizde yaşıyoruz.

Bölmeyi değil ‘Birlik’i seven, birden taraf olan bizlerin her zaman Kırımla, tüm Türk Dünyasıyla “Gönlümüz Bir”…

 

 

 

 

 


Kategorisi: Gündem Yazıları

Sosyal Ağlarda Paylaş:

DeliciousFacebookDiggRSS FeedStumbleUponTwitter